fbpx
featured
  1. Haberler
  2. Kültür & Sanat
  3. Eve Dönmek: Geçmişin ve Şimdinin Arasındaki Yolculuk

Eve Dönmek: Geçmişin ve Şimdinin Arasındaki Yolculuk

Başka bir ülkede geçirilen birkaç günün ardından, yuvaya dönme vakti yaklaşıyor. Memlekete dönüş vakti yaklaştıkça, özlenen şeylerle beraber, uzakta bir nebze gevşeyen eski hayat düzeninin de aynı kapının ardında beklediği...

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Başka bir ülkede geçirilen birkaç günün ardından, yuvaya dönme vakti yaklaşıyor. Memlekete dönüş vakti yaklaştıkça, özlenen şeylerle beraber, uzakta bir nebze gevşeyen eski hayat düzeninin de aynı kapının ardında beklediği gerçeği zihne düşüyor. Yabancı topraklarda kimse sizi geçmişinizle tanımlamaz. Ne bir otel resepsiyonistinin ne de bir garsonun nazarında bir siciliniz vardır; kimse sizinle bitmemiş bir davayı, eski bir gönül kırıklığını ya da yılların beklentisini paylaşmaz. Yabancılık duygusu sadece bir eksiklik değildir; bazı toplumsal rolleri bir süreliğine askıya alır. Ancak eve dönüşle birlikte asıl çağrı başlar: Annemizin yanındayken ses tonumuzun fark etmeden çocukluk yıllarımıza dönmesi veya eski bir dostun tek bir cümlesiyle yirmi yıl önceki halimize bürünmemiz bundandır. İnsan, ilişkilerin içinde sadece bugünkü kimliğiyle değil, geçmişteki tüm halleriyle birlikte masaya oturur.

Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.

Odysseus’un hikayesi bize ne anlatıyor?

En kadim dönüş hikâyelerinden biri bu temayı işler. Christopher Nolan’ın ‘The Odyssey’ yapıtında Odysseus, yıllar boyu evine ulaşmaya çalışır: On yıl boyunca Troya’da savaşmış, on yıl da denizlerde sürüklenmiştir; İthaka’da ise Penelope ve oğlu Telemakhos yolunu gözlemektedir. Homeros’un anlatısında tüm yollar yuvaya varırken, Nolan’ın Odysseus’u bu dönüşü bir zafer nişanesi olarak görmez. Troya’da yaptıkları, kaybettiği dostları ve sağ kalmak için dönüştüğü yeni insan da onunla beraber gemiye biner. Eve ulaşmak, geride bırakılan yaşama kaldığı yerden devam etmek manasına gelmez.

Nostalji kavramı ne zaman ve nasıl ortaya çıktı?

Eve duyulan özlem, geçmişte bir hastalık türü olarak kabul ediliyordu. 17. yüzyılın sonlarına doğru, İsviçreli bir tıp öğrencisi olan Johannes Hofer, gurbette hastalanan İsviçreli askerlerin bu durumuna bir isim koymuştu: Nostalji. İlerleyen zamanlarda, Ranz des Vaches adı verilen çoban melodisinin gurbetteki askerlerde öylesine yoğun bir memleket hasreti uyandırdığı ve bu yüzden bazı birliklerde çalınmasının yasaklandığı söylenecekti. Askerlerin özlemi sadece bir coğrafyaya dair değildi. Psikanalist Henry Seiden de eve duyulan özlemi Odysseus’tan yola çıkarak analiz etmişti. Çünkü hasret duyduğumuz ev, sadece bir mekânda değil, belirli bir zamanda durmaktadır. Çocukluğumuzun geçtiği eve yıllar sonra adım attığımızda bunu hissederiz; koridorlar kısalmış, odalar daralmış gibi gelir. İlk anda evin değiştiğini sansak da aslında ölçüyü değiştirenin sadece ev olmadığını fark ederiz. O evdeki ebeveynler, çocukluk hali, o dönemin korku ve beklentileri artık aynı noktada değildir. Adrese dönmek mümkündür ancak o zamana dönülemez.

Geri dönen kişiyi kimler, nasıl tanır?

Odysseus da İthaka’ya ulaştığında bıraktığı hayatı olduğu gibi bulamaz. Telemakhos artık bir çocuk değildir, Penelope yirmi yılını onsuz geçirmiş ve ev onun yokluğuna göre şekillenmiştir. Kişinin kendi değişimini idrak etmesi kolay olsa da geride kalanların değişimini görmek çok daha zordur. “Sen eskiden böyle değildin” ifadesi, tam da bu yüzleşmenin bir tezahürüdür. Evet, değildik; ancak karşımızdaki kişi de artık eski haliyle orada değildir. Odysseia destanının son kısımlarının tanınma sahneleriyle dolu olması tesadüf değildir. Odysseus’u ilk tanıyan, kapı önündeki ihtiyar köpeği Argos olur: Eski kıyafetler içindeki dilenciye kuyruğunu sallar ve orada ölür. Dadısı Eurykleia ise onun ayaklarını yıkarken çocukluğundan kalan yara izini fark eder; onu siması değil, yarası ele verir. En uzun süre kuşku duyan ise Penelope’dir. Sadece eve varmak kafi gelmez; evdekilerin de bizi yeniden tanıması elzemdir.

Ev neden bazen huzursuzluk verir?

Jessica Benjamin’in “tanınma” olarak nitelendirdiği durumun bir yönü de şudur: Karşımızdakini kendi hikâyemizdeki eski rolüne hapsetmeden, kendine ait bir yaşamı olan bağımsız bir özne olarak görebilmek. Aile sofrasında hangi mevzularda susacağımız ya da kimin yanında çabuk sinirleneceğimiz yıllar içinde kemikleşmiştir. Dış dünyada ne kadar farklılaşmış olursak olalım, eve girdiğimizde eski rollerimizin hâlâ bizim için ayrıldığını görürüz. Dönüşteki o huzursuzluk hissi, bazen artık sığmadığımız bir yere yeniden çağrılmaktan kaynaklanır. Freud’un “tekinsiz” kavramı da tamamen yabancı olandan değil, bir vakitler çok tanıdık olup sonradan yabancılaşmış olandan besleniyordu. Kısa bir süreliğine en tekinsiz yer, evin bizzat kendisi olabilir.

Birkaç gün sonra sınırı geçip İstanbul’a doğru yol alacağım. Tanıdık tabelalar belirmeye başlayacak ve yollar yavaş yavaş bildiğim yollara evrilecek. Kapıyı açtığım an evin kokusu ilk birkaç saniye yabancı gelecek; ev, tanıdık bir hal almadan hemen önce kısa bir an bana dışarıdan bir gözle görünecek. Sonrasında beden bildiği rutini uygulayacak: Elim, anahtarı kilide düşünmeden takacak ve karanlıkta ışık düğmesini aramadan bulacak. Ben henüz evi tanımadan, ev beni çoktan tanımış olacak.

Eve Dönmek: Geçmişin ve Şimdinin Arasındaki Yolculuk
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak MaxiMag Bültenine Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Maxi Magazin ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir