Dünya genelinde ruh sağlığına dair tablo her geçen gün ağırlaşırken, Türkiye’de de benzer bir eğilim gözleniyor. Her yıl dünya üzerinde 720 binden fazla kişi intihar sebebiyle yaşamını yitiriyor. Ülkemizde ise 2025 yılı itibarıyla intihar sonucu hayatını kaybedenlerin sayısı 4 bin 599’a ulaştı. İstatistikler intihar hızının son 25 senenin zirvesine ulaştığını gösterirken; uzman isimler bu artışın arkasında ekonomik bunalımdan işsizliğe, yalnızlık duygusundan gelecek endişesine kadar pek çok toplumsal faktörün bulunduğunu belirtiyor.
Karmaşık Bir Toplumsal Sorun: İntihar
10 Eylül Dünya İntiharı Önleme Günü dolayısıyla BirGün’e açıklamalarda bulunan Türkiye Psikiyatri Derneği Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Gülin Özdamar Ünal, son dönemde Türkiye’deki kaba intihar hızında belirgin bir yükseliş yaşandığını ifade etti. İntiharın tek bir sebebe indirgenemeyecek kadar çok katmanlı bir halk sağlığı problemi olduğuna vurgu yapan Ünal, ruhsal rahatsızlıkların risk faktörleri arasında başı çektiğini dile getirdi. Özellikle depresyon, alkol ve madde bağımlılığı ile geçmişteki intihar teşebbüslerinin riski ciddi oranda artırdığını belirten Ünal, buna karşın olayın sadece klinik bir durum olmadığını söyledi.
Ekonomik sıkıntılar, işsizlik, maddi yetersizlikler, sosyal destek mekanizmalarının zayıflaması, yalnızlık, şiddet ve istismar gibi etkenlerin de riski tetiklediğine dikkat çeken Ünal; barınma imkanları, gelir güvenliği, çalışma şartları ve eğitime erişim gibi unsurların ruh sağlığının temel belirleyicileri olduğunun altını çizdi.
Gençlerin Gelecek Kaygısı ve Sosyal Baskılar
Genç nüfusta karşılaşılan tablonun daha spesifik zorluklar içerdiğini kaydeden Ünal, gelecek kaygısının en önemli unsurlardan biri olduğunu belirtti. Ünal, bu süreci şu sözlerle değerlendirdi: “Aile içi çatışmalar, akran zorbalığı ve siber zorbalık, yalnızlık, şiddet ve istismar, akademik baskı, gelecek kaygısı, ekonomik güçlükler ve ruh sağlığı hizmetlerine ulaşmadaki engeller bu dönemde önem taşıyabiliyor”.
Ruh sağlığı desteğine erişimin intiharları önlemedeki kritik rolüne değinen Ünal, hizmetlerin bölgeler arasındaki dengesiz dağılımını ve yoğunluktan ötürü kısalan görüşme sürelerini temel problemler olarak sıraladı. Gençler ve çocuklar için erken müdahalenin hayati olduğunu vurgulayan Ünal, “Bir gencin yardım almak için ağır bir kriz yaşamasını beklememeliyiz” uyarısında bulundu. Okullardaki rehberlik servislerinin güçlendirilmesi ve üniversitelerde ulaşılabilir psikiyatrik destek sistemlerinin kurulması gerektiğini sözlerine ekledi.
Kapsamlı Bir Önleme Politikası Şart
İntiharı önleme çalışmalarının yalnızca sağlık hizmetleriyle sınırlı kalamayacağını, sosyal politikaların da sürece dahil edilmesi gerektiğini savunan Ünal; erken teşhis, kriz müdahalesi ve girişim sonrası takip sistemlerinin bir bütün olarak ele alınmasını önerdi. Türkiye’nin çeşitli illerinde faaliyet gösteren İntiharı Önleme İl Kurulları gibi yapıların, daha kapsamlı bir ulusal strateji çatısı altında birleştirilmesi gerektiğini ifade etti.
Ünal’a göre etkin bir önleme politikası; güvenilir sürveyans, riskli kişilerin erken tespiti, kriz servislerine süratli erişim, intihar teşebbüsü sonrası aktif izleme, okul ve üniversitelerde destek programları, intihar araçlarına ulaşımın kısıtlanması, medyanın güvenli habercilik yapması ve erişilebilir ruh sağlığı hizmetlerini barındırmalıdır.
Gelecek kaygısı, işsizlik ve güvencesizlik gençleri giderek daha fazla kuşatırken uzmanlar şu gerçeğin altını çiziyor: “Ruh sağlığı hizmetine erişim intiharları önlemenin en önemli bileşenidir”.




