Devlet Tiyatroları’nda perdeler büyük alkışlarla açılırken, sahne arkasında ter döken yüzlerce sanatçı ay sonunu getirme endişesiyle yaşam mücadelesi veriyor. Önemli gelişmeleri ve özel haberleri takip etmek isteyenler için BirGün’ün WhatsApp kanalı üzerinden takibe başlama imkanı sunuluyor. Günlük yevmiye ile çalışan sanat emekçileri, tiyatro sezonunun kapanmasıyla birlikte aylarca susuz kalan bir nehir gibi gelirsiz kaldıklarını ifade ediyor. Hayatta kalabilmek adına inşaatlarda tuğla taşıyan, pazarlarda tezgah açan, kafelerde servis yapan veya tarım işçiliği ile motor yıkama gibi ağır işlerde çalışmak zorunda kalan bu sanatçılar, yaşadıkları dramı dile getiriyor.
Kimler geçim mücadelesi veriyor?
Yaklaşık 500 ila 700 sanatçının benzer mağduriyetleri paylaştığı belirtiliyor. Bu sanatçılar, konservatuvarların oyunculuk bölümlerinden mezun olduklarını, zorlu yetenek sınavlarını geçerek kuruma adım attıklarını ve yıllardır profesyonel düzeyde sahne aldıklarını vurguluyor. Aynı sahnede, aynı sorumluluklarla ve aynı oyunlarda rol almalarına rağmen kadrolu meslektaşlarıyla benzer haklara sahip olmadıklarını söyleyen emekçiler şu ifadeleri kullanıyor: “İşimizi, kurumumuzu ve sahneyi seviyoruz. Tek istediğimiz, yılın 12 ayı insanca yaşayabileceğimiz bir gelir güvencesi”
Neden güvencesiz bir sistem içindeler?
Sanatçılar, profesyonel kariyerlerine rağmen hâlâ “figüran” statüsünde tutulmaktan şikayetçi. Sadece prova ve oyun günleri için ödeme aldıklarını, 6 aylık dönemlerle yenilenen sözleşmelerinin ise tamamen yönetimin insiyatifinde olduğunu belirtiyorlar. Ekonomik belirsizliği şu sözlerle özetliyorlar: “Kâğıt üzerinde sözleşmemiz devam ediyor görünse de oyun yoksa gelirimiz de yok. Çalışma sürekliliğimiz bulunmuyor. Bir ay 30 bin lira kazanabilirken, ertesi ay 5 bin liraya hatta sıfır gelire düşebiliyoruz”
Sanatçılar nasıl hayatta kalıyor?
İsmini paylaşmak istemeyen bir sanatçı, tiyatro aşkını sürdürebilmek için yaptığı fedakarlıkları anlatırken, “Sezon kapandıktan sonra mayıs sonundan eylül-ekime kadar neredeyse gelirimiz olmuyor” diyor. Bir oyunun hazırlık sürecinin yaklaşık 45 gün sürdüğünü belirten sanatçı, gelir dengesizliğini ve yapmak zorunda kaldığı işleri şöyle aktarıyor: “Yoğun dönemlerde en fazla 30 bin lira kazandığım oldu. Ama ortalama gelirimiz 10-15 bin lira arasında. Hiç para kazanamadığımız aylar da var. Yazın 40 derece sıcakta inşaatta çimento ve tuğla taşıdım. Pazarda çalıştım, kafede garsonluk da yaptım. Çünkü başka çaremiz yok. Düzenli bir işe de giremiyoruz. Her an prova ya da turne çağrısı gelebiliyor. Devlet Tiyatrosu önceliğimiz olduğu için başladığımız işleri bırakmak zorunda kalıyoruz”
Hangi çelişkiler yaşanıyor?
Bir başka sanatçı ise belirsizliğin iş bulmalarını zorlaştırdığını söyleyerek, “Her an çağrılabileceğimiz için hiçbir işveren bizi sürekli çalıştırmak istemiyor. Gelirimiz düzensiz, geleceğimiz belirsiz” diyor. Kadrolu oyuncularla aynı performansı sergilemelerine rağmen yalnızca fiilen çalıştıkları gün kadar sigorta ve ücret alabildiklerini belirten bir emekçi, yaşadığı adaletsizliği şu cümlelerle betimliyor: “Sabah bir oyunun provasına, akşam başka bir oyunun temsiline çıkıyorum. Ama gün sonunda yalnızca tek yevmiye ve tek günlük sigorta alıyorum. Aynı emeği veriyoruz ancak aynı güvencelere sahip değiliz”
Süreç ne zaman başladı ve talepler neler?
Sanat emekçileri, 2019 yılında gerçekleştirilen düzenlemeyle bazı meslektaşlarının 4/B sözleşmeli statüsüne geçtiğini, 2022‘de ise bu grubun daha sağlam bir güvenceye kavuştuğunu hatırlatıyor. Kendilerinin de benzer bir kapsama alınmasını isteyen sanatçılar, bunun bir ayrıcalık değil, mevcut sistemin genişletilmesi olduğunu savunuyor. Bir sanatçı, bu durumun insani boyutuna dikkat çekerek şunları söylüyor: “Evlenemeyen, ailesinden ayrılamayan, gelecek planı yapamayan arkadaşlarımız var. Sanatımızı sürdürebilmek için ağır işlerde çalışıyoruz. Gelir güvencesi yalnızca ekonomik bir talep değil, sanat üretiminin devamı için de zorunlu”
Mağduriyet nerede dile getirildi?
Sözleşmeli sanatçıların yaşadığı bu zorluklar, TBMM gündemine de taşınmış durumda. Sanatçılar, çalışma koşullarının iyileştirilmesi için hazırlanan soru önergeleri ve araştırma teklifleriyle seslerini duyurmaya çalışıyor. Muhalefet partileriyle birlikte gerçekleştirilen basın toplantıları ve meclis önergeleri aracılığıyla, 4/B statüsünün tüm çalışanları kapsaması talep ediliyor.




