fbpx
featured
  1. Haberler
  2. Kültür & Sanat
  3. Ayvalık Film Festivali’nde Sinemanın Toplumsal İzleri

Ayvalık Film Festivali’nde Sinemanın Toplumsal İzleri

"Günlerin Getirdiği" ifadesi, kimileri için Nurullah Ataç’ın o meşhur deneme kitabını, kimileri içinse Cem Karaca’nın hafızalara kazınan "Günlerin bugün getirdiği baskı zulüm ve kandır / Ancak bu böyle gitmez, sömürü...

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Günlerin Getirdiği” ifadesi, kimileri için Nurullah Ataç’ın o meşhur deneme kitabını, kimileri içinse Cem Karaca’nın hafızalara kazınan “Günlerin bugün getirdiği baskı zulüm ve kandır / Ancak bu böyle gitmez, sömürü devam etmez / Yepyeni bir hayat gelir bizde ve her yerde” dizelerini çağrıştırır. Bazıları ise bu güçlü mısraların, A.S.T. bünyesinde sahnelenen Bertolt Brecht imzalı “Ana” oyunu için Sarper Özsan tarafından bestelendiğini anımsayacaktır. Ancak bu yolculuğa Nejat Yavaşoğulları’nın şu sözleriyle başlamak yerinde olacaktır: “Günlerin getirdiği / Senin yitirdiklerin / Sanki hiç umut yok / Çok yorgunsun / Ne olursa olsun / Yaşamaya mecbursun”.

Nejat Yavaşoğulları, sanki yıllar öncesinden bugünleri öngörmüşçesine, orta sınıfın isyankar ruhuna sahip çocuklarının kaybettiği umutları dillendiriyordu. Günümüzde özellikle gençliğin bir kısmında bu ruh hali oldukça baskın. Orta kesim her geçen gün daha fazla ezilirken ve adalet adeta Diyojen’in feneriyle aranırken, umutsuzluğun bulaşıcı bir rahatsızlık gibi yayılmasını göz ardı etmek imkansız. Ayvalık Festivali kapsamında Nejat Yavaşoğulları ve Bulutsuzluk Özlemi’nin serüvenini konu alan “Yaşamaya Mecbursun” belgeselini izlerken bu düşünceler zihnimi meşgul etti. Yapım sona erdiğinde, salonu dolduran farklı kuşaklardan devrimciler gözyaşlarını siliyordu; çünkü perdede kendi hayatlarından parçalar bulmuşlardı. Tıpkı “Kardeş Türküler” gibi toplumsal hafızamıza ışık tutan bu 70’lerden bugüne uzanan direniş öyküsünü perdeye taşıyan Caner Kaya’yı tebrik etmek gerek. Nejat ile uzun zaman sonra buluşmak ve grubun önemli ismi Sina Koloğlu ile kucaklaşmak oldukça heyecan vericiydi.

Sinema Toplumun Nabzını Nasıl Tutuyor?

İnsanı ve beraberinde getirdiği çelişkileri anlamlandırmayı ilke edinen sinemacılar, hem ülkemizde hem de dünyada günlerin getirdiklerini sorgulamayı sürdürüyor. Festivallerin bir amacı yeni yeteneklere kapı açmaksa, diğer bir görevi de toplumun aynası olmak ve bireylerin kendi içsel çatışmalarıyla yüzleşmesini sağlamaktır. Bazı sinemacılar bu sorumluluğu üstlenirken, bazıları ise kendi kapalı dünyalarında masallar anlatmaya devam ediyor.

Ekonomik zorluklar ve oto-sansür kıskacında üretimini sürdüren yerli sinemamız meşakkatli bir dönemden geçiyor. Bu şartlar altında hayata geçirilen az sayıda nitelikli eser, festivallerin ardından vizyonda şans arıyor. Emin Alper’in “Kurtuluş” gibi cesur bir yapıma imza atması başlı başına takdire şayan bir durum. Festivalin zengin programında bu filmin yanı sıra “En Güzel Cenaze Şarkıları”, “Günyüzü”, “Süt Çiftliği” ile belgesel dalında “Kuzeyden Gelen Adam”, “Keçi 501”, “2 Metrekare”, “Kuru Taşın Başı” ve “Yeni Han” gibi yapımlar dikkat çekti. Bu eserlerde genel olarak orta sınıfın yaşadığı sıkışmışlık ve bunalım temaları ön plandaydı ki bu konu festivaldeki söyleşilerin de ana başlıklarından birini oluşturdu.

Ödül Kimin Oldu ve Hangi Yapımlar Öne Çıktı?

Etkinliğin tek ödülü olan “Kahve İçen Yorulmaz – Geleceğin Sinemacıları Ödülü”, post-modern bir çalışma olan “İsimsiz Eserler Mezarlığı” ile Melik Kuru’ya takdim edildi. Şahsi kanaatimce ödülün adresi Pınar Yorgancıoğlu olmalıydı. Gerçekle fanteziyi başarılı bir şekilde harmanlayan “Karanlıkta ıslık Çalanlar”, bir ailenin çıkışsız hayallerine odaklanarak orta sınıfın krizini samimi bir dille yansıtıyordu. “İsimsiz Eserler Mezarlığı” ise biçimsel denemeleri özün önüne koyarak daha çok sanatçının dünyasına odaklanmıştı. Merak ettiğim Ali Vatansever imzalı “Bir Arada Yalnız” filmini izleme fırsatım olmadı. Kurukahveci Mehmet Efendi desteğiyle Sinematek tarafından restore edilen Mehmet Muhtar’ın “Drakula İstanbul’da” filmi ise Ahmet Hızarcı’nın yoğun emeğiyle yeniden izleyiciyle buluşarak büyük ilgi gördü.

Dünya Sinemasından Hangi Önemli İsimler Yer Aldı?

Festival seçkisinde daha önce İKSV İstanbul Festivali veya MUBI FEST gibi platformlarda izlediğim pek çok değerli yapım mevcuttu. Pawel Pawlikowski’nin “Atayurdu”, Markus Schleinzer’in “Rose”, Ildiko Enyedi’nin “Sessiz Dost”, György Palfy’nin “Tavuk”, Lance Hammer’in “Kraliçe Zor Durumda”, İlker Çatak’ın “Sarı Zarflar” ve Bi Gan’ın “Diriliş” filmleri programın ağır toplarıydı. Anılar bölümünde ise Bela Tarr’ın “Torino Atı” ve Marjane Satrapi’nin “Persepolis” yapımları gösterildi. Bu eserlere denk gelirseniz kesinlikle kaçırmamanızı öneririm.

Ayvalık seçkisinin en dikkat çekici işlerinden biri, Rodrigo Sorogoyen imzalı İspanyol yapımı “En Sevdiğim / The Beloved” oldu. Film, ünlü bir yönetmen babanın yıllardır uzak kaldığı kızına yeni filminde rol teklif etmesiyle başlayan bir hesaplaşmayı konu alıyor. Geçtiğimiz yılın başarılı işlerinden “Duygusal Değer / Sentimental Value” ile benzer bir temayı paylaşsa da Sorogoyen, duygusallıktan ziyade aile içi ve set ortamındaki iktidar ilişkilerine odaklanıyor. Almodovar’ın açılış filmi “Buruk Noel / Amarga Navidad” ise belki yönetmenin en iyi işi değil ancak gerçekle kurgu arasındaki sınırı sorgulayan, otobiyografik izler taşıyan oldukça samimi bir film.

Romen sinemasının aykırı ismi Radu Jude, “Bir Oda Hizmetçisinin Günlüğü” ile sınıfsal ilişkilere kendine has mizahıyla yaklaşıyor. Octave Mirbeau’nun romanından uyarlanan film, Bunuel’in aynı isimli eserine de selam duruyor. Festivalde ayrıca Kosova sinemasına “Dua” ve “Ailem İçin” filmleriyle özel bir yer ayrıldı. Etkinliğin sadece dört gününe katılabildiğim için “Che Guevara: Son Yoldaşlar” belgeseli ile Pegah Ahangarani imzalı “Devrim Provaları” filmlerini ne yazık ki izleyemedim.

Bu yıl festivalde animasyon dünyasına da özel bir parantez açıldı. Sylvain Chomet’nin klasik el çizimi tekniğiyle hazırladığı “Muhteşem Bir Hayat”, Marcel Pagnol’un yaşam öyküsüne ve Fransız sinemasının efsane oyuncusu Raimu’ya odaklanan, hem öğretici hem de etkileyici bir yapım olarak hafızalarda yer etti.

Ayvalık Film Festivali’nde Sinemanın Toplumsal İzleri
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak MaxiMag Bültenine Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Maxi Magazin ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir