63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, madencilerin yaşamından kadınların kültürel mirasına uzanan belgesel ve kısa filmleri izleyiciyle buluşturdu. Sekiz yapımın yönetmenleri, gösterimlerin ardından filmlerinin hikâyelerini ve üretim süreçlerini anlattı.
Madencilikten sinemaya uzanan hikâyeler
Ulusal Belgesel Film ve Ulusal Kısa Film yarışmalarının yanı sıra özel gösterimlerin yapıldığı programda emek sorunları, toplumsal cinsiyet rolleri, kültürel hafıza ve iktidar ilişkileri öne çıktı.
Arda Sarıgün’ün “Mükellef” belgeseli, Zonguldak’taki maden işçilerinin hayatına odaklandı. Zonguldaklı olan Sarıgün, filmin işçilerle yaptığı sohbetler sırasında şekillendiğini söyledi.
Belgeselin katılımcısı Akın Ertürk ise sinema sektöründen madenciliğe uzanan yaşamını anlattı. 18 yaşında “Arka Sokaklar” dizisinde kamera asistanı olarak çalışmaya başlayan Ertürk, uzun mesailer ve düzensiz ücret ödemeleri nedeniyle sektörden ayrıldığını belirtti. Ailesindeki madencilik geçmişinden söz eden Ertürk, “Dayım, dedem; hepsi madenci. Sezon finali vermişti o zaman çalıştığım işte. Zonguldak’a gittim, dayım ‘Bir gel dene. Olmazsa bırakırsın’ dedi. Şu an sekiz senelik maden işçisiyim” ifadelerini kullandı.
“Kameram 45 Kilo” ise görüntü yönetmeni Colin Mounier’in yaşamını beyazperdeye taşıdı. Yönetmen Kenan Özer, Paris’te başlayan kariyerini Türkiye’ye taşıyan ve Emir Kusturica ile de çalışan Mounier’le İznik’e taşındıktan sonra tanıştığını aktardı. Yetmişten fazla yapımda görev alan Mounier, kendi yaşamını ilk kez kamera önünde izlemenin farklı olduğunu söyleyerek, “Normalde kamera arkasındayım. Herhalde benim özelliğim, oyunculara destek, güven vermek” dedi.
Kadınların taşıdığı kültürel miras
Yarışma dışı özel gösterimde yer alan Ebru Güzel imzalı “Ana’dolu – Bacılar, Bibiler ve Ezeler”, Anadolu’da kadınlar aracılığıyla nesilden nesile aktarılan bilgi ve ritüelleri ele aldı. Beş yılda tamamlanan filmin yönetmeni, kadınların kültürel mirasının giderek unutulduğunu belirtti; geleneksel bilgilerin sözlü anlatıların yanı sıra kıyafetlerdeki nakışlarda ve gündelik eşyalarda da yaşadığını söyledi. Güzel, “Kolektif hafıza dediğimiz şey, belleklerde kayıtlı” dedi.
“River Dreams” de kadınların kendilerini bir nehir üzerinden anlattığı hikâyelere odaklandı. Kazakistanlı yönetmen Kristina Mikhailova, önce oyuncular, sanatçılar ve aktivistlerle çalıştığını, daha sonra farklı kadınların anlatılarını da filme eklediğini söyledi. Yapım, dünya prömiyerini gerçekleştirdiği Berlin Film Festivali’nde Ekümenik Jüri Ödülü kazanmıştı.
Çaresizlik, güç ve erkeklik
Ulusal Kısa Film Yarışması’ndaki “Süpermen Bozkıra Düştü”, geçimini sağlamak için Süpermen kostümü giyen Kâzım’ın çaresizliğini anlattı. Serdal Altun, çocukken okuduğu bir öyküden yola çıktığını belirterek, “Beni motive eden şey, bütün dünyada gücü temsil eden bir kostümün içerisinde bir o kadar çaresiz bir adam figürüydü” dedi. Yönetmen, babalıkla birlikte erkeklere yüklenen her şeyi başarma beklentisinin de filmin temel meseleleri arasında olduğunu söyledi.
Gülsün Odabaş’ın “Konteyner”i, mahallesinde giderek kendi otoritesini oluşturan Sultan’ın hikâyesini işledi. Odabaş, karakterin yalnızlığından ziyade iktidar kurma isteğiyle ilgilendiğini ifade ederek, “İçimizdeki otoriter gücün fırsat bulunca nasıl ortaya çıktığını anlatmak istiyorum” dedi. Sultan’ı canlandıran Sema Tuğsel de karakterin davranışlarını yalnızlıkla açıklamanın yeterli olmadığını, mahallede kendine bir güç alanı kurmaya çalıştığını belirtti.

