Altın Koza Film Festivali’nin geçmişteki parıltılı dönemlerini, “Seyit Han”, “Kuyu”, “Umut” ve “Acı” gibi Türk sinemasının onur kaynağı olan başyapıtların rekabet ettiği o yılları özlemle hatırlıyorum. Günümüzde, birkaç istisnai isim haricinde, bu denli cesur eserler üreten sinemacılarla karşılaşmak oldukça zorlaştı. Bu durumun arkasında yatan sebep oto-sansürün baskısı mı, toplumda zayıflayan okuma kültürü mü yoksa genç neslin kapıldığı post-modern dalgalar mı emin değilim; büyük ihtimalle hepsi bir arada etkili oluyor. Yine de bu karamsarlık ikliminden sıyrılmaya çalışan ve hayatın ince detaylarını yakalamayı hedefleyen genç yetenekler hala mevcut.
Kimler Yarışıyor ve Festivalin Atmosferi Nasıl?
33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin Ulusal Yarışma kategorisinde bu yıl on film boy gösterdi. Yarışmanın en dikkat çekici yapımı, daha önce İstanbul Film Festivali’nde de izlediğim Pınar Yorgancıoğlu imzalı “Karanlıkta Islık Çalanlar” oldu. İlk uzun metrajlı filminde Yorgancıoğlu, toplumu bir karabasan gibi saran umutsuzluk ve çıkışsızlık ortamında, bir ailenin yaşadığı kopukluğu mercek altına alıyor. Emekli bir baba ve kızı kendi hayal dünyalarına sığınırken, annenin gerçeklikte bir çıkış yolu aradığı bu filmde, karakterlerin kendi iç dünyalarına hapsoluşuna tanıklık ediyoruz. Emre Gülcan ile kaleme alınan senaryo; fantezi ve mizahı ustalıkla harmanlıyor. Filmin başarısında Jonas Raphael Schneider’in görüntü yönetimi, Ayris Alptekin, Barış Demirdelen ve Pınar Yorgancıoğlu’nun kurgusu, Alican Çamcı’nın müzikleri ve Ceyda Yüceer’in sanat yönetimi büyük pay sahibi. Ayrıca Müfit Kayacan, Hülya Gülşen ve İnci Sefa Cingöz’ün sergilediği kusursuz ekip oyunu, Cemal Süreya’nın “hayat kısa kuşlar uçuyor” dizelerini hatırlatan bu içten yapımı taçlandırıyor.
Neden Genç Yönetmenler Aile Temasını Tercih Ediyor?
Festival seçkisindeki on filmden yedisinin odak noktasında aile içi meseleler yer alıyor. Genç yönetmenlerin riskli sularda yüzmek yerine, “güvenli liman” olarak gördükleri aile yapısı içerisinde kalmayı tercih ettikleri görülüyor. Ancak bu filmler, “kutsal aile” kavramını yücelten resmi anlayışın oldukça uzağında duruyor. Yapımların çoğunda bireyler arasındaki iletişim problemleri, menfaat çatışmaları ve aile içi taciz gibi sarsıcı konular ön plana çıkıyor.
Hangi Yapımlar Yarışmada Öne Çıkmayı Başardı?
Ali Vatansever’in yönettiği “Bir Arada Yalnız”, kanserle mücadele eden oğulları için çırpınan orta sınıf bir çiftin dünyasını anlatıyor. Anne karakteri şifalı otlar ve sosyal medya paylaşımlarıyla teselli ararken, baba çözümü inançta buluyor; oğul ise acısını sanal dünyada dindirmeye çalışıyor. Başrollerdeki Onur Gözeten, Esra Kızıldoğan ve Fatih Al performanslarıyla göz doldururken, Meral ve Yunus Emre Yurtseven’in yapım tasarımı ile Erdem Helvacıoğlu’nun müzikleri ödül için güçlü adaylar arasında. Bana göre bu film, Jüri Özel Ödülü’nü sonuna kadar hak ediyor.
Öte yandan, “Güvercin” filmiyle tanıdığımız Banu Sıvacı’nın “Günyüzü” adlı eseri, farklı temaları bir araya getirse de organik bir bütünlük sağlamakta zorlanıyor. Geçmişin cinsel taciz izleri, mülkiyet kavgaları ve bireyselleşme çabaları filmde yan yana duruyor. Yusuf Aslanyürek’in başarılı görüntüleri ve Asena Hotamış’ın yardımcı roldeki performansı ise not edilmeye değer.
Cinsel Taciz ve Toplumsal Yaralar Beyazperdeye Nasıl Yansıdı?
Cinsel taciz konusunu merkeze alan bir diğer yapım ise Tunç Şahin’in tiyatrodan uyarladığı “Canavar” oldu. Şahin, Lars von Trier’in “Dogville” filmindekine benzer şekilde, gerçekçi mekanlar yerine stilize bir tasarım tercih ederek izleyicinin öyküye mesafeli kalmasını sağlıyor. Bazı eleştirmenler bu tarzı “sinema dışı” bulsa da Tülin Özen ve Gülçin Kültür Şahin’in performansları, onları En İyi Kadın Oyuncu ödülünün en güçlü adayları yapıyor. Ancak aynı dalda Alphan Eşeli’nin “Mutter: Bir Annenin Hatıra Defteri” filmindeki başrolüyle Hazar Ergüçlü de iddialı bir konumda. Eşeli’nin korku-gerilim türündeki bu denemesi, Ergüçlü’nün başarısına rağmen şiddet ve kan ögelerine yaslanması nedeniyle pek inandırıcı bulunmuyor.
Muzaffer Mehmet Çağlar’ın “Varlık” filmi ekonomik hırsların bir aileyi nasıl parçaladığını işlerken, Miraç Atabey’in “Moda Evlilik” adlı yapımı tam bağımsız sinema iddiasıyla ortaya çıkıyor. Willam Hogarth’ın eserinden esinlendiği söylenen bu film, kimi çevrelerce ciddiye alınsa da beklentileri karşılamaktan uzak görünüyor.
Adana Sokaklarından Sosyal Gerçekçiliğe Nasıl Geçildi?
Nuri Cihan Özdoğan’ın “Ölü Köpekler Havlamaz” filmi, ithal atıklar ve çocuk çeteleri gibi iki yakıcı güncel konuyu Adana sahilinde birleştiriyor. Toplumsal gerçekçi bir duruş sergileyen film, Avrupa’nın çöpünden zengin olanlarla, o çöpler arasında hayatta kalmaya çalışan çocukların dramını anlatıyor. Bu yapımın Yılmaz Güney Ödülü ve İzleyici Ödülü’nün yanı sıra, Kemal Burak Alper ve Burak Can Doğan’a oyunculuk ödülleri getirmesi şaşırtıcı olmayacaktır.
Yarışmanın diğer filmleri arasında Ali Özel’in “Bozkır”dan sonra beklenen etkiyi yaratamayan “Beklenti”si ve dizi sektörüne eleştirel bir mizahla yaklaşmaya çalışan ancak senaryo zayıflığı nedeniyle oyuncu emeklerinin boşa gittiği “Patates Kızartması” yer alıyor.
Sonuçlar Ne Zaman Belli Olacak?
Genel bir değerlendirme yapacak olursak, seçkideki filmlerin yaklaşık yarısının izlenmeye değer olduğunu söylemek mümkün. Ben bu yazıyı hazırlarken Cumartesi akşamı düzenlenecek ödül töreni henüz gerçekleşmemişti ve sonuçlar belirsizliğini koruyordu. Jürinin kararlarını ve festivalin yankılarını önümüzdeki hafta detaylıca ele alacağız.




