Ünlü şovmen Mehmet Ali Erbil ile bir araya geleceğimiz sabah, kendisinin kalp krizi geçirdiğine dair yayılan asılsız haberlerle sarsılıyoruz. Neyse ki gerçeğin böyle olmadığını anlamamız uzun sürmüyor. Buluştuğumuzda karşımda son derece dinç ve neşeli bir adam buluyorum. Görüşmemiz boyunca bazen hüzünlenen, bazen kahkahalara boğulan, bazen de geçmişteki gönül ilişkilerine dair dürüstçe özeleştiri yapan bir Erbil var. Şimdilerde yeni gösterisiyle tüm Türkiye’yi karış karış gezen 69 yaşındaki Mehmet Ali Erbil ile derin bir sohbete dalıyoruz…
Sağlık Durumu ve Asılsız Haberlerin Etkisi
Güne sizin kalp krizi geçirdiğiniz yönündeki iddialarla uyandık…
Mehmet Ali Erbil gülümseyerek yanıt veriyor: “Ben de bu durumu medyadan takip ettim.”
Şu anki sağlık durumunuz hakkında neler söylersiniz?
“Çok şükür ki iyiyim. Yaklaşık 10 yıl önce bir kalp spazmı yaşamıştım ancak o dönem damarları balonla açtılar, herhangi bir stent uygulaması yapılmadı. Sonrasında doktorumuz da kalbimde bir problem olmadığını teyit etti.”
Tanınmış isimler hakkında aniden çıkan bu tür ‘öldü’ veya ‘hastaneye kaldırıldı’ haberleri sizi nasıl hissettiriyor?
“O an uyuyordum, sabah saat 8.00’de bir dostum arayıp ‘Böyle bir duyum aldık’ dedi. Sonrasında telefonlarım hiç susmadı. Cihazı yardımcıma bırakıp uyumaya niyetlendim ama ilk eşim ve kızım hemen yanıma geldi. Ailem büyük bir endişe yaşadı. Bu tarz yalan haberlerin en can sıkıcı yanı sevdiklerimin bu durumdan etkilenmesi. Sıradan bir magazin haberi olsa neyse ama sağlık gibi hassas konularda daha dikkatli olunması gerekiyor.”
28 Yıl Sonra Yeniden Sahnelerde
Hayatınızın şu anki evresini nasıl tanımlarsınız?
“Daha sakin bir dönemdeyim. Bir yıl öncesine kadar bir yarışma programıyla ekrandaydım. Tempomun biraz yavaşladığı bir noktada, büyük bir adım atma kararı aldım. Tam 28 senelik bir aranın ardından tek kişilik oyunumla yeniden izleyiciyle buluşuyorum.”
Bu projenin tohumları nasıl atıldı?
“Yapımcılarım Ali Temiz, Batuhan Mümünoğlu ve menajerim Perim Özgeldi ile bu projeyi hayata geçirdik. Oyunun metni Uğur Yağcıoğlu’nun kaleminden çıktı, yönetmen koltuğunda ise Dost Elver oturuyor. Seyirciyle yeniden göz göze gelmek tarif edilemez bir heyecan. Ben “Bazı hayatlar anlatılmaz, sahneye çıkar” diyorum ve bu sahnede her şeyi tüm çıplaklığıyla paylaşacağım.”
‘Beni Yeteneğim Ayakta Tuttu’
Gösterinizin ismini ‘Hayatım Yalan’ koymuşsunuz… Sizin hayatınız gerçekten nasıldı?
“Çocukluk dönemimde ebeveynlerim yollarını ayırdı. Üvey anne ve üvey baba yanında büyümenin getirdiği zorlukları iliklerime kadar hissettim, çok ezildim. Bu sevgi eksikliğinin faturasını hayatım boyunca ödedim. Yine de bir şekilde kurtulmayı başardım; kolumda altın bileziğim, yani yeteneğim vardı. Eğer o yeteneğim olmasaydı belki de çok farklı, sapkın yollara sapabilirdim. Hayatta beni ayakta tutan tek şey yeteneğim oldu.”
Anne ve babanızın ayrılık sonrası kurdukları yeni hayatlarında onlarla iletişiminiz nasıldı?
“Babam oldukça sert ve despot bir karakterdi. Eski İstanbul beyefendisi tarzında, karakterli ve düzgün bir adamdı ancak çocuklarını bir kez bile kucağına alıp sevdiğini anımsamam. Bu gerçekten çok tuhaf bir durum, değil mi?”
Bir kez bile mi şefkat görmediniz?
“Asla… Belki annem çok küçükken başımı okşamıştır ama o kadar. Üvey babam ise beni dışarı bile salmazdı. Henüz 14 yaşındaydım, ağabeyim benden üç yaş büyüktü ve maalesef iki taraf da bizi yanında istemiyordu. Çaresiz kalmıştık.”
Peki, o çıkmazdan nasıl kurtuldunuz?
“Babam tiyatrocu olduğu için beni konservatuvar sınavlarına yönlendirdiler; asıl amaçları beni bir yatılı okula yerleştirmekti. 14 yaşındaki bir çocuk tiyatrodan ne anlar? Okula ilk girdiğimde koridorlarda kovboyculuk oynuyordum. Sınıftaki diğer herkes 20-25 yaşlarındaydı, en küçükleri bendim. Normalde 16 yaşından küçükleri kabul etmiyorlardı ama ben ‘üstün kabiliyet’ statüsüyle okula kabul edildim.”
Kirli Çamaşırlar ve Magazin Dünyası
Basın toplantısında ailenizin çamaşırlarınızı bile yıkamadığından bahsetmiştiniz…
“Evet, Ankara’da yatılı okulda okuyan 14 yaşında bir çocuktum. Çamaşırlarım kirlenince annemlerin evine götürürdüm ama üvey babam ‘Ben bu ergen çocuğun çamaşırlarını burada yıkatmam’ diyerek reddederdi. Bir komşumuz vardı, Allah rahmet eylesin; ona deterjan alırdım, o da benim için yıkardı. Bu yüzden insanlara şunu söylüyorum: “Kirli çamaşırlarınızı yıkayın, yoksa kirli çamaşırlar benimkiler gibi magazine düşer.” Tüm bunlar aslında ruhumda derin izler bırakan travmalar.”
Şu an anne ve babanız hayatta mı?
“Hepsi vefat etti. Daha sonra onlara maddi olarak destek de oldum ancak içimdeki sevgi bitmişti. Bu hissin kaybolması çok acı bir durum.”
‘Sevilmemek Başıma İşler Açmış Olabilir’
Mehmet Ali Erbil olmanın yükü neydi?
“Şöhreti taşıyamadığımı söyleyemem. Ben zaten çocukluktan itibaren tanınan biriydim. Babam merhum Saadettin Erbil, ünlü bir tiyatro ve sinema oyuncusuydu. Beni hep onun oğlu diye tanırlardı. 14 yaşından sonra kendi kimliğimle meşhur olmaya başladım. Tabii ki zor yanları vardı. Bana tepki duyanlar, beni sevmeyenler illaki olmuştur. Herkesin sevgisini kazanmak mümkün değil. Hatta beni sevmeyenler yüzünden başıma bazı kötü olaylar gelmiş olabilir.”
Aslında tiyatro, müzikal ve seslendirme konusunda çok güçlü bir altyapınız var ama hep komedyen kimliğiniz ön planda oldu. Bu durum sizi rahatsız etti mi?
“Hayır, hiç rahatsız olmadım. Zaten uzun süre boyunca farklı türde projeler de teklif edilmedi. Bu benim hatam değil; yapımcı ve yönetmenler beni hep komedi rollerine yakıştırdılar. Belki de bu onların işine daha kolay geldi.”
Ekrandaki o neşeli Mehmet Ali Erbil ne kadar gerçekti?
“Ben kendim eğlenmeden başkasını eğlendiremezdim. Bu yolculuk boyunca öncelikle ben keyif aldım. İnsanların beni sevme nedeni de buydu. Kamera önünde hiçbir zaman yapay olmadım, hep kendimi yansıttım.”
Sizce toplum sizi doğru anladı mı, yoksa sadece bir eğlence aracı olarak mı gördü?
“Beni sadece tükettiklerini asla düşünmüyorum. Canlı yayınlarda izleyiciyle birlikte gözyaşı döktüğümüz çok oldu. Kendi inisiyatifimle insanlara arabalar hediye ediyordum. Kimin gerçekten yardıma muhtaç olduğunu hissetmekte ustalaşmıştım. Bir keresinde hem madende çalışan hem okula giden, ailesine bakan bir gence araba vermiştim. Annesiyle karşılıklı ağlamıştık. O çocuk şimdi kıdemli başçavuş olmuş ve ‘Sizin sayenizde’ diyor. Arabayı satıp eğitim masraflarını karşılamışlar. Bunlar paha biçilemez değerler.”
TikTok Tartışmaları ve Babalık
TikTok paylaşımlarınız çok konuşuluyor…
“Hâlâ yayın yapmaya devam ediyorum.”
Neden bu platformdasınız? ‘Maddi sıkıntı mı çekiyor?’ diye soranlar oldu.
“Parayla ne ilgisi var, orası bana para mı yağdırıyor? Ben canlı yayınlarda insanlarla kurduğum o bağa aşığım. Şimdi de TikTok üzerinden eski canlı yayınlarımda olduğu gibi insanlarla doğrudan temas kuruyor, sorularını cevaplıyorum. Amacım bu.”
Tüm bu şan ve şöhretin ötesinde, Mehmet Ali’yi nasıl tarif edersiniz?
“Vicdanlı, insancıl, sevgi dolu ve asla kin gütmeyen biri.”
Hangi özelliğinizi değiştirmek isterdiniz?
“Merhametimi. Bu duygudan dolayı çok zarar gördüm. Bir de sevince sonuna kadar severim, bu yüzden de hayat bana çok oyun oynadı.”
Boş zamanlarınızda neler yaparsınız?
“Çocuklarım ve torunumla vakit geçiririm. Sonrasında da TikTok’a girerim.”
TikTok’u artık bıraksanız mı acaba?
Gülerek; “Herkes bu konuya takılmış durumda, nedir bu TikTok meselesi?” diyor.
Üç evladınız var. Nasıl bir babasınız?
“Mümkün olduğunca iyi bir baba olmaya gayret ettim ama onlar büyürken ben hep çok yoğun çalışıyordum. Onlara tam olarak ne kadar vakit ayırabildiğim tartışılır. Yine de aramızdaki iletişim çok kuvvetlidir.”
İlişkiler ve Pişmanlıklar
Oyunun büyük bir kısmının özel hayatınıza dair olacağı söyleniyor…
“Evet, yaşadığım gerçek anektodlardan oluşuyor.”
Anlatacaklarınız sadece sizin perspektifiniz mi olacak?
“Tamamen gerçekler. Hatta bazı kişilerin benimle ilgili anılarını kendi seslerinden duyacaksınız. Oyunun finalinde, Hamlet’in tiradını andıran bir yüzleşme sahnem var; sanırım izleyenler o bölümde gözyaşlarını tutamayacak.”
Hayatınıza giren kadınlar bu anlatılanlara kızmayacak mı?
“Kesinlikle hayır. Hepsini oyunun sonunda onurlandırdım. Onlar bana üç tane pırlanta gibi çocuk verdiler. Çocuklarım benim için çok kıymetli ve anneleri tarafından harika yetiştirilmiş, terbiyeli gençler. Bu benim en büyük şansım.”
Yıllar içindeki tecrübelerinizden kadınlara dair ne öğrendiniz?
“Asıl haksızlığı hep benim kadınlara yaptığımı fark ettim.”
Bunun farkında olmanıza rağmen neden böyle davrandınız?
“En büyük hayalim kalabalık bir aileye sahip olmaktı. Ancak sevgiyi yedekleme isteği ve o temel sevgi boşluğu… Herkes bir eksikle doğar, buna çocukluk travmaları da eklenince sonuç böyle oluyor.”
Neden hala yeni ilişkilere yelken açıyorsunuz?
“Bir noktadan sonra bu durum bir alışkanlığa dönüşüyor.”
Sizden yaşça küçük sevgilileriniz çok eleştirildi…
“Ben beraber olduğum insanların kimlik bilgilerine bakarak sevmiyorum.”
Şu an hayatınızda biri var mı?
“Kalbim her an dolabilir.”
Yani çapkınlık tam gaz devam mı?
“Devam ediyor. Aramayı bırakırsan, ortadan kaybolursun.”
“En çok istediğim şey kalabalık bir ailem olmasıydı.”




