Sınırsız Yayıncılık tarafından yayımlanan Meçhul Sırdaşım, yazar Recep Kadak‘ın kaleminden çıkan son eser olarak okurlarla buluştu. Kitap, bireyin üzerine çöken yaşam yüklerini ve önüne örülen duvarları ele alırken, iç dünyadaki karmaşayı, travmaları ve bu karanlığın içindeki umut ışığını takip eden derin bir yolculuk vadediyor. Zaman ve mekânın sınırlarında insanın kendini arayışını konu edinen bu roman üzerine Kadak ile samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.
“Meçhul Sırdaşım” ismi nasıl ortaya çıktı ve kimi temsil ediyor?
Yazım aşamasına geçmeden önce zihninde farklı isimlerin olduğunu belirten Recep Kadak, kurgu ilerledikçe “Meçhul Sırdaşım” isminin hikâyeyle bütünleştiğini ifade ediyor. Yazarın anlatımına göre bu isim; yakından tanınmayan birinin içindeki kederi, karmaşayı ve dışa vurulmamış itirazları ön yargısızca fark edebilen, empati kurabilen kişileri simgeliyor. Romanın başkahramanı, hayatta nadir rastlanan bu “Meçhul Sırdaş”ı bulma tutkusuyla yola çıkarken, bir yandan da kendi ruhunun ve bilinçaltının derin dolambaçlarında geziyor.
Roman neden aynı cümleyle başlayıp son buluyor?
Kitabın “Birini yaşam susturmuştu, diğerini de ölüm susturdu.-“ ifadesiyle açılıp aynı ifadeyle kapanmasının özel bir anlamı var. Kadak, ölüm sonrası suskunluğun kaçınılmaz bir doğa olayı olduğunu dile getirirken; yaşarken kendini anlatamamanın, anlaşılamamanın ve boğazda düğümlenen itirazların yarattığı sessizliğin de en az ölüm kadar ızdırap verici olduğunu bizzat deneyimlediği için bu döngüyü tercih ettiğini söylüyor.
İçsel yolculuk neden zordur ve bu süreci neler tetikler?
İnsanın bilinci ve bilinçaltıyla eş zamanlı gelişen tek canlı olduğunu vurgulayan Kadak, bu süreçte karşılaşılan durumların ve özellikle maruz kalınan söylemlerin hayatı zorlaştırabildiğini belirtiyor. Kafka’nın zincir metaforuna değinen yazar, “Birçoğumuz, dışarıdan içimize salınan zincirlerin farkında değiliz” diyor. Okunanlar ve yaşam tecrübeleriyle fark edilen bu zincirler, bir süre sonra rahatsızlık vererek kişiyi bilinçaltıyla yüzleşmeye zorluyor. İçsel mücadelede bilinçaltının bazen bilinci alt ettiğini belirten yazar, romanda azimli bir mücadeleyle bu karanlığın aydınlığa kavuşabileceğini gösterdiğini ekliyor.
Karakterler kimlerden esinlendi ve nerede geçiyor?
Romanın kahramanlarını günlük yaşamda rastladığımız, hayatı yaşanılır kılan figürlerden seçtiğini belirten Recep Kadak, her yazar gibi kendi yaşamından ve çevresinden izleri de eserine yansıtmış. Kitapta, ana karakterin Ankara ve İstanbul’da geçirdiği yıllar üzerinden bir dönemin ruhu, kır-kent çatışması ve hayatın sert gerçekleriyle olan yüzleşmesi anlatılıyor.
Zaman ve yalnızlık kavramları romanda nasıl işleniyor?
“Zaman hiçbir şeyi kaybetmez” düşüncesini temel alan yazar, bilinçaltına itilen hiçbir şeyin yok olmadığını; uygun yer, zaman ve görüntülerle yeniden yüzeye çıktığını savunuyor. Günümüz toplumundaki en büyük yalnızlığı ise şu dört unsura bağlıyor: Anlaşılamamak, anlatamamak, empatik bir karşılık bulamamak ve itirazların dile getirilememesi. Recep Kadak, içsel yolculuğun önemine dikkat çekerek, “Birçoğumuz, dışarıdan içimize salınan zincirlerin farkında değiliz. Özgürleşmenin koşulu o zincirlerden kurtulmak” değerlendirmesinde bulunuyor.




