Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
Soğuk Savaş kavramı, İkinci Dünya Savaşı’nın bitişini takiben ABD ve İngiltere rehberliğinde yürütülen Sovyetler Birliği karşıtı propaganda faaliyetlerini, toplumcu aydınlara yönelik baskıları ve sosyalist bloğun bunlara verdiği karşılıkları kapsayan geniş bir süreci ifade eder. Sosyalist dünyanın çözülmesinden sonra girilen çok kutuplu düzende taraflardan biri saldırgan tavrını bırakmış görünse de, kapitalist Batı dünyası eski alışkanlıklarından vazgeçmiş değil. Günümüzde Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya‘nın bir tehdit ve tehlike odağı olarak kodlanması Batı’da giderek kuvvetleniyor. Artık sadece sinema ve yazılı basın değil, kontrolü ellerinde tuttukları devasa bir medya gücü bulunuyor.
Soğuk Savaş Nedir ve Sanat Dünyasında Nasıl Karşılık Buldu?
Tiyatro sanatı, Soğuk Savaş döneminin acı hatıralarını sahneye taşıyarak izleyicilere bir uyarı görevini yerine getiriyor. Arthur Miller tarafından 1953 yılında kaleme alınan ve McCarthy devrindeki ‘komünist avı’na alegorik bir bakış sunan ‘Cadı Kazanı’ (The Crucible), Türkiye dahil pek çok yerde sahnelenmiş kült bir eserdir. Bu dönemi işleyen diğer önemli yapımlar arasında 1986 yapımı ‘Chess’ müzikali, bir gençlik korosunun nükleer felaketi engelleme çabasını konu alan 2025 tarihli Off-Broadway oyunu ‘Cold War Choir Practice’ yer alıyor. Ayrıca, St. Petersburg’da pazarlamacılık yaparken casuslukla suçlanan iki arkadaşın hikayesini anlatan ve Soljenitzin’e atıfta bulunan bir parçadan esinlenerek 2026’da New York Manhattan’daki Signature Theatre’da sahnelenecek olan ‘Mother Russia’ adlı müzikli oyun da dikkat çekiyor. Londra’daki Almeida Theatre’da izleyiciyle buluşan ‘Soğuk Savaş’ ise yönetmen Pawel Pawlikowski’nin duygusal bir çerçeveye oturttuğu anti-komünist filminin bir uyarlamasıdır.
Sinema Festivalleri ve Modern Ambargolar Ne Zaman Etkili Oldu?
Film festivallerinde bir süredir devam eden Ukrayna etkisi, Filistin meselesiyle biraz durulmuş gibi görünse de Ukraynalı yönetmenler, ABD ve Avrupa finansmanıyla Soğuk Savaş atmosferini aratmayan işlere imza atıyorlar. Muhtemelen Rusya da sahadaki askeri kazanımlarını kahramanlık hikayeleri olarak sahneye ve beyazperdeye aktarıyordur; ancak festivallerin çoğu Rus filmlerine açık ya da gizli ambargo uyguladığı için bu yapımlara ulaşamıyoruz. Barıştan yana olan sanatçıların dahi sadece Rus oldukları için dışlanması veya reddedilmesi, Soğuk Savaş’ın aslında halen devam ettiğinin somut bir göstergesidir.
McCarthy Dönemi ve Hollywood’daki Baskılar Nasıl Şekillendi?
Süreci daha iyi anlamak için Soğuk Savaş’ın başladığı 1940’ların ikinci yarısına ve 50’li yıllara bakmak gerekir. Senatör McCarthy ve Amerika Karşıtı Eylemler Komitesi (HUAC) tarafından yürütülen yargısız infazlar, ABD’de sosyalizmin güçlenmesinden endişe eden sermaye gruplarının aydınları hedef almasına neden oldu. Hollywood gibi etkili bir propaganda mecrasında sol görüşlülerin gücünü kırmak adına Joseph Losey, Edward Dmytryk, Orson Welles, Jules Dassin ve Herbert Biberman gibi çok sayıda önemli yönetmen, yapımcı ve senarist sorguya çekildi.
Bu baskı döneminde Elia Kazan gibi bazı isimler arkadaşları aleyhine tanıklık ederken, bazıları fikirlerini cesurca savundu. Nazi rejiminden kaçarak ABD’ye sığınanlar da bu süreçten etkilendi. Sonuç olarak yüzlerce sanatçının Hollywood ile bağı kesildi ve Charlie Chaplin gibi isimler Avrupa’ya dönmeyi tercih etti. ABD, Hollywood‘u bir kültür emperyalizmi aracı olarak kullanmaktan asla vazgeçmedi; Kore Savaşı, Macarların Sovyetler‘e isyanı, Afganistan işgali, Küba krizi ve Güneydoğu Asya’daki çatışmalar anti-komünist söylem için uygun zeminler hazırladı. 1972’deki seçimlerde Nixon’ın rakibi McGovern’ı radikal görüşlerle suçlaması Hollywood’da yeni bir baskı dönemini müjdelerken; Robert Altman, Arthur Penn, John Schlesinger, Alan J. Pakula ve Sydney Pollack gibi isimler bağımsız filmleriyle Amerikan sinemasında eleştirel bir sayfa açtılar.
Dünya Sinemasında Kara Listeler ve Propaganda Nerede Başladı?
Soğuk Savaş denince akla ABD ve Sovyetler Birliği gelse de, sanatçılara yönelik ilk kara listeler 1933 yılında Nazi Almanyası’nda uygulandı. Naziler, Leni Riefenstahl gibi isimlerle kendi ideolojik sinemalarını kurarken, toplumcu yönetmenleri baskı altına alarak iş yapamaz hale getirdi. Bu durum G. W. Pabst, Fritz Lang, Erich Pommer ve Bertolt Brecht gibi sanatçıların çoğunlukla ABD’ye göç etmesiyle sonuçlandı. Benzer sansür ve baskı mekanizmaları Franco İspanyası’nda da görüldü; yönetmenler sembolizme sığınmak zorunda kaldı. Mussolini İtalyası ise Cinecitta ve Centro Sperimentale di Cinematografia okulunu kurarak sinemaya büyük yatırım yaptı ve dolaylı yoldan savaş sonrası Yeni Gerçekçilik akımının öncülerinin yetişmesine imkan sağladı.
Hangi Filmler Soğuk Savaş Dönemine Damga Vurdu?
Soğuk Savaş yılları Hollywood’da pek çok casusluk ve propaganda filmine esin kaynağı oldu. Bunlardan bazıları şunlardır: 1949 yapımı ‘Kızıl Tehdit’, 1952 tarihli ‘My Son John’, 1948 yapımı ‘Demir Perde’, beyin yıkama temasını işleyen 1962 yapımı ‘Mançuryalı Aday’, 1976 tarihli ‘Rıhtım Üzerindeki Casus’ (The Front), Reagan dönemi filmleri ‘Kızıl Şafak’ (1984), ‘Amerika’nın İşgali’ (1985) ve ‘Rocky’ (1985). Yakın dönemde ise ‘Köstebek’ (Tinker, Tailor, Soldier, Spy), ‘Casuslar Köprüsü’ ve 2026 yılında vizyona girmesi beklenen Michael Russell Gunn imzalı ‘Savaşın Eşiğinde / The Brink of War’ öne çıkıyor. Ayrıca 1964 tarihli ‘Point of Order!’, 1991 yapımı ‘Guilt by Suspicion’, 1992 tarihli ‘Citizen Cohn’, 2011 yapımı ‘The Real American: Joe McCarthy’, George Clooney’nin yönettiği ‘İyi Geceler ve İyi Şanslar’ (2005) ve Dalton Trumbo’nun hayatını anlatan 2015 yapımı ‘Trumbo’ gibi eserler dönemi farklı açılardan ele almaktadır.
Soğuk Savaş’ın devam ettiğini belirtmiştik. Günümüzde Trump’ın hukuk dışı politikalarına muhalefet eden pek çok yönetmen ve oyuncunun, hapse girmeseler dahi Hollywood’da iş bulmakta zorlandıklarını sosyal medya paylaşımlarından takip ediyoruz. Bu baskılar sadece Amerikan sinemasıyla sınırlı kalmayıp, dünyanın dört bir yanında özgürlükleri kısıtlanan, haksız yere hapsedilen veya mesleklerini yapmaları engellenen sanatçı ve gazetecileri etkilemeyi sürdürüyor.




