fbpx
featured
  1. Haberler
  2. Kültür & Sanat
  3. Şûle Demirezen’in Anlatımıyla “Dayım Yılmaz Güney”

Şûle Demirezen’in Anlatımıyla “Dayım Yılmaz Güney”

1990 yılındaki maden grevi ve 1991 yılının Ocak ayında Zonguldaklı madencilerin Ankara’ya gerçekleştirdiği tarihi yürüyüş, hafızalardaki yerini koruyor. O dönemin Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Birol Üzmez tarafından çekilen çarpıcı fotoğraflar, Türkiye’nin...

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

1990 yılındaki maden grevi ve 1991 yılının Ocak ayında Zonguldaklı madencilerin Ankara’ya gerçekleştirdiği tarihi yürüyüş, hafızalardaki yerini koruyor. O dönemin Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Birol Üzmez tarafından çekilen çarpıcı fotoğraflar, Türkiye’nin toplumsal belleğine kazınmıştı. Üzmez, şimdilerde İzmir Kemeraltı’ndaki 45’lik Plak Evi’nde koleksiyonerleri ağırlıyor. Bizi Şûle Demirezen ile buluşturan ve bu anlamlı röportaja zemin hazırlayan Birol Üzmez’e teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Şûle Demirezen ile gerçekleştirdiğimiz sohbet, uzun süredir üzerinde çalıştığı “Dayım Yılmaz Güney” adlı müzikli biyografi üzerine yoğunlaştı. Sahne eseri henüz izleyiciyle buluşmasa da hazırlanan tanıtım videoları ve Şûle’nin anlatımı, eserin atmosferini canlandırmaya yetiyor. Şûle, bu projeye kadar ailesinin Yılmaz Güney ile ilgili gelen tüm film, tiyatro ve belgesel tekliflerini geri çevirdiğini vurguluyor.

“Dayım Yılmaz Güney” Projesi Nasıl Ortaya Çıktı?

Demirezen, geçmişte gazetecilere kapılarını açtıklarını ancak iş tekliflerini her zaman reddettiklerini şu sözlerle anlatıyor: “Yıllardır bizim evin önüne gazeteciler bu tür taleplerle geldiklerinde makinelerini, kameralarını dışarıda bırakmalarını rica eder, evimize davet ederdik. Kendilerine çay-kahve ikramımızı yapıp, kibarca geri çevirip göndermişizdir.” Bu durumu değiştiren ise Murat Kaya’nın önerisi olmuş. Güney’in çocukluğundan itibaren gerçek hikayelere dayanan ve Murat Kaya’nın türkülerle eşlik edeceği bu projeye, Fatoş Güney, sanatçının çocukları ve kız kardeşi Leyla da tam destek vermiş.

Güllü Anne Kimdir ve Hikayesi Nerede Başlamıştır?

Şûle Demirezen, projenin temel taşını şu sözlerle ifade ediyor: “Güllü Anne olmadan olmaz,” Güllü Anne, aslında Şûle’nin anneannesi olsa da evdeki herkes ona “anne” diye hitap ediyordu. Asıl ismi Nafiye olan Güllü Anne, Cibran aşiretine mensup bir Kürt kızıydı. 1914-1915 yıllarındaki Rus Harbi sırasında Muş’tan Siverek’e yapılan göç, onun hayatını kökten değiştirmişti.

Göç sırasında çocukken ailesinden kopan Nafiye’nin hikayesini Şûle şöyle özetliyor: “Güllü Annem’in hikayesi, henüz çocukken ailesinden kopmasıyla başlamış. Mola verildiğinde, köy meydanında yedi sekiz yaşlarındaki Nafiye’nin eteğine leblebi, kuru üzüm koyarlar ki, yesin, oyalansın, bir yere gitmesin diye. Nafiye farkında olmadan uzaklaşmış, geri döndüğünde kervanın gittiğini görmüş.” Bir imam tarafından evlat edinilen ve adı Güllü olarak değiştirilen Nafiye, yıllar sonra ailesini bulsa da terk edildiğine inanarak onları reddetmiş. Yaşadığı zorlu evlilikler, elinden alınan çocukları ve Adana’nın pamuk tarlalarındaki ağır işçiliği, onun ömür boyu süren mücadelesini oluşturmuş.

Yılmaz Güney’in Çocukluğu Nasıl Şekillendi?

Şûle, dayısının zor şartlar altında kendini nasıl yetiştirdiğini şu anılarla aktarıyor: Sokak lambası ışığında ders çalışması, kurşun kalemleri sonuna kadar kullanabilmek için ucuna kamış takması ve defter sayfalarını silip yeniden kullanarak “bitmeyen defter” icat etmesi. Sanatçının Nevşehir Hapishanesi’nde kaleme aldığı “Boynu Bükük Öldüler” romanı da bu gerçek yaşam kesitlerinden beslenmişti. Yılmaz Güney, ailesinden herkesin kendi anılarını not etmesini istemiş, bu notlar romanın oluşumunda büyük rol oynamıştı.

“Umut” Filminin İlhamı Nereden Geliyor?

Türk sinemasının başyapıtlarından biri olan Umut filminin kökeni, bir aile anısına dayanıyor. Şûle’nin dedesi Hamit, bir gün eve iki hoca getirerek evde hazine aramaya kalkışmış. Dualar ve su dolu taslarla yapılan bu “hazine avı” üç ay boyunca devam etmiş. Bu olay, 1970 yılında 2. Adana Altın Koza Film Festivali’nde en iyi film, yönetmen, senaryo, oyuncu ve müzik ödüllerini toplayan Umut filminin senaryosuna dönüşmüş. Film, 2015’te Sinema Yazarları Derneği tarafından 100 Yılın En İyi Türk Filmi seçilmiştir.

Baskı ve Sürgün Döneminde Neler Yaşandı?

Dayısının mahkumiyet yıllarında ailesinin onu hiç yalnız bırakmadığını belirten Şûle, “Dayım nerede mahpus, biz orada tatil,” diyerek o günleri anıyor. Ancak 12 Eylül 1980 darbesiyle baskılar şiddetlenmiş; ev baskınlarında Leyla annesinin dayısıyla olan tüm fotoğrafları sobalarda yakılmış, mektuplara ve çerçeveli resimlere el konulmuş. Bu zorlu süreçte Tahir Yüksel’in arşivi, kaybolan görsellerin yerine yenilerini koymalarını sağlamış.

Yılmaz Güney yurt dışına çıkmak zorunda kaldığında, Adana’daki aile üzerindeki baskılar dayanılmaz hale gelince kimseye haber vermeden İzmir’e göç etmişler. Güllü Anne’nin pasaport alma girişimi ise hüsranla sonuçlanmış: “Anacığım, sen Yılmaz Güney’in anası olduğun için pasaport vermiyorlar sana” denilerek geri çevrilen yaşlı kadın, günlerce hasta yatmış ve oğlunu bir daha görememiştir.

Şûle Demirezen’in Anlatımıyla “Dayım Yılmaz Güney”
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak MaxiMag Bültenine Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Maxi Magazin ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir