Son dönemde tanık olduğumuz hadiseler karşısında insanın nutku tutuluyor. Toplum olarak geçirdiğimiz bu büyük değişimi anlamlandırmak gerçekten güç. Herhangi bir siyasi ayrım gözetmeksizin, bu ülkede nefes alan her bireye şu soruyu yöneltmek istiyorum: Biz aslında ne ara bu hale geldik?
Şayet Fikret Şeneş bugün hayatta olsaydı ve kalemini eline alsaydı, o meşhur “Memleketim” şarkısının sözlerini yeniden yazabilir miydi? Hiç sanmıyorum. Zira o unutulmaz eserde yalnızca Türkiye’den değil, Anadolu insanının o artık hafızalarımızdan silinmeye yüz tutan sıcaklığından ve insani değerlerinden bahsediliyordu. Günümüzde ise temel motivasyonumuz ne pahasına olursa olsun kazanmak, iktidar sahibi olmak ve bu gücü yalnızca şahsi menfaatler ya da yandaşlar için kullanmak üzerine kurulu.
Neden Japon Toplumu Örnek Bir Model Teşkil Ediyor?
Japon halkına duyulan hayranlığın çok somut sebepleri var. Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen Türkiye-Japonya kadın voleybol müsabakasında, hakemin Japonya lehine verdiği karara rağmen, gencecik bir Japon sporcu topun kendisinden çıktığını belirterek sayının Türkiye’ye verilmesini sağladı. Benzer bir tabloyu Dünya Kupası’nda da gördük; Japon taraftarlar maç sonu yanlarındaki çöp poşetleriyle tribünleri pırıl pırıl yaparak ayrıldılar. Hatta teknik ekip ve oyuncular, mağlup olup turnuvaya veda ettiklerinde bile halklarından defalarca eğilerek özür dilediler.
Hem teknoloji devrimi yapıp hem de geleneklerini koruyabilmek, bunu yaparken de inancı bir baskı unsuru olarak kullanmamak takdire şayan bir denge. Japonya’da ahlak kavramı denilince akla dini yasaklar ya da örfler değil, evrensel dürüstlük geliyor. Ülkede Şintuzim ve Budizm inançları dengeli bir şekilde yayılmış durumda ve devletin resmi bir dini bulunmuyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında, 1947 yılında kabul edilen Japonya Anayasası ile devletin resmi dini statüsü tamamen kaldırılmış.
Türkiye’deki Siyasi ve Sosyal Dönüşüm Nasıl Gerçekleşti?
Ülkemizde iktidara gelen sağ hükümetler, halkın inanç dünyasını oya tahvil edebilmek adına “ılımlı İslam” modeline hızlıca eklemlendiler. Siyaset, cuma hutbelerinden parti mitinglerine kadar her alana sirayet etti. Bir dönemler “komünizm geliyor” söylemiyle yönlendirilen gençliğin yerini, şimdilerde “din elden gidiyor” kaygısıyla hareket eden kitleler aldı. Bu süreçte Beştepe’nin ağırladığı isimler sanatçılar, bilim insanları ya da ekonomistler yerine tarikat liderleri oldu.
Bu köklü değişim üniversitelerden kamu yönetimine, özel sektörden yerel idarelere kadar her noktaya yansıdı. Bunun en taze örneği ise Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaşanan bir tartışma oldu.
Ardahan Valisi ve Tayt Tartışmasının Perde Arkasında Ne Var?
Atatürk tarafından kurulan CHP’nin bir milletvekili olan İnan Akgün, Meclis kürsüsünden Ardahan Valisi Mehmet Fatih Çiçekli’nin bisiklete binerken tayt giymesini eleştirdi. Valinin halk içinde bu kıyafetle dolaşamayacağını iddia eden vekil, İçişleri Bakanlığı’nın valiye bir “asma yaprağı” göndermesi gerektiğini söyledi.
Sayın İnan Akgün, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliği spora teşvik eden “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” ilkesini ne çabuk göz ardı ettiniz? Eğer Sayın Vali, kahvehanede takım elbisesiyle oyun oynasaydı bu durum devlet adabına daha mı uygun olacaktı? Birçok vali konserleri ve kültürel etkinlikleri yasakladığında sessiz kalıp, bir valinin gençlere örnek olmak için pedal çevirmesine mi tepki gösteriyorsunuz? Tayt yerine şalvar giyilmesi mi sizi memnun ederdi?
Üstelik, bölge halkının sevgi ve saygısını kazanmış bir mülki amirin, bir vekilin beyanıyla görevden alınması merkezi yönetim anlayışının sorunlarını da gözler önüne seriyor. Atama sisteminin yerini liyakat ve halkın iradesine duyulan saygı almadığı sürece bu tip sorunlar devam edecektir. Bu durum sadece mülki idarede değil, üniversitelerde de aynı şekilde uygulanmalıdır.
Bu haftalık bu kadar. Kalın sağlıcakla…




