Avrupa’nın en görkemli ahşap yapılarından biri kabul edilen Büyükada Rum Yetimhanesi, uzun süredir zamana karşı zorlu bir mücadele veriyor. Fransız mimar Alexandre Vallaury tarafından 1898 yılında otel olarak tasarlanan ancak sonrasında yetimhaneye dönüştürülen bu anıtsal yapı, yaklaşık 60 yıl boyunca binlerce kimsesiz çocuğa yuva oldu. 1964 yılında yaşanan ani tahliye süreciyle kapıları kapanan bina, sadece fiziksel olarak değil, barındırdığı hatıralarla birlikte derin bir sessizliğe gömüldü. Bugün yıkılma riskiyle karşı karşıya olan binanın duvarları arasındaki insani miras da her geçen gün biraz daha siliniyor.
Bu kültürel kaybın önüne geçmek amacıyla Rum Vakfı koordinatörlüğünde, “Büyükada Rum Yetimhanesi Arşiv Projesi: Çoğulcu Hafıza, Sosyal Tarih, Kültürel Miras” isimli kapsamlı bir çalışma başlatıldı. Mart 2026’da hayata geçirilen ve 18 ay sürmesi planlanan proje; İstanbul, Atina ve dünyanın çeşitli noktalarına yayılan eski öğrencilerin, ailelerin ve çalışanların tanıklıklarını, fotoğraflarını ve mektuplarını dijital bir platformda toplayacak. Araştırmacılar Özgür Kaymak, Seda Naniç, Elif Kevser Özer ve İlay Romain Örs tarafından yürütülen bu süreç sonucunda kamuya açık bir internet sitesi, belgesel film ve podcast serisi hazırlanacak. Çalışmanın detaylarını ekipten Özgür Kaymak anlattı.
Arşiv çalışmasını başlatan temel neden nedir?
Projenin çıkış noktasını açıklayan Özgür Kaymak, “Kırılma noktası, binanın fiziksel yıpranmasının ötesinde, temsil ettiği çok katmanlı toplumsal hafızanın ve insan hikâyelerinin zamana yenik düşerek bir ‘arşivsel yıkım’ ile karşı karşıya kalmasıydı. Yetimhane 1964’te kapatıldığında sadece bir bina boşaltılmadı, oradaki öğrencilerin, çalışanlerin ve ailelerin hafızası da sessizliğe gömüldü” ifadelerini kullandı. Rum Vakfı bünyesinde, AB ve Hrant Dink Vakfı desteğiyle yürütülen çalışma, bu dağılmış mirası bilimsel bir zeminde merkezi bir dijital arşivde birleştirmeyi hedefliyor.
1964 yılındaki tahliye süreci nasıl yaşandı?
1964 yılının İstanbullu Rumlar için toplumsal ve siyasi açıdan oldukça kritik bir dönem olduğunu belirten Kaymak, yetimhanenin boşaltılmasının çocuklar ve personel üzerinde travmatik bir etki bıraktığını vurguladı. Kaymak, “Sözlü tarih görüşmelerimizde tam da bu kırılma anının bireysel ve kolektif hafızadaki izlerini, çocukların o günkü algısıyla nasıl yer ettiğini detaylıca inceliyoruz” dedi.
Tanıklara ulaşma süreci nasıl ilerliyor?
Yetimhanede çocukluk veya gençlik yıllarını geçirmiş, bugün ileri yaşlarda olan çok sayıda tanık bulunuyor. Araştırma ekibi İstanbul, Atina ve küresel diaspora ölçeğinde yaşayan bu kişilere ulaşarak hafızalarını kayıt altına almayı amaçlıyor. İstanbullu Rumların 20’nci yüzyıldaki göç haritasıyla kesişen bu hikâyeler, bugün Avrupa kentlerinden kıtalararası diasporaya kadar geniş bir coğrafyaya yayılmış durumda. Ekibin temel hedefi, bu “dijital yuvaya dönüş” projesiyle dünyanın neresinde olursa olsun bu mirası taşıyan herkese ulaşabilmek.
Hangi belgeler ve hikâyeler gün yüzüne çıkıyor?
Deniz Koç’un küratörlüğünde Adalar Müzesi’nde devam eden serginin projeye ilham verdiğini söyleyen Kaymak, ulaşılan belgeler hakkında şu bilgileri verdi: “Yetimhane öğrencilerinin el yazısı ders notları, kurum içi yazışmalar ve ailelerin geride bıraktığı kişisel fotoğraflar, yapının anıtsal mimarisinin arkasındaki gerçek yaşamı ve duygusal bağı ortaya koyuyor.”
Çalışmalar sırasında, çocukların bahçedeki oyunlarından bayram kutlamalarına, öğretmenlerle olan ilişkilerinden kapatılma sonrası oluşan dayanışma ağlarına kadar pek çok yeni hikâye keşfediliyor. Özellikle aile sandıklarında kalmış ve ilk kez kamuoyuyla paylaşılacak olan mektuplar, fotoğraflar ve kişisel eşyalar, dijital arşivin yanı sıra belgesel ve podcast çalışmalarında da yer alacak.
En büyük tehdit bina mı yoksa hafıza mı?
Binanın restorasyonu ile hafızanın korunması arasındaki farka dikkat çeken Özgür Kaymak, zamanla yarışta en acil konunun sözlü tanıklıklar olduğunu belirtti: “İkisi birbirini besleyen ama zamana karşı yarışı farklı olan iki kulvar. Binanın fiziksel restorasyonu kaynaklara bağlı. Hafızanın yok olma riski daha acil çünkü canlı tanıklarımızı kaybettikçe o sözlü tanıklarımızı kaybetmiş olacağız.” Projeye katkı sağlamak isteyenlerin yetimhane-arsivi@gmail.com adresi üzerinden iletişim kurabileceği belirtildi.
Yüz otuz yıllık tarihi bir serüven
1898 yılında inşa edilen bina, 1903’te Rum Ortodoks Patrikhanesi’nce satın alınarak bir eğitim ve barınma merkezine dönüştürüldü. 60 yıl boyunca Rum çocuklarına hizmet veren kurum, 1964 yılında Türkiye ile Yunanistan arasındaki siyasi gerilimler nedeniyle aniden kapatıldı. Kaderine terk edilen yapı, uzun hukuk mücadelelerinin ardından 2010 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararıyla Fener Rum Patrikhanesi’ne geri verildi. Dünyanın en büyük ikinci, Avrupa’nın ise en büyük ahşap binası olan yapı, bugün ağır hasar nedeniyle çökme tehlikesi altında bulunuyor.




