2005 yılından bu yana düzenli olarak kamuoyuyla paylaşılan Dünya Sağlık İstatistikleri raporunun 2026 yılı nüshası, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yayımlandı. Belgenin alt başlığında “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri için sağlığın izlenmesi” ifadesi dikkat çekiyor. Birleşmiş Milletler (BM), 2015 yılında kabul ettiği bir planla 2030 yılına kadar hayata geçirilmesi öngörülen, doğrudan ya da dolaylı olarak sağlığı ilgilendiren 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi belirlemişti. Bu hedefler; yoksulluk ve açlığın bitirilmesinden eğitim, hijyen, temiz su, halk sağlığı, iklim krizi, adalet ve barışa kadar oldukça geniş bir spektrumu kapsıyor.
2030 Sağlık Vizyonunda Gerileme
DSÖ, bu hedefler doğrultusunda 2030 yılı için “Evrensel Sağlık Kapsayıcılığı” ve “Herkese Sağlık” vizyonlarını tanımlamıştı. Benzer temeller 1978 tarihli Alma Ata Bildirisi’nde yer alan “2000 Yılında Herkese Sağlık” metniyle de atılmış ancak başarıya ulaşılamamıştı. 2026 yılı raporunun önsözünde değerlendirmelerde bulunan DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, mevcut verilerin 2030 hedeflerinden çok uzakta olduğumuzu, hatta son dönemde bu hedeflerden daha da saptığımızı ortaya koyduğunu belirtti.
COVID-19’un Görünmeyen Bilançosu: 22,1 Milyon Ölüm
Raporda öne çıkan en çarpıcı başlıklardan biri, COVID-19 pandemisinin gerçek bilançosu ve veri eksiklikleri oldu. “Tüm nedenlerden kaynaklanan fazladan ölümler” verisi, krizlerin gerçek etkisini ölçmek için kritik bir kriter olarak kullanılıyor. DSÖ verilerine göre, 2020-2023 yılları arasında dünya genelinde tahmini 22,1 milyon fazladan ölüm yaşandı. Oysa aynı süreçte resmen bildirilen COVID-19 kaynaklı vefat sayısı yedi milyon olarak kayıtlara geçmişti. Bu durum, hem sağlık sistemlerindeki aksamalar hem de yetersiz raporlamalar nedeniyle, bildirilen her bir COVID-19 ölümüne karşılık yaklaşık iki ek vefatın daha gerçekleştiğini gösteriyor.
Yıllara Göre Değişen Veriler
Fazladan ölümlerin en yoğun görüldüğü dönem, 10,4 milyon kayıpla 2021 yılı oldu. Bu artışın temel sebebi olarak Delta varyantı gibi yeni suşların ortaya çıkışı ve sağlık altyapılarının yetersiz kalması gösteriliyor. 2023 yılında ise fazladan ölümlerin rapor edilen vefatlara oranı dokuz katına ulaşarak zirve yaptı; bu durum test sayılarındaki düşüşe ve raporlama zayıflığına bağlanıyor.
Türkiye’deki Vaka ve Ölüm Tartışmaları
Küresel çapta yaşanan tartışmalar Türkiye’de de benzer bir seyir izledi. COVID-19 sürecinde Sağlık Bakanlığı’nın yayımladığı turkuaz tablolarda “vaka sayısı” ve “hasta sayısı” ayrımına gitmesi tıp literatüründe geniş yankı uyandırmıştı. TUİK istatistiklerindeki fazladan ölüm rakamları ile resmi COVID-19 vefatları arasındaki uçurum dikkat çekici boyutta. 2020 ve 2021 yıllarında toplam fazladan ölüm sayısı 201 bin 650 olarak belirlenirken, COVID-19’a bağlı toplam vefat sayısı 87 bin 334 olarak açıklandı. Veri şeffaflığının olmaması, gelecekteki benzer sağlık krizlerine karşı hazırlıklı olmayı ve etkin önlemler almayı zorlaştıran temel bir unsur olarak değerlendiriliyor.
Sağlıkta Kazanımların Aşınması ve Yaşam Süresi
DSÖ raporu, son 25 yılda sağlık alanında elde edilen başarıların pandemiyle birlikte tersine döndüğünü ve henüz eski seviyesine ulaşamadığını bildiriyor. 2023 yılı itibarıyla küresel doğumda beklenen yaşam süresi 73 yıl, sağlıklı yaşam beklentisi ise 63 yıl olarak hesaplandı; bu rakamlar 2019’un gerisinde kaldı. Pandemi döneminde bu sayılar sırasıyla 71 ve 61’e kadar gerilemişti. Salgınla birlikte doğal afetler ve silahlı çatışmalar da sağlık sistemleri üzerindeki baskıyı artırarak temel hizmetlere erişimi kısıtladı.
Ölüm Nedenlerinin Kaydedilmesindeki Yetersizlik
Rapora göre, 2023 yılında gerçekleştiği tahmin edilen 61 milyon ölümün sadece 21 milyonunun nedeni DSÖ’ye bildirildi. Uluslararası bilimsel kodlama sistemiyle kaydedilen ölüm sayısı 15 milyon iken, bunların içinde açıklayıcı bilgi sunanların sayısı 12 milyonda kaldı. Özetle DSÖ, dünya genelindeki her beş ölümden sadece birinin gerçek nedenine dair veriye ulaşabiliyor.
Finansman Krizi ve Yanlış Öncelikler
Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, küresel bir sağlık finansmanı krizi yaşandığına dikkat çekerek birçok ülkenin borç yükü altında olduğunu ifade etti. 2025 yılına yönelik resmi sağlık yardımlarının 2023 yılına kıyasla %30-40 oranında daha düşük olacağı öngörülüyor. Ghebreyesus’a göre bu kesintiler, temel sağlık hizmetlerinde aksamalara ve hayat kurtarıcı ilaç ile aşılara erişimde azalmaya yol açabilir.
Dünya genelinde önceliklerin sağlığa veya eğitime değil; silah harcamalarına, atom bombalarına ve savunma sistemlerine verilmesi bu sonucun temel nedeni olarak görülüyor. Sağlık kaynaklarının koruyucu hekimlik ve insanların hastalanmasını önleyici yatırımlar yerine, dev şehir hastanelerine aktarılması eleştiriliyor. Rapor, yaşamı ve sağlığı değil; kârı ve parayı önceleyen yönetim anlayışlarının insanlık üzerindeki olumsuz etkilerini gözler önüne seriyor.




