63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’ndeki sektör buluşmalarında, sinema üretiminin ekonomik zorluklarıyla yapay zekânın senaristlik üzerindeki etkileri birlikte ele alındı. Etkinliklerde dayanışmanın önemi vurgulanırken, yaratıcı emeğin geleceğine ilişkin uyarılar da öne çıktı.
Düşük bütçeyle film üretme mücadelesi
“Yönetmen-Görüntü Yönetmeni İlişkisi ve Sinemada Yeni Teknolojiler” atölyesinde görüntü yönetmeni Uğur İçbak ile yönetmen Gizem İbak, birlikte hazırladıkları “Eudaimonia” adlı kısa film üzerinden çalışma süreçlerini anlattı.
İbak, planladığı sahnenin çekimi için yaklaşık 2–3 milyon liralık bütçe gerektiğini, yalnızca stüdyo kullanımının günlük maliyetinin o dönemde 400 bin liraya çıktığını aktardı. Teknik destek bulmak amacıyla şirketlerle defalarca görüştüğünü belirten yönetmen, çizimleri ve çekim planları sayesinde projeye destek sağladığını söyledi.
Kısa filmlerden bu yana ücret talep etmediğini dile getiren İçbak, “Paran varsa ekibe harca” dedi. Genç sinemacılara “Parasızlıktan korkmayın” çağrısı yapan İçbak, bir projeye destek verirken yönetmenin hazırlığı ve kararlılığının etkili olduğunu anlattı.
Yapay zekâ senaristlerin yerini alabilir mi?
“Geleceğin Senaryosu” panelinde Dr. Ebru Yarkın ve senarist Eylem Canpolat; yapay zekânın senaryo yazımındaki olanaklarını, yaratıcı emeğin geleceğini ve telif haklarını değerlendirdi.
Yarkın, teknolojik ilerlemelerin yalnızca üretim açısından ele alınamayacağını belirterek, “Geleceğin senaryosunu konuşurken aslında sadece teknolojiyi değil insan kalabilmeyi, insan emeğini ve ahlakı da konuşmamız gerek” dedi. Ona göre temel soru, yapay zekânın ne üretebildiğinden çok insanların nasıl bir gelecek kurmak istediği.
Canpolat, yapay zekânın senaristlik mesleği için tehdit oluşturup oluşturmadığını anlamak amacıyla bu alanı araştırmaya başladığını söyledi. Yaratıcılığın yeni, özgün ve anlamlı bir şey ortaya koymak olduğunu belirten senarist, yapay zekânın bu özellikleri taşıyan eserler üretip üretemeyeceğinin tartışıldığını aktardı.
Canpolat, “Yapay zekâ mesleğimizi elimizden alabilir mi? Alabilir, eğer siz buna izin verirseniz” dedi. Televizyon dizilerinde senarist olarak çalışan Canpolat, haftada yaklaşık 120 sayfalık senaryo yazdıklarını ve bu temponun 30–35 hafta devam ettiğini belirtti. Yapay zekânın iş yükünü azaltabileceğini söyleyen Canpolat, asıl kritik konunun teknolojinin yardımcı araç olarak mı kalacağı, yoksa yaratıcı kararları da üstlenip üstlenmeyeceği olduğunu ifade etti.
Telif hakları ve yaratıcı emeğin korunması
Canpolat, ABD’de senaristlerin yapay zekâ kullanımına ilişkin sözleşme güvenceleri elde etmek için mücadele ettiğini hatırlattı. Yapımcıların senaristlere yapay zekâ tarafından üretilen içerik sunması halinde bunun açıklanması gerektiğini, senaristlerin de yapay zekâ kullanımını bildirmesine yönelik düzenlemeler bulunduğunu söyledi.
Dr. Ebru Yarkın ise temel riskin teknolojinin kendisinden ziyade onu yönetenlerin elinde bulunduğunu belirterek, “Birileri işimizi elimizden alacak ama bu, yapay zekâ değil, yapay zekâyı yönetenler olacak” dedi. Yarkın, yaratıcı emeğin korunması için teknolojinin eleştirel düşünceyle sorgulanması ve insanın karar verici konumunu koruması gerektiğini vurguladı.

