2019 yılında genç ve bağımsız yetenekleri uluslararası sahnede buluşturmak amacıyla yola çıkan Istanbul Fringe Festival, sekizinci edisyonuyla 19–26 Eylül tarihleri arasında sanatseverlerle buluşuyor. Tiyatro, dans ve performans sanatlarının yanı sıra pek çok disipline ev sahipliği yapan festival, kentin tarihi noktalarından en yeni alternatif sahnelerine kadar uzanan geniş bir mekân yelpazesinde gerçekleşecek.
Bu yıl odağına “bağ kurmak” temasını alan etkinlik, sadece sanatçı ve izleyici diyaloğunu değil, aynı zamanda bağımsız sanat üretimindeki dayanışma ve ortaklık imkânlarını da tartışmaya açıyor. Festivalin Kültür Politikaları Direktörü Dr. Zeynep Uğur, bağımsız sanatın güncel sorunlarını, genç sanatçıların karşılaştığı engelleri ve festivalin felsefesini değerlendirdi.
Istanbul Fringe Festival Nedir ve Neden Önemlidir?
Festivalin doğuş hikâyesini anlatan Dr. Zeynep Uğur, temel amaçlarını şu sözlerle ifade ediyor: “Bizim başlama motivasyonumuz İstanbul’da gösteri sanatları alanında uluslararası, kariyerinin başındaki sanatçıların işlerini özellikle gençlerin ulaşılabilir fiyatlarla deneyimleyebildiği bir festival yaratmaktı. Bu, yıllar içinde daha güçlü bir ifade alanı yaratma, bir araya gelme ve yaratıcılık etrafında örgütlenen uluslararası bir atmosferi beraber yaşama ihtiyacına karşılık geldi.”
Sekiz yıllık süreçte festivalin büyük bir boşluğu doldurduğunu belirten Uğur, hem Türkiye’den görünürlük arayan gençlerin hem de dünyanın dört bir yanından gelen ekiplerin İstanbul’un farklı semtlerinde izleyiciyle buluştuğunu vurguladı. Özellikle Türkiye’de alanları daralan dansçıların festivali sahiplendiğini ve yerli yapımların bu platform sayesinde yurt dışına davet edildiğini ekledi.
Festival Programında Ne Zaman ve Hangi Etkinlikler Var?
19–26 Eylül tarihleri arasında sürecek olan programda, hem köklü kurumlar hem de alışılmadık mekanlar kullanılacak. Programın öne çıkan bazı çalışmaları şunlar:
- 23 ve 24 Eylül: ParibuArt’ta Kübalı grup MiCompania’nın “MONDO” gösterisi.
- 25 Eylül: Zorlu PSM’de sahnelenecek olan Brezilya ve Birleşik Krallık yapımı “Deluge”.
- 20 Eylül: İMÇ Atölye 5554’te Almanya’dan Vivien Tauchmann’ın “Self-As-Other-Trainings” performansı.
- 22 Eylül: Arter’de Birleşik Krallık’tan katılımcı yapısıyla dikkat çeken “if not this then that”.
Ayrıca bu yıl ilk kez düzenlenen Barın Han x Istanbul Fringe Festival Ortak Üretim Projesi: Bağ Kurma, festivalin en çok merak edilen bölümleri arasında yer alıyor.
“Bağ Kurmak” Teması Neden Seçildi?
Dr. Zeynep Uğur, temanın seçilme nedenini açıklarken toplumsal krizlere ve bireysel yalnızlığa dikkat çekiyor. Festivalin sunduğu karşılaşma alanlarının hayati olduğunu belirten Uğur, “Bağ kurmak bizim uzun yıllardır üzerine düşündüğümüz, kendi deneyimlerimizden de ortaya çıkan bir kavram,” diyor.
Bu yaklaşımın temelinde iki önemli eser yatıyor: Johann Hari’nin toplumsal bağların kopuşuna odaklanan “Kaybolan Bağlar” kitabı ve Alexandre Gefen ile Sandra Laugier’nin geçici ilişkilerin değerini anlatan “Zayıf Bağların Gücü” adlı çalışması. Uğur, festivalin bu “hafif” ama derin izler bırakan bağları kurmaya aracılık ettiğini belirtiyor.
Nasıl Bir Ortak Üretim Modeli İzlendi?
Barın Han ile gerçekleştirilen ortak üretim projesi, başlangıçta üç proje hedefiyle yola çıkmış olsa da, gelen nitelikli başvurular üzerine sekiz projeye yükseltildi. Edebiyattan görsel sanatlara kadar pek çok disiplini kapsayan bu altı aylık kolektif süreç, sanatçıların birbirini dönüştürdüğü bir yapıya büründü. Dr. Zeynep Uğur, “Bağ kurmak sadece bu işlerin sanatsal teması değil, aynı zamanda üretim biçimi ve araştırma konusu oldu,” diyerek bu sürecin 20, 21 ve 22 Eylül tarihlerinde Barın Han’da sergileneceğini duyurdu.
Bağımsız Sanatın Geleceği: Kimler, Hangi Sorunlarla Karşı Karşıya?
2019’dan bu yana bağımsız sanat üretiminin daha da zorlaştığını belirten Uğur, en büyük engelin ekonomi olduğunu şu sözlerle özetliyor: “Bugün alandaki en büyük problemimiz ekonomik olarak varlık savaşı veriyor olmamız. Sanatçılar, mekânlar, festivaller, kültür profesyonelleri; hepimizi kaynak yokluğu ve ekonomik koşulların ağırlığı çok zorluyor.”
Artan kiralar ve yükselen giderler nedeniyle İstanbul’daki bağımsız kültür-sanat mekânlarının ciddi bir belirsizlik ve kırılganlık içinde olduğunu ifade eden Uğur, hayatta kalma mücadelesinin uzun vadeli planlamalar yapmayı zorlaştırdığını dile getiriyor.




