Günün henüz ağardığı saatlerde Boston’da, Harvard T. H. Chan Halk Sağlığı Okulu’nun yeni dekanı Rıfat Atun, şık takımıyla ekran karşısında bizi karşılıyor. Dünyanın en prestijli eğitim kurumlarından birinde zirveye oturan küresel sağlık sistemleri profesörü, yapay zekanın dönüştürücü gücüyle şekillenen bu kritik geçiş döneminde büyük bir sorumluluk üstlendiğinin bilincinde. İyimserliğiyle tanınan Atun ile Kıbrıs’taki çocukluğundan Harvard’daki tarihi görevine, küresel sağlık krizlerinden günlük yaşam alışkanlıklarına kadar geniş bir yelpazede ufuk açıcı bir söyleşi gerçekleştirdik.
Harvard Tarihinde Bir İlk: Türk Dekan Dönemi
Harvard bünyesinde görev yapan pek çok başarılı Türk akademisyen bulunmasına rağmen, bildiği kadarıyla bu kurumda dekanlık koltuğuna oturan ilk Türk olan Rıfat Atun, bu durumu kişisel bir başarıdan ziyade toplumsal bir görev olarak görüyor. Atun duygularını şu sözlerle ifade ediyor: “Harvard’da olmak başlıbaşına bir onur. Çocukluk hayallerimi yaşıyorum. Ama bunu kişisel başarıdan öte bir sorumluluk olarak görüyorum. Dünyada çok büyük problemler var. Bizim görevimiz yetiştirdiğimiz nesillerle bunları çözmeye katkı sağlamak.”
Mevcut Sağlık Modellerindeki Yanlışlar
Sağlık sistemlerinin genellikle sadece erişilebilirlik üzerinden değerlendirilmesini eksik bulan Atun, literatüre “sistem” çerçevesini kazandırmaya çalışıyor. Bugüne kadar uygulanan “ne kadar fazla kaynak, o kadar çok sonuç” mantığının yanlış olduğunu savunan profesör, etkili bir sistem için yönetişim, finansman ve kaynak yönetiminin dengeli olması gerektiğini vurguluyor. Modern dünyada sistemlerin hâlâ hastalığa odaklandığını belirten Atun, “Hastaneler hastalar için var, halbuki bugün ihtiyacımız; sağlığı geliştirmek.” diyerek köklü bir zihniyet değişimine işaret ediyor.
Küresel Kıyaslama: Hangi Ülke Daha Başarılı?
Tek bir “en iyi” sistem olmadığını, toplumların önceliklerinin (bilim, hakkaniyet veya bireysellik) farklılık gösterdiğini söyleyen Atun, bazı çarpıcı veriler paylaşıyor:
- Kuzey Ülkeleri: Özellikle Danimarka, verimlilik ve hakkaniyet konularında öne çıkıyor.
- Güney Avrupa: Harcanan bütçe ve alınan sonuç kıyaslamasında İspanya ve İtalya başarılı bir performans sergiliyor.
- ABD: Sağlık harcamaları kişi başı yıllık 15 bin dolar civarında ve GSYH’nin yüzde 17-18’ine ulaşıyor. Ancak bu devasa harcamaya rağmen sağlık çıktıları 2015’ten beri gerileme kaydediyor.
Türkiye’nin Sağlık Karnesi ve Dönüşüm Süreci
Türkiye’nin sağlık serüvenini değerlendiren Atun, 2003-2013 yılları arasındaki reformların çocuk ve anne ölüm hızlarını düşürdüğünü, yaşam süresini ve memnuniyeti artırdığını belirtiyor. Ancak 2013 sonrasına dair şu uyarıyı yapıyor: “Türkiye’nin takip ettiği yol, yani devamlı hastane yapan sistemler bugüne uygun değil. Asıl yapılması gereken, sağlığı merkeze almak. Türkiye gibi üst-orta gelirli ülkelerde nüfusun yüzde 25-30’unda yüksek tansiyon var, yüzde 5-10’unda diyabet var. Bunların yükü sadece hastanede tedavi edilemeyecek kadar büyük.”
Tıptaki İlerlemeler ve Yakın Gelecek
Kanser teşhis ve tedavisinde son 20-30 yılda muazzam adımlar atıldığını belirten Atun, çocuk kanserlerinde beş yıllık sağkalım oranının yüzde 90’lara ulaştığını söylüyor. Pankreas ve akciğer kanserlerinde de umut verici gelişmeler yaşanırken, Alzheimer konusunun hâlâ bir muamma olduğunu kabul ediyor. Yeni nesil obezite ilaçlarının kalp sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini not düşerken, uzun vadeli risklerin henüz bilinmediğinin altını çiziyor.
Yeni Pandemi Kapıda mı?
Dünyanın ekosistemindeki bozulmalar (Orta Afrika, Latin Amerika ve Mekong Vadisi gibi) nedeniyle yeni bir pandeminin mutlaka yaşanacağını öngören Atun, geçmişteki G20 çalışmalarının ve simülasyonların gerçek kriz anında yetersiz kaldığını, sistemlerin eski olduğunu ifade ediyor.
Sağlık Trendleri ve Bilimsel Gerçekler
Popüler sağlık yaklaşımlarının her zaman bilimsel temellere dayanmadığını hatırlatan profesör, son dönemin trendlerine temkinli yaklaşıyor: “Örneğin, çölyak hastalığı veya doğrulanmış glüten duyarlılığı olmayanlarda glütensiz beslenmenin ek bir sağlık yararı sağladığı kanıtlanmış değil.” Atun’a göre, bireysel sağlık için bilimsel kanıta dayalı yöntemleri takip etmek en güvenli yol.




