fbpx
featured
  1. Haberler
  2. Kültür & Sanat
  3. Geleceğin Karanlık Yolları: Tünelin Ucundaki Ölümcül Nüfus Planı

Geleceğin Karanlık Yolları: Tünelin Ucundaki Ölümcül Nüfus Planı

Edebiyatın karanlık köşelerinden beyaz perdeye uzanan bir anlatı, insanoğlunun en temel özgürlüklerinden biri olan seyahat etme arzusunun nasıl bir dehşet senaryosuna dönüşebileceğini gözler önüne seriyor. Alice Glaser tarafından 1961 yılında...

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Edebiyatın karanlık köşelerinden beyaz perdeye uzanan bir anlatı, insanoğlunun en temel özgürlüklerinden biri olan seyahat etme arzusunun nasıl bir dehşet senaryosuna dönüşebileceğini gözler önüne seriyor. Alice Glaser tarafından 1961 yılında kaleme alınan The Tunnel Ahead isimli çarpıcı öykü, bizi nüfus patlamasının sınırları zorladığı bir geleceğe götürüyor. 2106 senesinde geçen bu anlatıda, her şeyin geri dönüştürülmüş materyallerden yapıldığı ve evlerin adeta birer kutu kadar küçük olduğu bir yaşam mücadelesine tanıklık ediyoruz.

Alice Glaser’ın kurguladığı 2106 dünyası ne gibi zorluklar barındırıyor?

Öykünün merkezinde yer alan dört çocuklu ve beşinciye gebe olan aile, aşırı kalabalık bir dünyada hayatta kalmaya çalışmaktadır. Bu dönemde mekanlar o denli daralmıştır ki, 1.80 boyundaki baba Tom, kendi evinin içinde başını eğerek yürümek zorundadır. Şehirleşme baskısı nedeniyle çocuklara doğayla temas etmeleri için haftada yalnızca bir saatlik “yeşil alan hakkı” tanınmaktadır. Ailelerin ulaşım araçları da bu daralmadan nasibini almıştır; geçmişin görkemli Cadillac veya Chevrolet modellerinin yerini, Tom’un dizlerini göğsüne çekerek sığabildiği minik Topolino otomobiller almıştır. Bu düzende kısa boylu olmak, fiziksel konfor ve dikkat çekmemek adına en büyük avantaj sayılmaktadır; öyle ki Tom, 6 yaşındaki oğlu David’in boyu uzadıkça endişelenmektedir.

“Ayrımcılık Yapmadan Nüfus Azaltma” yöntemi tünelde nasıl uygulanıyor?

Hafta sonu deniz keyfinin ardından şehre dönen ailenin üzerinden eksilmeyen o somut korkunun kaynağı ise Tünel’dir. Yasalar çerçevesinde, Tünel’in giriş ve çıkışları haftada on kez, belirsiz zamanlarda kapatılmaktadır. O esnada içeride kalan ortalama 700 araç ve yaklaşık 3 bin kişi, siyanürlü gaz verilerek infaz edilmektedir. Halk, “Ayrımcılık Yapmadan Nüfus Azaltma” olarak adlandırılan bu dehşet verici uygulamadan korksa da, sözde adil bir nüfus kontrol yöntemi olduğu gerekçesiyle bu durumu içselleştirmiştir. Tünel’den sağ çıkmak, aile için adeta yeniden doğmak gibidir; nitekim kurtuldukları an bir kutlama havası yaşanır ve hemen bir sonraki tehlikeli yolculuğun planları yapılır.

André Øvredal 2016 tarihli kısa filminde orijinal metni nasıl değiştirdi?

Yönetmen André Øvredal, 2016 yılında bu öyküyü Tunnelen (Tünel) adıyla beyaz perdeye taşıdı. Ancak film, Glaser’ın öyküsündeki temel unsurları farklı bir bakış açısıyla ele alır. Filmde aşırı nüfusun getirdiği dar evler veya sınırlı yeşil alan hakkı gibi detaylara yer verilmez. İki çocuklu ve üçüncüye hamile bir anneye sahip olan bu aile, Topolino yerine oldukça geniş, otopilot özelliğine sahip modern bir araçla seyahat eder. Çocuklar, tüneldeki tehlikeden habersiz bir şekilde annelerinin verdiği yatıştırıcı haplarla yarı uyuşmuş durumdadır. Tünelden çıkış yapıldığında ise öyküdeki coşkunun aksine Tom’un yüzünde derin bir yılgınlık ve mutsuzluk okunur.

Korku sinemasında yolculuk kavramı niçin bir tehlike unsuru olarak sunuluyor?

Øvredal’ın filmindeki yaklaşım, seyirciye doğrudan “Eğer böyle bir risk varsa neden güvenli evlerinden çıkıyorlar?” sorusunu sordurur. Bu durum, yolun ve yolda olmanın tehlikeli, evin ise güvenli olduğu mesajını verir. Yönetmenin geçen hafta gösterime giren Passenger/Yolcu adlı korku filmi de bu ideolojik bakış açısını pekiştirmektedir. Birçok tutucu korku anlatısında olduğu gibi, aile düzeninden ve ana yoldan sapanların başına felaket gelmesi kaçınılmazdır. Filmde yerleşik hayatı terk edip karavanla yola çıkan genç bir çiftin 94 dakika boyunca yaşadığı şiddetin yegane sebebi, evlerinden uzaklaşmış olmalarıdır.

Devletin ideolojik aygıtları ve inanç sistemi bu korku sarmalına nerede dahil oluyor?

Yönetmen, Passenger/Yolcu filminde korku klişelerini ideolojik bir çerçeveye oturtur. Hikaye, gençlerin bu dehşetten kurtulabilmesi için “yolcuların koruyucusu” olarak bilinen Aziz Hristoforos’a (Saint Christophe) sığınmalarını bir şart olarak sunar. Bu noktada “devletin ideolojik aygıtları” devreye girerek bireyi güvenli sınırların içine hapseder. Anlatının sonunda vurgulandığı üzere; yol ile çember arasındaki ilişki bir güç oyununa benzer: “Çember yolu kapatır, yol çemberi parçalayıp geçer.”

Geleceğin Karanlık Yolları: Tünelin Ucundaki Ölümcül Nüfus Planı
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak MaxiMag Bültenine Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Maxi Magazin ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir