Türkiye genelinde sayıları 200 bini geride bırakan hemşireler; personel yetersizliği, ağır iş yükü, uzun nöbet süreleri ve güvencesiz şartlar altında sağlık sistemini ayakta tutmak için mücadele ediyor. Hem fiziksel hem de psikolojik olarak büyük bir yıpranma yaşayan sağlık çalışanları, yaşadıkları derin krizi BirGün gazetesine gönderdikleri mektuplarla paylaştı. Şehir hastanelerinde ve özel kurumlarda görev yapan hemşirelerin anlatımları, sistemdeki aksaklıkları ve emekçilerin tükenmişliğini tüm çıplaklığıyla sergiledi.
Şehir Hastanelerinde Lüks Görünüm ve Hizmet Çelişkisi
Şehir hastanesinde görev yapan bir hemşire, mektubuna sistemin insani boyutunu sorgulayarak başlıyor: “Daha hastaneyi açmadan hasta garantisi veren bir sistem ne kadar insancıl ve ne kadar kaliteli bir hizmet sunabilir ki?” Bu yapıda ne sağlık çalışanlarının ne de halkın güvende olduğunu belirten hemşire, hastanelerin “AVM gibi” görünmesinin yanıltıcı bir lüks algısı yarattığını ifade ediyor. Hastanelerin büyüklüğünün hastalar için bir çileye dönüştüğünü belirten çalışan, şu ifadeleri kullanıyor: “Her şey sistematik. Önce triyaja sıra, sonra yönlendirileceğin alana en az 10 dakika yürüyüp doktora ulaşma, çoğunlukla yine sıra bekleme var. Tetkik ve yatış için işlemler derseniz, bir 5-6 bin adım atarak sorununuza çözüm bulabilirsiniz. Hasta halinizle 5-6 bin adım atabiliyorsanız tabii.”
“Robotlaşmış Bir Hayat Yaşıyorum”
Hastanelerin fatura çıkarabilme kaygısıyla iki-üch saatlik mesafelerden bile hasta kabul ettiğini, bunun da acil servislerdeki yoğunluğu yönetilemez hale getirdiğini savunan hemşire, çalışma temposunu şöyle özetliyor: “Bu yoğunlukta, 24 saatlik nöbet sistemiyle çalışan, yeterli sayıda çalışan bulunmadığı için sürekli gün aşırı nöbete gelen, aylık fazla mesaisi 100 saati aşan sağlık emekçilerinin tükenmişliğinden bahsedelim. Bana ‘Tükenmiş hissediyor musunuz?’ diye soru yöneltilmişti. O an bir çöküş yaşamıştım. Oturup bu durumu düşünecek vaktim olmamıştı ki. Tükenmiş miydim gerçekten? Yoğun nöbetlerden fırsat bulamamıştım ki bu tükenmişliği hissetmeye. Robotlaşmıştı hayatım; işe gidip gelmekten ibaretti.”
Özel Sektörde Geçim Derdi ve Ağır Mesailer
Özel hastanelerin ve sağlık turizminin merkezi olan İstanbul’da görev yapan bir başka hemşire ise sektörün görünmeyen yüküne değiniyor. Özellikle yeni mezunların düşük ücretlerle işe başlaması ve yüksek yaşam maliyetleri karşısında ezilmesine dikkat çeken hemşire, şu tespitlerde bulunuyor: “Özellikle İstanbul gibi nüfusu yoğun, sağlık turizmi ve özel hastane yatırımlarının merkezi hâline gelmiş bir şehirde çalışan hemşireler, sağlık hizmetlerinin görünmeyen yükünü taşımaktadır.” Mektupta, kiralar ve temel masraflar nedeniyle maaşların eridiği, yoğun bakım ve ameliyathane gibi birimlerdeki 24 saatlik nöbetlerin ise biyolojik ritmi tamamen bozduğu vurgulanıyor.
İdealizmden Mesleği Bırakma Noktasına
Sürekli değişen vardiyalar ve uykusuzluğun dikkat dağınıklığına yol açtığını belirten hemşireler, mesleğe başlarken hissettikleri idealizmin yerini kısa sürede yorgunluk ve motivasyon kaybına bıraktığını söylüyor. Birçok çalışan, bu ağır şartlar nedeniyle ya kamuya geçiş yapmayı planlıyor ya da mesleği tamamen bırakmayı değerlendiriyor. 100 saati aşan fazla mesai ve düşük ücret sarmalındaki sağlık emekçileri, yoğunluktan dolayı tükendiklerini bile fark edemeyecek noktaya geldiklerini ifade ediyor.




