Cem Karaca’nın 1970’li senelerin bitiminde seslendirdiği “Beni Siz Delirttiniz” isimli eseri, o dönemin toplumsal çarpıklıklarını ince bir mizahla harmanlıyordu. Bugün ise ne şaka yapacak ne de espri üretecek bir mecalimiz kaldı; çünkü tanıklık ettiğimiz olaylar, komikliğin ve mantık sınırlarının çok ötesine geçmiş durumda. Söylediğimiz her sözün veya suç teşkil etmeyen her beyanımızın başımıza ne işler açacağı artık tamamen belirsiz. Siyasetin bir amaç olmaktan çıkıp bir araca dönüştüğü bu düzende, halkın iradesi korku ve şantaj sarmalında yön değiştiriyor.
Türkiye’de Demokrasi ve Hukuk Süreci Nasıl İşliyor?
Geçmişte koalisyon hükümetleri kurmak için milletvekili transferleri yapılırdı; şimdiyse birçok CHP’li Belediye Başkanı ya parmaklıklar ardında ya da iktidar partisinin saflarına geçmiş durumda. Bu manzara karşısında “Biz neden oy veriyoruz?” sorusu akıllara kazınıyor. Melih Gökçek serbestçe ve pişkin bir tavırla aramızda dolaşırken, Sinem Dedetaş’ın dört duvar arasında tutulması sadece benim değil, tüm toplumun adalet duygusunu derinden yaralıyor. Seçilmişlerin iradesini yok sayıp halkın tercihlerini görmezden geleceksek, sandığa gitmenin ne anlamı kalıyor? Belki yaşananlar iktidar destekçilerini memnun ediyor ancak demokrasinin aldığı bu kalıcı hasarlar, ileride hepimizi aynı “yılan” tarafından sokulma tehlikesiyle karşı karşıya bırakacaktır.
Manifest Grubu Neden Şehre Kabul Edilmedi?
Ülkenin saygın gazetecilerinin ifade vermekten iş yapamaz hale geldiği bu dönemde, dini istismar eden veya sanatın yasaklanmasını talep eden kişilerin devletin zirvesinde ağırlanması tezat oluşturuyor. Deniz Göktaş basit bir espri nedeniyle cezaevine gönderilirken, hoşgörüden bahseden savcı ve hakimlerin bu kararlara nasıl imza attığı merak konusu. Bu akıl tutulmasının son örneği ise Çorum’da yaşandı. Çorum Belediye Başkanı, küçük bir çocuğun Manifest grubunu izleme talebine karşı, şehrin tek sahibiymiş gibi “Manifest kızlarından hiç biri bu şehre giremez” ifadelerini kullandı. Bu baskıcı tavrın ardından grup üyeleri, çareyi Londra’ya yerleşmekte bulduklarını açıkladı.
Sanat Dünyası ve Müzisyenler Bu Krizden Nasıl Etkileniyor?
Bu toplumsal çalkantıların sanatçılar üzerindeki etkisi hem duygusal hem de ekonomik açıdan oldukça ağır. Toplumsal duyarlılığıyla tanıdığımız müzisyen dostum Yasemin Göksu ile bu süreci değerlendirdik. Kendisi, sanatçıların halkın gözünde “dolandırıcı, uyuşturucu bağımlısı veya halk düşmanı” gibi haksız bir algıya hapsedilmeye çalışıldığını vurguluyor. Kamu otoritesinin getirdiği yasakların yanı sıra, bilet satılamadığı için üst üste iptal edilen konserler sektörü yeni bir krizin içine itmiş durumda.
Ülkedeki gelir adaletsizliğinin bir benzeri de müzik piyasasında yaşanıyor. Kaşeleri astronomik seviyelere ulaşan popüler isimler bir yanda dururken; Yasemin Göksu ve onun gibi hak ettikleri makul ücretleri bile alamayan sanatçılar diğer yanda mücadele veriyor. Deveye sormuşlar… Neyse, her şeye rağmen sağlıkla kalın.




