Modern dünyanın üzerimize ördüğü kâbuslara karşı sanatın gücüyle nasıl karşı durabiliriz? G-Art Galeri’de kapılarını açan ‘Takımyıldızları (veya ne yapacağımızı bilmiyoruz…)’ başlıklı grup sergisi, 11 sanatçının katılımıyla bu soruya estetik bir yanıt arıyor. Vahap Avşar’ın küratörlüğünü üstlendiği bu özel çalışma, sanatın imkânlarını tartışmaya açarak sosyoekonomik ve politik iktidarlar ile kapitalizmin tüketim odaklı oyunlarına karşı alternatif anlam alanları yaratmayı hedefliyor.
Sergi Ne Zaman ve Kimlerin Katılımıyla Gerçekleşiyor?
Sanatseverleri ağırlamaya başlayan sergi, 24 Nisan tarihine kadar ziyarete açık kalacak. Sergi kadrosunda; Ateş Alpar, Beyza Durhan, Cengiz Tekin, Didem Erbaş, Ergin Çavuşoğlu, Erkan Özgen, İpek Duben, Merve Ünsal, Onur Fendoğlu, Pelda Aytaş ve Vahap Avşar yer alıyor. Küratör Avşar, serginin hazırlık sürecini ve kavramsal çerçevesini BirGün’e anlattı.
Sanatçılar Arasındaki İlişki Ağı Nasıl Kuruldu?
Serginin temelinde genç ve yetenekli sanatçılara destek olma vizyonu yatıyor. Vahap Avşar, sürecin nasıl başladığını şu sözlerle ifade ediyor: “Sergi hazırlama teklifi bana gelmeden önce mentorluk yaptığım dört sanatçıyla bir sergi yapmıştım. Genç sanatçılarla çok çalışırım, onlara yardım ederim. Bu sanatçıların büyük kısmı doğuludur, İstanbul’dan uzaktalar. O zamanki amacım İstanbul’da eserlerini sergileme şansı olmayan sanatçıları göstermekti. Bu sergi de o modelden hareketle yaşama geçti.” Sergide on sanatçının ve Avşar’ın kendi işleri bulunurken, projenin ismi de süreç içinde şekillenmiş: “Önce ‘Ne yapacağımızı bilmiyoruz’ gibi ironik bir isimle başladık, sonra da ‘Takımyıldızları’ ismini aldı.”
Sanat Kapitalizm ve Tüketim Düzenine Nasıl Bakıyor?
Sergideki eserler doğrudan mesaj kaygısı gütmese de, sanatçıların içinde bulunduğu güncel durumu yansıtıyor. “Büyük bir kâbus başımıza örülmekte” diyen Avşar, kapitalizmin ve yönetim sistemlerinin bireyler üzerindeki etkisini şöyle açıklıyor: “Kapitalizm ve yönetim sistemi bizi ele geçirmiş durumda. Bütün bilgilerimiz, büyük/elit şirketler başta olmak üzere ellerinde. Hükümetlerin ve devletlerin bunlara ulaşma imkânları var. Böyle her geçen gün güçlenen ve korkulu hâle gelen bir teslim olmuşluk var. Her hareketimizi izleyen, bizi çok iyi tanıyan bir sistem bu.” Sistemin ticari menfaat ve siyasi yönetim odaklı olduğunu belirten Avşar, sanatçının bu noktada toplumsal bir misyonu olduğunu vurguluyor.
Sergi Politik Yapılara Karşı Nasıl Bir Direniş Alanı Oluşturuyor?
Serginin ortaya koyduğu tavır bir protestodan ziyade daha derin bir seslenişi temsil ediyor. Küratör Avşar, bu durumu şu şekilde tanımlıyor: “Oluşturuyor ama bir protest duruştan çok sessiz bir direniş ve söylem. Biz sanatçılar meseleleri izliyoruz, insanlara gösteriyoruz. İzleyici gördükten sora ümidimiz şu ki buradan bir şey çıkması. Direniş alanı meselesi burada görünüyor. Gündelik hayatın koşturmacası içinde bu konuları düşünmeyen bir izleyici buraya gelip işleri gördüğünde bu konuyu düşünme fırsatı bulabiliyor; bizim de amacımız bu.”
Küresel Gelişmeler ve Sanatın Geleceği Ne Söylüyor?
Dünya üzerindeki politik gerilimlerin eser üretimindeki etkisine değinen Avşar, ABD, İran, Suriye ve İsrail eksenindeki gelişmeleri soyut birer kavram olarak gördüğünü belirtiyor: “Bunun başımızın üzerinde sallanan bir kara bulut olduğunu bilerek çalışıyorum.” Geleceğe dair ise umutlu olduğunu ifade eden sanatçı, “Sanat güçlü bir ekspresif anlatım malzemesi, anlatı aracı. Toplumlar var olduğu sürece o da var olacak. İfade çok ironik ama aslında biz ne yapacağımızı çok iyi biliyoruz” diyerek sanatın kalıcılığına dikkat çekiyor.




