fbpx
featured
  1. Haberler
  2. Kültür & Sanat
  3. Bellek ve Yıkımın İzinde: Silinmenin Manzaraları Depo’da

Bellek ve Yıkımın İzinde: Silinmenin Manzaraları Depo’da

Depo, kapılarını "Silinmenin Manzaraları" adlı dikkat çekici bir sergiyle sanatseverlere açtı. Sanatçı inisiyatifi poşe tarafından düzenlenen etkinlik; göç ettirilen toplulukların, mülkiyet değişimlerinin, dönüşen şehirlerin ve isimleri haritalardan silinen yerlerin hikayelerini...

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Depo, kapılarını “Silinmenin Manzaraları” adlı dikkat çekici bir sergiyle sanatseverlere açtı. Sanatçı inisiyatifi poşe tarafından düzenlenen etkinlik; göç ettirilen toplulukların, mülkiyet değişimlerinin, dönüşen şehirlerin ve isimleri haritalardan silinen yerlerin hikayelerini bir araya getiriyor. Geç Osmanlı döneminden Cumhuriyet’e kadar uzanan merkezîleşme ve modernleşme adımlarının farklı coğrafyalarda bıraktığı izleri takip eden sergi, toplumsal hafızaya ışık tutmayı amaçlıyor.

Sergi Neye Odaklanıyor ve Hangi Süreçleri Kapsıyor?

Serginin küratörlüğünü üstlenen Larissa Araz, hazırladıkları tarihsel hattın iktidar mekanizmalarının mekân ve bellek üzerindeki dönüştürücü gücünü temel aldığını vurguluyor. Serginin odak noktasındaki kırılma anlarını Araz şu sözlerle ifade ediyor: “Öne çıkan temel kırılma hatları; azınlıklaştırılmış toplulukların yerinden edilmesi ve yok edilmesiyle başlayan süreç, mülkiyetin el değiştirmesi, kentsel dokunun dönüşümü ve coğrafyanın sömürgeci bir mantıkla yeniden tasarlanması diyebiliriz.”

Bu süreçlerin Cumhuriyet dönemindeki isimsizleştirme hamleleri ve devlet eliyle yerel hafızanın silinmesiyle sürdüğünü belirten küratör; 1980 darbesi ve 1990’lı yıllardaki zorla kaybetmelerin, faili meçhul cinayetlerin ve güvenlikçi politikaların coğrafyayı bir şiddet alanına çevirdiğini dile getiriyor. Araz, serginin amacını “Kısacası, hafızanın mekânsal olarak bastırılmasının farklı dönemlerde büründüğü biçimlere odaklanıyoruz” şeklinde özetliyor.

Sanatçılar Kim ve Hangi Sembollerle İz Sürüyorlar?

Sergi kapsamında Ece Gökalp, Ekin Can Göksoy, Hiwazerê, Larissa Araz, Marina Papazyan, Rojda Tuğrul ve Zilan İmşik’in eserleri izleyiciyle buluşuyor. Farklı şiddet türlerine temas eden bu çalışmaların ortak paydası; kolonyal, emperyalist ve insan odaklı bir şiddet mantığı olarak öne çıkıyor. Sanatçıların resmi tarih anlatısının dışında kalan silinmiş izlerin peşine düştüğünü söyleyen Araz, sergideki nesnelerin önemini şu cümlelerle anlatıyor:

“Tarihî bir konağın duvarları, 12 bin yıllık bir buzul gölü, bir sivrisinek, kendi avcısını arayan bir dağ tavşanı ya da 90’lardaki şiddet ve kontrol nesneleri… Bunların hiçbiri sergide rastlantısal değil; aksine egemen sistemlerin silme pratiklerini görünür kılan, maddi ve sembolik birer tanığa ve kanıta dönüşüyorlar.”

Ekolojik Yıkım ve Siyaset Nasıl Birleşiyor?

Sergi, doğayı sadece bir manzara olmaktan çıkarıp onu siyasal ve tarihsel süreçlerin doğrudan bir parçası haline getiriyor. Larissa Araz, ekolojik tahribat ile toplumsal mühendisliğin iç içe geçtiğine dikkat çekerek şunları söylüyor: “Doğanın tahribatı, bu topraklarda her zaman toplumsal mühendisliğin, iskân politikalarının ve iktidarın kontrol mekanizmalarının temel bir aracı oldu.” Buzul göllerinden yerel faunaya kadar pek çok unsurun tarihsel kıyımların ve yerinden edilmelerin şahidi olduğunu belirten küratör, bir kültürün silinmesi ile ekosistemin yok edilmesinin aynı sömürü zihniyetinden kaynaklandığını ifade ediyor.

Bağımsız Sanat Alanları Neden Önemli?

Sanatçıların büyük bir bölümünün çalışmalarını diasporada yürüttüğü sergi, 16 Eylül ile 21 Kasım tarihleri arasında ziyaret edilebilir. Türkiye’deki bağımsız sanat inisiyatiflerinin zorlu ekonomik şartlar altında olduğunu belirten Larissa Araz, pandemi sonrası artan kira maliyetlerinin bu alanları daralttığını söylüyor. Araz, bağımsız yapıların önemine dair şu değerlendirmede bulunuyor:

“Bağımsız sanat inisiyatiflerini ekonomik açıdan destekleyen çok az yapılanma var. Bu yüzden inisiyatiflerin artması ve azalması ülke ekonomisiyle çok ilişkili. Bu mekânlar azaldıkça eşitlikçi alanlar da azalıyor.” Larissa Araz ayrıca poşe gibi oluşumların, farklı düşüncelerin tartışılabildiği ve yeni üretimlerin denenebildiği eşitlikçi alanlar sunduğunun altını çiziyor.

“Silinmenin Manzaraları”, resmî tarih sayfalarında yer bulamayan izleri tartışmaya açarken, geçmişten bugüne gelen modernleşme süreçlerinin toplumsal ve ekolojik bilançosunu gözler önüne seriyor.

Bellek ve Yıkımın İzinde: Silinmenin Manzaraları Depo’da
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak MaxiMag Bültenine Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Maxi Magazin ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir