Hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte deniz, göl, akarsu ve havuzlara olan ilgi yoğunlaşırken, suda boğulma vakaları hem Türkiye’de hem de dünyada ciddi bir halk sağlığı tehdidi oluşturmaya devam ediyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Anestezi Anabilim Dalı Yoğun Bakım Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hülya Ulusoy, bu olayların büyük bir kısmının alınacak basit ama hayati önlemlerle engellenebileceğini vurguladı.
Güvenli Alanlar ve Rip Akıntısı Tehlikesi
Vatandaşların mutlaka cankurtaran hizmeti sunulan ve güvenli olduğu tescillenmiş bölgelerde yüzmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Ulusoy, özellikle Karadeniz sahillerinde sıkça rastlanan ve “çeken akıntı” olarak da bilinen rip akıntılarının büyük risk taşıdığını belirtti. Ulusoy, profesyonel yüzücülerin bile bu akıntıya karşı dikkatli olması gerektiğini söyleyerek şu ifadeleri kullandı: “Ne kadar profesyonel yüzücü olursanız olun, böyle bir akıntıya maruz kaldığınızda önce enerjinizi tasarruflu kullanıp suyun üzerinde kalmaya çalışmanız, daha sonra kıyıya paralel yüzerek akıntının çektiği bölgeden çıkmanız ve ardından kıyıya ulaşmanız gerekiyor.”
Çocuklar İçin “Kol Mesafesi” Uyarısı
Boğulma vakalarında en ağır ve acı sonuçların çocuklarda gözlemlendiğini kaydeden Ulusoy, bu ölümlerin “sessiz” gerçekleştiğini ancak önlenebilir olduğunu dile getirdi. Prof. Dr. Ulusoy, “Zamansal olarak artan ve Türkiye genelinde, özellikle deniz kıyısındaki şehirlerde önemli bir sağlık sorunu oluşturan durumlardan biri suda boğulmalardır. Aslında bu sessiz bir ölümdür ve önlenebilir. Peki nasıl önlenebilir? Erişkin kişilerin denize girerken koruyucu önlemlere dikkat etmesi, bayrak durumunu, rüzgârı ve o günkü yasakları takip etmesi gerekiyor. Asla tek başına denize girilmemeli, alkol alarak denize girilmemeli. Epilepsi, kalp rahatsızlığı ya da panik atak gibi problemi olan kişilerin de asla yalnız denize girmemesi gerekiyor. Bu konuda ölümle sonuçlanan en acı durumlar ise çocukların başına geliyor” dedi.
Ebeveynlerin su kenarındayken çocuklarını bir an bile gözden ayırmaması gerektiğini vurgulayan Ulusoy, çocukların mutlaka kol mesafesinde tutulması gerektiğini belirtti. Ayrıca, simit, kolluk veya deniz oyuncaklarının bir cankurtaran kadar güvenli olmadığına da dikkat çekti.
“Hayat Boyu Tekerlekli Sandalyeye Bağımlı Kalabilirler”
Özellikle gençlerin riskli davranışlardan kaçınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Ulusoy, gösteriş amaçlı yapılan balıklama atlamaların felce yol açabileceği uyarısında bulundu: “Bir diğer önemli konu da özellikle gençler arasında gösteriş amacıyla yapılan balıklama atlamalar. Bir yıl önce dört metre derinliğinde olan bir su birikintisi, o yıl denizin dolması ya da zemin yapısının değişmesi nedeniyle farklı hale gelmiş olabilir. Kaya zeminine ya da sığ suya balıklama atlamak; boyundan aşağısında veya belden aşağısında felce yol açabilecek omurilik hasarlarına neden olabilir. Bu kişiler hayatları boyunca tekerlekli sandalyeye ya da yatağa bağımlı kalabilir. Boğulma olmasa bile omurga hasarları, deniz kazaları içinde azımsanmayacak kadar önemli bir yer tutuyor.”
Drowning Sanıldığı Gibi Gürültülü Değil
Filmlerdeki boğulma sahnelerinin gerçeği yansıtmadığını, boğulan kişinin bağıramayacağını anlatan Ulusoy, “Aslında bize ulaşmadan önce, denizde boğulma tehlikesi geçiren insanlar filmlerde gösterildiği gibi çırpınarak ve gürültü yaparak etrafındakilerin dikkatini çekemiyor. Nefes alma refleksiyle birlikte su yuttukları için sessizce suyun dibine gömülüyorlar” dedi. Müdahale sırasında kurtarıcının önce kendi güvenliğini sağlaması gerektiğini belirten Ulusoy, 112’nin hemen aranması ve mümkünse ip veya can simidi gibi araçların kullanılması gerektiğini söyledi.
İlk Yardım ve Oksijensiz Kalma Süresi
Kıyıya çıkarılan kişiye yapılacak müdahalede zaman kaybetmemek gerektiğini belirten Prof. Dr. Ulusoy, nabız bakmak veya hastayı kusturmaya çalışmak gibi yöntemlerden kaçınılması gerektiğini ifade etti. Ulusoy, “Kişi hafifçe omzundan sarsıldığında gözlerini açmıyorsa, şuuru kapalıysa, yanağına eğildiğinizde nefesi hissedilmiyor ya da göğüs hareketi görülmüyorsa ilk yapılması gereken şey kurtarıcı soluktur. Olay yerinde profesyonel temel yaşam desteği eğitimi almış kişiler varsa, boğulan kişi kurtarıcı soluk ve kalp masajıyla 112 ekipleri gelene kadar hayatta tutulabilir. Çünkü ölüm, akciğerlerdeki sudan değil; beyin ve kalbin oksijensiz kalmasından kaynaklanır. Bu da iki-üç dakika içinde beyin hücrelerinde doğrudan beyin ölümüne kadar gidebilecek ağır hasarlara yol açabilir. Aslında ölüme gidişi belirleyen temel unsur oksijensiz kalma süresidir” şeklinde konuştu.
Suyun niteliğinin de ek riskler doğurabileceğini kaydeden Ulusoy, “Tuzlu su ve tatlı su, vücudun elektrolit dengesi üzerindeki farklı etkileri nedeniyle akciğerlerde oluşan hasarı değiştirebilir. Ancak sonuçta ölüm, oksijensiz kalma süresiyle ilişkilidir. Eğer kişi kirli suya, bataklık ya da pis su birikintisine maruz kalmışsa ve şuuru kapanarak bu kirli suyu akciğerlerine kaçırmışsa, oksijensizliğe ek olarak aspirasyon pnömonisi dediğimiz zatürre, enfeksiyon hatta sepsis de tabloya eklenebilir” ifadeleriyle sözlerini tamamladı.




