fbpx
featured
  1. Haberler
  2. Kültür & Sanat
  3. Göç, Aidiyet ve Direnç: Stories of Migration Depo’da Açıldı

Göç, Aidiyet ve Direnç: Stories of Migration Depo’da Açıldı

İlkay Bilgiç direktörlüğündeki 'Stories of Migration' sergisi, beş sanatçının göç öykülerini 26 Eylül’e dek Depo’da sanatseverlerle buluşturuyor.

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Göçün kişisel yansımalarını, aidiyet hissini ve dayanışmanın gücünü farklı sanatsal disiplinler üzerinden ele alan “Stories of Migration” sergisi, Depo’da sanatseverlerle buluştu. Uluslararası bir konuk sanatçı programının ardından hayata geçen bu projede; Adele Tamam, Ara Chalym, Irmak Suzan Ertaş, Persefoni Myrtsou ve Saeed Mirshekari’nin özgün çalışmaları sergileniyor. 26 Eylül tarihine kadar devam edecek olan sergiyi, projenin direktörü ve mezopArt kurucusu İlkay Bilgiç değerlendirdi.

Serginin temel amacı ve çıkış noktası nedir?

İlkay Bilgiç, mezopArt’ı 2017 yılında, dünyanın farklı noktalarından gelen sanatçıların bir araya gelebileceği ve kendi hikâyelerini özgürce anlatabileceği platformlar oluşturmak hedefiyle kurduğunu belirtiyor. İran’da yaşadığı ve tiyatro projelerinde yer aldığı dönemin ardından Türkiye’ye dönen Bilgiç, burada üretim yapmaya çalışan sanatçıların karşılaştığı zorluklara odaklanmış. Bilgiç, projenin çıkış noktasını şu sözlerle ifade ediyor: “Bir sanatçı başka bir ülkede hayatını yeniden kurarken pratiğini nasıl sürdürüyor? Çünkü bir ülkede yaşıyor olmak, o ülkenin kültür-sanat ortamının otomatik olarak parçası olduğunuz anlamına gelmiyor. Stories of Migration biraz bu sorudan doğdu. Birilerine ‘ses vermek’ gibi bir yerden bakmıyorum. Bu sanatçıların zaten kendi sesleri, anlatacak hikâyeleri, sürdürdükleri çalışmaları var. Ben onların başka sanatçılarla, kurumlarla ve izleyicilerle buluşmasını önemsiyorum.”

Sergide hangi sanatçılar ve temalar yer alıyor?

Projede yer alan beş sanatçının göçle kurduğu bağ, oldukça farklı temalar üzerinden şekilleniyor. Saeed Mirshekari, bilimsel kavramlarla bedenin baskı karşısındaki tepkilerini ve bürokrasinin dilini çalışmalarına dahil ediyor. Persefoni Myrtsou, Armaş’ın tarihi ile ailesinin Doğu Trakya’dan Yunanistan’a uzanan mübadele geçmişi arasında bir bağ kuruyor. Adele Tamam, Yemen, Malezya ve Hollanda’ya uzanan çocukluk hafızası üzerinden “ev” kavramını sorgularken; Irmak Suzan Ertaş dil ve aktarım süreçlerine, Ara Chalym ise coğrafya ve iletişime odaklanıyor. İlkay Bilgiç, sanatçıları tek bir “göçmen sanatçı” kalıbına sokmak istemediklerini vurgulayarak şu açıklamayı yapıyor: “Beş sanatçının göçle ilişkisi birbirinden farklı. Saeed Mirshekari’nin işlerinde bilimsel ve tıbbi kavramlar, bedenin baskı ve belirsizlik karşısında geliştirdiği tepkilerle buluşuyor. Mülteci olarak farklı ülkelerde karşılaştığı bürokratik dil de zamanla üretiminin bir parçasına dönüşüyor. Persefoni Myrtsou, Armaş’ın tarihiyle ailesinin Doğu Trakya’dan Yunanistan’a uzanan yerinden edilme geçmişi arasında ilişkiler kuruyor. Adele Tamam’ın işlerinde ‘ev’, çocukluğundan Yemen’e, Malezya’ya ve Hollanda’ya uzanan kişisel bir hafıza üzerinden karşımıza çıkıyor. Irmak Suzan Ertaş dil, çeviri ve aktarma süreçlerine; Ara Chalym ise hafıza, coğrafya ve iletişime bakıyor.”

Eserlerin ortaya çıkış süreci nasıl gelişti?

Sergideki işlerin çoğunluğu, sanatçıların Armaş’ta geçirdikleri bir haftalık konuk sanatçı programı sırasında şekillendi. Bu süreçte sanatçılar birlikte yaşayarak, çevreyi araştırarak ve birbirlerinin üretim süreçlerine dahil olarak bir dayanışma alanı yarattılar. Bilgiç süreci şöyle anlatıyor: “Bir hafta aynı yerde yaşadık, yemek yedik, konuştuk, çevreyi araştırdık ve birbirimizin üretim süreçlerine tanıklık ettik. Sanatçılardan programın sonunda bir eser çıkarmalarını da beklemedik. Bu, birbirlerinin deneyimlerini gerçekten dinleyebilecekleri ve kendi pratikleri içinde karşılık verebilecekleri bir alan yarattı. Sanatçıların birbirlerini tanımaları, konuşmaları ve birbirlerinin çalışmalarına nasıl karşılık verdiklerini görmek önemliydi. Sergide gördüğümüz ilişkilerin bir kısmı da o bir haftalık birlikte yaşama deneyiminden geliyor.”

Türkiye’nin göç tarihi projeyle nasıl örtüşüyor?

Projenin Türkiye’nin zengin göç hafızasıyla kurduğu temas, özellikle mekan üzerinden somutlaşıyor. Armaş bölgesinin geçmişi ile sanatçıların kişisel hikâyelerinin çakıştığı noktalar eserlere yön vermiş. İlkay Bilgiç, “Türkiye’de göç bugünün meselesi değil. Yaşadığımız coğrafyanın hafızası yer değiştirmeler, mübadeleler ve zorunlu göçlerle dolu. Armaş’ta bu çok somut biçimde karşımıza çıktı. Mekânın ve çevresinin tarihi, Persefoni’nin aile geçmişiyle beklemediğimiz bir bağ kurdu ve ‘The Holy Water of Armaş’ buradan gelişti.” diyerek bu etkileşimi özetliyor.

Sanatın dayanışma yaratma gücü nedir?

Sanatın toplumsal meselelerdeki dönüştürücü gücüne değinen Bilgiç, projede dayanışmanın küçük ölçekli ama derin ilişkilerle sağlandığını belirtiyor. “Sanata dünyayı tek başına değiştirecek bir güç atfetmek konusunda temkinliyim ama sanat başka karşılaşmalar yaratabilir.” diyen Bilgiç, dayanışmanın birlikte vakit geçirmek ve bir başkasının üretimine tanıklık etmekle başladığını söylüyor: “Stories of Migration’da dayanışmayı birlikte geçirilen zamanda, birbirimizin üretimine tanıklık etmekte, bir sanatçının başka bir sanatçıya güven vermesinde gördüm. Bazen direnç de çok küçük ölçeklerde, böyle ilişkiler içinde gelişiyor.”

Göç, Aidiyet ve Direnç: Stories of Migration Depo’da Açıldı
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak MaxiMag Bültenine Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Maxi Magazin ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir