Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2025 Haber Bülteni, Türkiye’deki sağlık sisteminin güncel tablosunu gözler önüne seriyor. Yayımlanan veriler, aşı kapsayıcılığındaki gerileme gibi sistemsel risklerin yanı sıra, özellikle doktorların omuzlarındaki ağır iş yükünü çarpıcı bir şekilde kanıtlıyor.
Hekime Başvuru Sayısında Devasa Artış
Bülten sonuçlarına göre, 2025 senesinde sağlık kuruluşlarına yapılan toplam başvuru miktarı bir milyar barajını aşarak 1 milyar 138 milyon 60 bin 185 seviyesine ulaşmıştır. Bu rakamlar ışığında, kişi başına düşen yıllık muayene sayısı 13,2 olarak hesaplanmıştır. Yani her vatandaş, yıl boyunca ortalama olarak ayda bir kereden fazla doktora gitmektedir. Bu müracaatların yüzde 41’lik kısmı birinci basamak sağlık hizmetlerinde gerçekleşirken, geri kalan bölüm ikinci ve üçüncü basamak kuruluşlarında kayda geçmiştir.
YENİ Parti Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Sağlık Bakanlığı’nın bu artışı bir başarı göstergesi olarak sunduğunu ancak durumun aslında sistemdeki tıkanıklığı yansıttığını belirterek şu ifadeleri kullanmıştır: “Sağlık Bakanlığı hekime başvuru sayısını artırmayı hedeflemiş ve bu artışı başarı olarak açıklamış olsa da hekime başvurudaki artış, ülkemizdeki sağlık sisteminin içinde bulunduğu darboğazı gösteren ve Bakanlığın yanlış politikalarını ortaya koyan bir veriden fazlası değildir.”
Türkiye ve OECD Verileri Arasındaki Uçurum
Türkiye’deki sağlık hizmetleri, OECD ülkeleriyle kıyaslandığında dikkat çekici bir tezatlık sunmaktadır. Ülkemiz, nüfusa oranla en düşük hemşire ve hekim sayısına, ayrıca gayrı safi yurt içi hasıladan ayrılan en düşük paya sahip olmasına rağmen, en yüksek hizmet sunumunu gerçekleştirmektedir. OECD ülkelerinde yıllık hekime başvuru ortalaması 6,5 iken, bu oran Fransa’da 5,4 ve İsveç’te 2,4 düzeyindedir.
Genç Nüfusa Rağmen Yüksek Başvuru
Kronik rahatsızlıkların daha yaygın olduğu yaşlı nüfusa sahip ülkelere kıyasla, Türkiye’nin daha genç bir demografik yapıya sahip olmasına rağmen başvuru sayısının neden bu kadar yüksek olduğu sorusu önem kazanmaktadır. Prof. Dr. Kayıhan Pala, bu durumun temelinde Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından hayata geçirilen “Sağlıkta Dönüşüm Programı” ile sistemin ticarileşmesinin yattığını savunmaktadır. Pala’ya göre bu süreç, sadece özel sektör üzerinden değil, kamu-özel ortaklığıyla işletilen şehir hastaneleri, hizmet alımları ve taşeronlaştırma gibi yöntemlerle kamu kurumlarında da yürütülmektedir.
Hekim Başına Düşen Muayene Yükü
Neoliberal sağlık politikalarının bir sonucu olarak Türkiye’de hekimlerin çalışma yükü katlanılamaz seviyelere gelmiştir. 2025 verilerine göre, Türkiye’de bir hekim başına düşen yıllık ortalama muayene sayısı 4 bin 899’a dayanmıştır. Aile hekimlerinde ise bu yük 15 bin 541 muayene ile çok daha kritik bir noktadadır.
OECD genelinde bir doktor yılda ortalama 2 bin 180 hastaya bakarken; Türkiye, Kore ve Japonya ile beraber bu alanda ilk üçte yer almaktadır. Ülkemizdeki iş yükü, OECD ortalamasının yaklaşık 2,5 katı seviyesindedir. İsveç ve Yunanistan gibi ülkelerde bir hekim yılda 700 ile bin arasında hasta görürken, Türkiye’de bu rakamın 4 bin 800’ün üzerinde olması dikkat çekicidir.
Kamu Hastanelerindeki Yoğunluk ve Riskler
Sağlık hizmetlerindeki asıl ağırlığı, başta aile hekimleri olmak üzere kamuda görevli doktorlar sırtlamaktadır. 2025 yılındaki toplam 667,7 milyon hastane muayenesinin dağılımı şu şekildedir:
- Yüzde 82 (537,9 milyon başvuru) Sağlık Bakanlığı hastaneleri,
- Yüzde 8 (52,6 milyon başvuru) üniversite hastaneleri,
- Yüzde 10 (65,6 milyon başvuru) özel hastaneler.
Sağlık Bakanlığı bünyesindeki kurumlarda çalışan bir hekim yıllık ortalama 3 bin 580‘in üzerinde muayene yaparken, özel sektördeki meslektaşları için bu sayı 1.675 civarındadır. Prof. Dr. Kayıhan Pala, kamudaki bu aşırı yoğunluğun nitelikli hizmetin önündeki en büyük engel olduğunu vurgulayarak; “Sağlık Bakanlığı’nın sağlığın ticaretini ön plana çıkartan neoliberal sağlık politikaları, yalnızca hekimleri mutsuz etmekle ve kimi zaman tükenmişliğe sürüklemekle kalmamakta, bununla birlikte hasta güvenliği başta olmak üzere sağlık hizmetlerinin kalitesi bakımından da sorun yaratmaktadır” değerlendirmesinde bulunmuştur. Pala, çözümün kamucu, eşit, ücretsiz, erişilebilir ve kaliteli bir sağlık düzeninden geçtiğini belirtmektedir.




