Türkiye sınırları içerisinde gebeliğin isteğe bağlı olarak sonlandırılması 43 senedir yasal bir zemin üzerinde bulunuyor. Buna rağmen, kanunlarla korunan bu hak ile kadınların söz konusu hizmete gerçek hayatta ulaşabilmesi arasındaki uçurum her geçen gün daha da derinleşiyor. Kamu bünyesindeki hastanelerde kürtaj imkanının sunulmaması, çeşitli sebeplerle operasyonların ertelenmesi, sağlık çalışanlarının çekinceleri, teknik donanım ve personel yetersizliği, hukuki belirsizlikler ve mahalle baskısı gibi unsurlar, kadınların güvenli sağlık hizmeti almasını ciddi şekilde sekteye uğratıyor. Sağlık meslek örgütleri ve kadın platformları, ‘‘Engellemeler hem hak ihlali hem de kadın sağlığı için tehdit oluşturuyor’’ şeklinde ortak bir uyarıda bulunuyor.
Uluslararası Standartlar ve Yasal Süreç
Kürtajın bir suç olmaktan çıkarılması ve erişimdeki bariyerlerin yıkılması amacıyla sürdürülen küresel mücadele sonucunda, 2011 yılında 28 Eylül günü Uluslararası Güvenli Kürtaj Günü olarak resmen tanındı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından paylaşılan verilere göre, yeryüzünde her sene yaklaşık 121 milyon istenmeyen hamilelik vakası yaşanıyor. DSÖ, güvenli kürtajın ancak hamilelik süresine uygun tekniklerin, gerekli uzmanlığa sahip sağlık personeli tarafından uygulanmasıyla mümkün olabileceğini belirtiyor.
Türkiye’de ise bu süreç, 24 Mayıs 1983 tarihinde yürürlüğe giren 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun ile yasal bir statü kazandı. Mevcut yasaya göre, herhangi bir tıbbi engel bulunmadığı takdirde, gebeliğin 10’uncu haftası tamamlanana kadar kadının kendi tercihi doğrultusunda gebelik sonlandırılabiliyor. Ancak bu yasal hakkın pratik uygulamadaki karşılığı oldukça kısıtlı kalıyor.
Hastanelerdeki Hizmet Oranı Endişe Verici
Kadir Has Üniversitesi tarafından 2015-2016 yıllarını kapsayan ve 431 devlet hastanesini inceleyen araştırma, kurumların sadece yüzde 7,8’inin isteğe bağlı kürtaj hizmeti sağladığını gözler önüne serdi. Benzer şekilde, Mor Çatı’nın 2015 yılında İstanbul’daki 37 kamu hastanesiyle yaptığı görüşmelerde, yalnızca üç hastanenin bu hizmeti verdiği saptandı. 2016’da 12 farklı kadın örgütünün 12 ayrı ilde 184 kamu hastanesini kapsayan çalışması ise sadece dokuz hastanenin yasal süre sınırları içerisinde, hiçbir mazeret aramadan kürtaj hizmeti sunduğunu ortaya koydu. İstanbul Tabip Odası Kadın Komisyonu‘nun Eylül 2026 tarihinde yayımlanan “İsteğe Bağlı Düşük: Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanlarının Görüşleri ile İlgili Bir Araştırma” başlıklı raporu da, doktorların deneyimleri üzerinden erişim problemlerinin yıllar geçse de devam ettiğini belgeledi.
Ekonomik Eşitsizlik ve Erişilebilirlik Sorunu
İstanbul Tabip Odası Kadın Komisyonu Üyesi ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Irmak Saraç, kürtajın yasal olmasına rağmen kamu hizmeti boyutunda büyük aksaklıklar yaşandığını ifade etti. Yasallığın korunmasının kritik olduğunu ancak asıl meselenin bu hakkın fiili kullanımı olduğunu söyleyen Saraç, ‘‘Ücretsiz olarak kamuda bu hizmete ulaşamamak, parası olanların özelde yaptırabilmesi anlamına geliyor. Bu da ciddi bir eşitsizlik yaratıyor’’ açıklamasında bulundu. Özel sektördeki yüksek maliyetlerin bir engel teşkil ettiğini vurgulayan Saraç, kürtaj hizmeti sunan bazı kliniklere yönelik idari yaptırımların hukuki tartışmalara yol açtığını ve yasakların hamileliği sonlandırma ihtiyacını bitirmediğini, aksine kadın sağlığını riske attığını belirtti.
Yasal Sürelerin Fiilen Daraltılması
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı gönüllüsü Eda Sevinin, 2012’de yaşanan tartışmaların ardından resmi bir yasak gelmese de uygulama bazlı engellerin arttığını dile getirdi. Özellikle devlet hastanelerinde 10 haftalık sürenin fiilen daha erkene çekildiğine işaret eden Sevinin, ‘‘Kâğıt üzerinde 10 haftaya kadar yasal Türkiye’de. Ama bildiğimiz kamu hastanelerinde bunu fiilen 8 haftaya çektikleri oluyor’’ dedi. Personel veya anestezi uzmanı eksikliği gibi bahanelerin kadınları başka şehirlere gitmeye ya da özel kurumlara yüksek ödemeler yapmaya ittiğini belirten Sevinin, ‘‘Kadınlar basit ve güvenli bir operasyon için çok para ödemek zorunda kalıyor. Bazı durumlarda şehir değiştirmek zorunda kalıyorlar’’ diye konuştu.
Önleyici Tedbirler ve Sağlık Riskleri
Dr. Irmak Saraç, istenmeyen gebeliklerin önüne geçmek için korunma yöntemlerine ücretsiz erişimin şart olduğunu ifade ederek, ‘‘İsteğe bağlı gebelik sonlandırmayı azaltmanın yolu onu yasaklamaktan geçmiyor. Gebeliği önleyici yöntemlere erişimden geçiyor’’ uyarısını yaptı. Saraç, birinci basamak sağlık hizmetlerinde danışmanlık ve ücretsiz yöntemlere ulaşımda da sıkıntılar yaşandığını ekledi.
Dünya Sağlık Örgütü, uygun maliyetli ve zamanında kürtaj hizmetine ulaşılamamasının kadınları tehlikeli yollara sevk edebileceği konusunda uyarıyor. Güvenli olmayan yöntemlerin; şiddetli kanama, enfeksiyon ve iç organ hasarı gibi hayati komplikasyonlara neden olabileceği hatırlatılıyor. Eda Sevinin, kamusal hizmet yetersizliği nedeniyle kadınların internetten tedarik edilen güvensiz ilaçlara yönelebildiğini söyleyerek, ‘‘Kadın gebeliği sonlandırmak istiyorsa kendisi için en sağlıklı ve güvenli yöntemle, gizlilik içinde ve kendi koşulları dahilinde yapabilmeli’’ dedi.




