fbpx
featured
  1. Haberler
  2. Kültür & Sanat
  3. 45. İstanbul Film Festivali’nden Sinema ve Doğa Notları

45. İstanbul Film Festivali’nden Sinema ve Doğa Notları

45. İstanbul Film Festivali’nin 11 günlük yoğun maratonu bu akşam düzenlenecek ödül töreniyle sona eriyor. İzleme şansı bulduğum ya da önceden deneyimlediğim 35 yapım üzerinden festivalin nabzını tutarken, sinemanın doğayla...

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

45. İstanbul Film Festivali’nin 11 günlük yoğun maratonu bu akşam düzenlenecek ödül töreniyle sona eriyor. İzleme şansı bulduğum ya da önceden deneyimlediğim 35 yapım üzerinden festivalin nabzını tutarken, sinemanın doğayla ve toplumsal gerçeklerle olan bağını yeniden keşfettik. İşte festivalin ardından zihnimde kalanlar ve öne çıkan eserler.

Yerli Sinemada Yeni Arayışlar ve Sorunlar Neler?

On günlük temponun ardından hafta sonunda izlemeyi planladığım birkaç eser daha bulunuyor: Markus Schleinzer’in ‘Rose’ adlı yapımının yanı sıra Ali Kemal Güven imzalı ‘Sultana’, Erol Mintaş’ın ‘Yeryüzü Şarkısı’ ve Yeşim Ustaoğlu’nun ‘Kuru Taşın Başı’ belgeseli listemde. Temennim, bu filmlerin yerli sinemadaki karamsar havayı dağıtması yönünde. Son dönemde genç sinemacılarımızın adeta evlerine kapandığını, dünyalarını sadece yakın çevreleriyle sınırladıklarını görüyoruz. Sanki gecikmiş bir varoluşçuluk veya yeni dalga akımına sığınma hali hakim. Bir de aşamadığımız senaryo problemleri eklenince, büyük umutlarla girdiğim pek çok salondan ne yazık ki üzülerek ayrıldım.

Festivalin İzlenmesi Gereken Öne Çıkan Yapımları Hangileri?

Şu an için seyircilere özellikle tavsiye edebileceğim iki yerli yapım mevcut. Bunlardan ilki, Pınar Yorgancıoğlu’nun ‘Karanlıkta Islık Çalanlar’ filmi. Estetik dili ve başarılı oyuncu yönetimiyle dikkat çeken, fantastik unsurları gerçekçilikle harmanlayan bu yapım, Almanya ve Bulgaristan ortaklığıyla hayata geçmiş bir ilk film. Altın Lale Yarışması’ndan ödülle dönmesini dilediğim bir diğer ilk film ise Nuri Cihan Özdoğan imzalı ‘Ölü Köpekler Isırmaz’. Gençlik çeteleri ve doğa kirliliği gibi güncel meseleleri odağına alan bu başarılı yapım da Altın Lale için ter döküyor.

Uluslararası Altın Lale Yarışması’nda Durum Ne?

Bu yıl Uluslararası Altın Lale Yarışması’nda 10’u yabancı, 5’i yerli olmak üzere toplam 15 film yer alıyor. Başrolündeki Sandra Hüller’e Berlin’de En İyi Oyuncu ödülünü kazandıran ‘Rose’, yarışmanın en güçlü favorilerinden biri olarak öne çıkıyor. Ödül kürsüsüne aday bir diğer isim ise Macar yönetmen György Palfy’nin ‘Tavuk’ (Tyuk) filmi. İlk yarısındaki mizahı toplumsal bir trajediye evrilten film, insan vahşeti ile hayvan doğasını kıyaslayarak festivalin en çarpıcı sürprizlerinden birine imza attı.

Doğa ve İnsan İlişkisi Beyaz Perdeye Nasıl Yansıdı?

Festivalde doğayı merkeze alan pek çok etkileyici yapım vardı. David Verbeek’in Hollanda, İrlanda, Lüksemburg, Tayvan ve Hırvatistan ortak yapımı olan ‘Kurt, Tilki ve Leopar’ filmi, modern dünya kuralları ile doğanın vahşiliğini aile fertleri üzerinden sorgulayan sarsıcı bir işti. Ancak benim için festivalin zirve noktası, Ildiko Enyedi imzalı ‘Sessiz Dost’ oldu. Yarışma dışı gösterilen bu filmde Enyedi, bitkilerin de acı çektiğini ve sevgiye muhtaç olduğunu bilimsel temellere dayandırarak, muazzam bir estetikle anlatıyor. Doğayı anlamak için bilime ihtiyacımız olduğunu vurgulayan bu başyapıtı ülkemizde vizyona girdiğinde mutlaka izlemelisiniz.

Sinemada Gerçeklik ve Sanatsal Yaklaşımlar Nasıl Olmalı?

Dünya ve Türkiye sinemasında doğaya dönüş trendi sürüyor. Özellikle belgesel alanında ‘Süt Çiftliği’, ‘Keçi 501’ ve ‘Hızır 7 Gün’ gibi başarılı örnekler gördük. ‘Kuru Taşın Başı’nın da benzer bir izlekte olduğu görülüyor. Genç yönetmenlerin aşkı ve toplumsal sorunları işlerken, sinemanın bir seyir sanatı olduğunu unutmamaları gerekiyor. “Karanlık ve sıkıcı olan sanatsaldır” yanılgısına düşmeden, daha derinlikli öyküler anlatılmalı. Festivalden buna iyi örnekler olarak Lance Hammer’in ‘Kraliçe Zor Durumda’ (Queen at Sea) ve Danielle Arbid’in ‘Yalnız Asiler’ filmlerini gösterebiliriz.

Sanat Dünyasına Tutulan Aynalar ve Teknik Başarılar

Festival süresince sanatçı yaşamlarını konu alan yapımlar da dikkat çekti. Grant Gee’nin ‘Everybody Digs Bill Evans’ belgeseli efsanevi cazcıyı, Steven Soderbergh’in ‘The Christophers’ filmi ise sanatçının sistemle mücadelesini anlatıyordu. Yerli yapımlardan Melik Kuni’nin ‘İsimsiz Eserler Mezarlığı’ yönetmenlik yeteneğini kanıtlasa da biçim kaygısının gölgesinde kalmıştı. Oysa Çinli Bi Gan’ın ‘Diriliş’ filmi, sinemanın bir “düş sanatı” olduğunu eşsiz bir sinematografi ile ortaya koyarak En İyi Yönetmen ödülüne göz kırpıyor. Son olarak Coppola’nın dev projesini belgeleyen Mike Figgis imzalı ‘Megadoc’, sinema sanatına etkileyici bir selam duruşuydu.

45. İstanbul Film Festivali’nden Sinema ve Doğa Notları
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak MaxiMag Bültenine Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Maxi Magazin ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir