19 yaşındaki Afgan asıllı Nila, Berlin sokaklarında yaşamını sürdürürken, kökenine dair sorulara her seferinde farklı bir hikâye uydurarak kendi geçmişini adeta yeniden kurguluyor. Eğlenmeyi ve gece hayatını seven Nila, kendisinden beklenen ‘iyi kız’ modeline uymayı çoğunlukla reddediyor. 2025 Women’s Prize Yılın Romanı finalisti seçilen ve 2026 Dublin Edebiyat Ödülü Uzun Listesi’ne girmeyi başaran ‘İyi Kız’ın yaratıcısı, Afgan kökenli şair ve yazar Aria Aber ile bir söyleşi gerçekleştirdik.
Aria Aber’in Münster’den New York’a Uzanan Yolculuğu
Aria Aber, Almanya’nın Münster kentinde, Afgan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldiğini belirterek söze başlıyor: “Çocukluk yıllarımı çok mutlu ama bir o kadar da kaotik anımsıyorum. Çift dilli ve sadece kızların eğitim gördüğü bir okulda okudum. Goldsmiths University bünyesinde İngiliz edebiyatı eğitimi aldıktan sonra, 2016 senesinde New York University’de şiir üzerine yüksek lisans yapmak amacıyla ABD’ye taşındım. Yaklaşık 10 yıldır ABD’de ikamet ediyorum.”
Şairlikten Yazarlığa Geçiş Süreci
Aslında bir şair olan Aber, yazma tutkusunu nasıl keşfettiğini şu sözlerle anlatıyor: “Her zaman yaratıcı bir iş yapma arzum vardı; bir dönem moda tasarımcısı olmayı bile düşündüm. Yazma yeteneğim öğretmenlerim tarafından fark edilmiş ve teşvik edilmişti. Ancak şairliği profesyonel bir kariyer olarak görmeye başlamam İngiltere’ye taşınmamla mümkün oldu. Londra’daki modern şiir ortamının canlılığı ve yayıncıların genç yazarları desteklemesi beni bu yola sevk etti.”
‘İyi Kız’ Romanının Doğuşu ve Karakter Analizi
Aber, ‘İyi Kız’ romanını kurgularken Nabokov’un ‘Lolita’ eserindeki Avrupalı erkek ve Amerikalı kadın dinamiğini tersine çevirerek, Amerikalı bir erkek ve Avrupalı bir kadın üzerinden bir büyüme öyküsü oluşturmayı hedeflemiş. Yazar, kitabında 11 Eylül sonrası Ortadoğu kökenli bireyleri hedef alan aşırıcılığın günümüze uzanan etkilerini de işlemeyi amaçladığını söylüyor.
Kendi yaşamı ile roman karakteri Nila arasındaki benzerliklere değinen Aber, şunları ifade ediyor: “Hayatımda veya çevremdeki insanların yaşamlarında bazı paralellikler mevcut… Bazıları bunu oto-kurgu olarak görse de ben katılmıyorum. Nila ile kesinlikle aynı kişi değiliz. Aramızdaki en belirgin fark, benim çok daha politik, dünyaya karşı ilgili ve tutkulu olmamdır. Buna rağmen, her ikimizin de kendi hayatını inşa etme arzusu, yaratıcılığı ve hırsı ortak noktalarımız.”
Toplumsal Cinsiyet ve ‘İyi Kız’ Kavramı
Kitabın isminin neden ‘İyi Kız’ olduğunu açıklayan Aber, çocukluğunda büyükannesinin her fırsatta dile getirdiği “İyi kız olmalısın” sözünden ilham aldığını belirtiyor. Yazara göre, asi sayılabilecek en küçük davranış bile ‘kötü’ olarak yaftalanırken, olunabilecek en feci şey ‘harab’ yani ‘kötü kız’ olmaktı. Bu iyilik ve kötülük arasındaki ahlaki ikilik, yazarın temel ilgi odaklarından birini oluşturuyor.
Aber, ideal iyiliği şu şekilde tanımlıyor: “Birinin nasıl davranması gerektiğini başkalarının belirlemesi önemli değil. İnsan olarak iyi olmamız gerektiğine inanıyorum ama cinsiyetimizin bizden beklediği biçimde ‘iyi’ olmak zorunda değiliz. Gerçek iyilik, birbirimize destek olmak ve dezavantajlı olanların yanında durmaktır. Bunun bir kadının arzularını utandırmakla bir ilgisi yoktur.”
Mültecilik, Aidiyet ve Ev Kavramı
Birinci kuşak göçmenler ve çocukları arasındaki ‘ev’ algısına değinen 35 yaşındaki yazar, kendisini “sürgünde büyümüş bir çocuk” olarak nitelendiriyor. Her gün “Ben Afganım” diyerek uyanmasa da, “Ben mültecilerin çocuğuyum” bilinciyle güne başladığını ifade ediyor. İnsanların geride kalan ülkeleri romantikleştirdiğini ancak gerçeğin çok daha sert olabileceğini vurguluyor.
Afganistan’ı tamamen geride bırakmadığını söyleyen Aber, “Afganistan’a ve halkıma, aslında dünyadaki tüm insanlara karşı bir sorumluluk hissediyorum. Daha az imkâna sahip olanlara destek olmak istiyorum” diyor. Kendini en çok New York’ta ve Berlin’de evinde hissettiğini belirten yazar, vatandaşlığın sağladığı hakların aidiyet duygusu için her zaman yeterli olmadığını, bu duygunun komşuluk ilişkilerinden ekonomik güce kadar pek çok değişkene bağlı olduğunu ekliyor.
Almanya’da Yükselen Aşırı Sağ Üzerine Düşünceler
Almanya’da büyüyen bir yazar olarak aşırı sağın güçlenmesini yorumlayan Aber, bu akımın ülkede her zaman var olduğunu savunuyor: “Bugün bu söylemlerin bu kadar açıkça yapılması, ağır ekonomik şartlar ve kaynakların azalmasıyla ilgili. Göçmenleri suçlamak en kolay çözüm yolu olarak görülüyor. Birbirimizi gözetmemiz, eğitim ve diyalog yoluyla korkuları ortadan kaldırmamız şart.”




