Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasına çok az bir zaman kalmışken, otizmli öğrencilerin en temel haklarından biri olan eğitim hakkına erişimde yaşadıkları zorluklar yeniden Türkiye’nin gündemine oturdu. Çocuklarına okul ya da uygun bir sınıf bulabilmek için yoğun çaba sarf eden aileler; bir yandan ayrımcılık ve akran zorbalığıyla uğraşırken, diğer yandan şiddet ve eğitimdeki niteliksizlik sorunlarıyla boğuşuyor. Her yıl aynı sıkıntıları yaşamaktan dolayı bitkin düştüklerini ifade eden veliler, ‘‘Otizmli çocuklar yok sayılıyor. Eğitim hakkımız engellenmesin’’ diyerek yetkililere seslendi.
Eğitim Çağındaki 700 Bin Çocuktan Sadece Küçük Bir Kısmı Okula Gidebiliyor
Türkiye genelinde otizmli birey sayısının yaklaşık 1,5-2 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor. Bu nüfusun içerisinde eğitim çağında bulunan çocuk sayısı ise 700 bin dolaylarında. Ancak verilere göre, bu çocukların yalnızca yaklaşık 44 bini nitelikli eğitim imkânlarına ulaşabiliyor. Tohum Otizm Vakfı tarafından paylaşılan 2025 verileri de eğitim çağındaki otizmli çocukların çok büyük bir bölümünün nitelikli eğitim hizmetlerinden mahrum kaldığını gözler önüne seriyor.
Yedek Listesi Bekleyişi: “Evde Kalmak Demek”
İstanbul’un Küçükçekmece ilçesinde ikamet eden Aysel Aslan, 16 yaşındaki otizmli kızının bu yıl lise 1. sınıfa başlaması gerektiğini ancak hâlâ gidebileceği bir okulun belli olmadığını ifade etti. Kızının yedek listesinde dokuzuncu sırada beklediğini söyleyen anne Aslan, durumu şu sözlerle anlattı: ‘‘Bir okulun özel eğitim sınıfı kapasitesi var ve o kapasitenin dışında yönlendirme yapıldıysa beklemede oluyorsunuz. Bir öğrenci okula kaydını yapmayacak ve sıra açılacak da o zaman bize sıra gelecek. Yedek demek bu çocuğun okula gidememesi, evde beklemesi demek.’’
Okulların açılmasına bu kadar az süre kala belirsizlik yaşamanın üzücü olduğunu belirten Aslan, görüştüğü pek çok ailenin benzer durumda olduğunu vurguladı. Aynı zamanda epilepsi hastası olan kızı için evlerine 8,5 kilometre uzaklıktaki bir okulun önerildiğini, ulaşımın otizmli öğrenciler için başlı başına büyük bir engel teşkil ettiğini belirtti. Çözüm için Küçükçekmece İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve CİMER‘e başvurduklarını, sonuç alamazlarsa Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na (TİHEK) gideceklerini söyleyen Aslan, ‘‘Eğitim her çocuğun hakkı’’ dedi.
Kurumlar Arasında Mekik Dokuyan Aileler
Pendik’te yaşayan Hülya Talay’ın 8 yaşındaki oğlu ise geçen yıl özel eğitim sınıfındaydı. Ancak eğitimin niteliğinden memnun kalmayan Talay, bu sene okul ve öğretmen değişikliği talep etti. Rehberlik ve Araştırma Merkezi (RAM) ile İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü arasında sürekli yönlendirildiklerini belirten Talay, “RAM’e gittim, İlçe Eğitim Müdürlüğü’ne yönlendirdi. İlçe Eğitim Müdürlüğü okullara yönlendirdi, okul tekrar RAM’e yönlendirdi. Böyle kurumlar arasında pinpon topuna döndük” diyerek yaşadıkları bürokratik süreci özetledi.
Devletin sadece okul erişimini değil, eğitim sonrası gelişimi de desteklemesi gerektiğini savunan Talay, rehabilitasyon ve destek seanslarının artırılması çağrısında bulundu. Talay, “Bu çocukların hayata katılması amaçlanmalı. Bu çocuklar yok sayılmasın” diyerek sistemin bütüncül bir yaklaşıma ihtiyaç duyduğunu ifade etti.
Okulda Şiddet ve Bitmek Bilmeyen Travmalar
İzmir Çiğli’den Fatma İçen, şu an 15 yaşında olan oğlunun ilkokul döneminde yaşadığı travmaları paylaştı. Birçok ailenin “yer yok” cevabıyla karşılaştığını ve şikayetlerin sonuçsuz kaldığını dile getiren İçen, oğlunun sadece yer bulamama sorunuyla değil, aynı zamanda okulda şiddetle de karşılaştığını iddia etti. Bu nedenle çocuğunu okuldan almak zorunda kaldıklarını belirten İçen, “Olay bitti ama çocuğun travması devam etti. Psikolog desteği de aldık. Otizmli bireyler ne yazık ki yok sayılıyor” şeklinde konuştu.
Uzman Görüşü: “Güvenli ve Erişilebilir Eğitim Bir Hak”
İstanbul Otizm Gönüllüleri Derneği Başkanı Sarah Başar, ailelerin en büyük talebinin çocukları için güvenli, kaliteli ve kolay ulaşılabilir bir eğitim hakkının sağlanması olduğunu dile getirdi. Başar, mevcut sistemde otizmli çocukların ihtiyaçlarının yeterince önemsenmediğine dikkat çekerek; öğretmen niteliği, kontenjan yetersizliği, ulaşım problemleri, kaynaştırma eğitimi zorlukları ve akran zorbalığının temel sorunlar olduğunu ifade etti. Hem normal sınıflarda kaynaştırma yoluyla hem de özel eğitim sınıflarında eğitim görebilen bu öğrencilerin ailelerinin, her okul dönemi başında aynı belirsizliklerle karşılaştığını hatırlattı.
Yeni dönem başlarken sınıfların hâlâ belirlenmemiş olması velilerin tepkisini çekerken; “Eğitim her çocuğun hakkı”, “Yok sayılmak istemiyoruz” ve “Eğitim hakkı yok sayılıyor” mesajları ailelerin ortak haykırışı haline geldi.




