Bir sinema yazarı olmamın yanı sıra arkeolog ve mitoloji araştırmacısı kimliğimle, normal şartlarda bu hafta odağımı Odysseus’a çevirmem gerekiyordu. Ancak bir süredir sinema salonu bulunmayan ücra bir adada ikamet ediyorum. Aslında bu gecikmenin olumlu bir tarafı da var; Nolan vizyona girdiğinde yaşanan o büyük entelektüel karmaşa, kulaktan dolma bilgiler ve ideolojik tepkiler ortamı iyice bulandırıyor. Haftaya ortalık sakinleştiğinde, bu gürültüden uzak bir değerlendirme yapmak çok daha nitelikli bir perspektif sunacaktır. Bu nedenle rotamı, genç neslin adeta ortak bir referans noktası haline getirdiği Obsession filmine çevirdim. Daha önce izlediğim bu yapıma, farklı bir dönemde ve kuşaklar arası kazandığı yeni anlamları görebilmek adına bir şans daha vermek istedim.
Neden Obsession filmi yeniden gündemde?
Filmi ikinci kez seyrettiğimde de düşüncelerimde bir farklılık oluşmadı. Obsession, psikolojik derinliğini sürekli vurgulayan ancak bunu sinematografik yöntemlerle kurmak yerine yalnızca işaret etmekle yetinen bir eser olma özelliğini koruyor. Takıntıyı seyircinin zihninde ilmek ilmek işlemek yerine doğrudan göze sokmayı tercih ediyor ve karakterleri sadece belirli etiketlerle sunuyor. İzleyiciye alanı anlamlandıracak bir boşluk bırakmayan film, her duyguyu agresif bir biçimde vurgulayarak herkesi kolektif bir tepkiye zorluyor. Bu durum, yapımın zaman zaman psikolojik gerilimden uzaklaşarak yapay bir melodram havasına bürünmesine neden oluyor.
ARZUNUN YENİ NESNESİ: Filmin hikâyesi neyi anlatıyor?
Yapımın temel hikâyesi, aslında insanlık tarihinin en köklü anlatı şablonlarından birine dayanıyor: Kontrol altına alınamayan basit bir dileğin felaketle sonuçlanması. Bu motif, Kral Midas’tan Faust’a, oradan The Monkey’s Paw (Maymun Pençesi) öyküsüne kadar mitoloji ve edebiyatın çok iyi bildiği bir temadır. Obsession bu mirası devralarak arzu nesnesini yaşayan bir insan formuna sokmuş. Ancak film, bu zengin potansiyeli katmanlara ayırmak yerine her şeyi en çiğ ve en görünür haliyle vitrine çıkarmayı seçmiş.
KUŞAK FARKI MI? Gençler neden bu yapıma ilgi duyuyor?
Beni asıl düşündüren konu filmin teknik kusurları değil, benim tebessümle karşıladığım sahnelerin yirmili yaşlardaki gençler tarafından neden bu denli büyük bir varoluşsal acıyla sahiplenildiği oldu. Bu durumun temelinde kuşak çatışmasından ziyade, medya deneyimindeki köklü değişim yatıyor. Bizim neslimiz sinemada sessizliğe, eksiltili anlatımlara ve kadrajın dışında kalan gizli duygulara değer vermeyi öğrenmişti. O boşlukları kendi yaşam tecrübelerimizle doldururduk. Bugün ise dijital dünya ve akıllı telefonlar, “anlık tatmin” (instant gratification) mekanizmasını hayatın merkezine koydu. Bu yeni anlatı dilinde duygular filtrelenmeden, en doğrudan ve en hızlı şekilde ifade ediliyor.
SİNEMA KENDİ DİLİNİ UNUTUYOR MU? Değişimin kaynağı neresi?
TikTok veya Reels videolarıyla büyüyen, her şeyi saniyeler içinde tüketmeye alışık bir kitle için, her şeyi açıkça haykıran sahneler bir kusur değil, aksine güçlü bir anlatım olarak görülüyor. Bana didaktik gelen bu üslup, yeni nesil izleyicide sarsıcı bir gerçeklik hissi yaratabiliyor. Filmin genç yönetmeni Curry Barker’ın da YouTube üzerindeki That’s a Bad Idea isimli skeç kanalından gelmesi, anlatı reflekslerinin hangi medya ekosisteminde şekillendiğine dair net bir ipucu veriyor. Tuğçe Madayanti Şen, bu noktada sinemanın geleceğine dair şu kritik tespiti yapıyor:
“Bugün popüler olan sinema filmleri gerçekten derin oldukları için değil, çağın bu hızlı ve yüzeysel duygu ifade etme biçimini başarıyla taklit ettikleri için kitleleri etkiliyorsa, sinema büyük bir tehlikeyle karşı karşıya demektir.”
Sinemanın geleceği nasıl şekilleniyor?
Beni asıl kaygılandıran, tek bir yapımın başarısı değil, sinema endüstrisinin bu agresif hızdaki değişim karşısında aldığı tavırdır. Sessizliğin ve imanın sanatsal değerini kaybettiği bir döneme mi giriyoruz? Artık kimsenin o boşlukları dolduracak sabrı veya estetik alışkanlığı kalmamış gibi görünüyor. Bu durum, fiziksel sinema salonlarının geleceğinden çok daha derin bir krizi simgeliyor. “Yedinci sanat, giderek kendi özgül dilinden vazgeçip, sokakta zaten her an konuşulan o gürültülü dili tekrar eden bir araca dönüşüyor.” Belki de sinemanın evrileceği nokta burasıdır ancak bu dönüşümün tam merkezinde durduğumuz ve üzerine düşünmemiz gerektiği bir gerçektir. Ayrıca günün önemli gelişmelerini kaçırmamak adına BirGün’ün WhatsApp kanalını takip edebilirsiniz.




