fbpx
featured
  1. Haberler
  2. Kültür & Sanat
  3. KONAMAYAN KUŞ: 6. KYIV BIENALI’NIN SÜRGÜN VE HAFIZA YOLCULUĞU

KONAMAYAN KUŞ: 6. KYIV BIENALI’NIN SÜRGÜN VE HAFIZA YOLCULUĞU

Mimar Sinan’ın en kuzeydeki eserlerinden biri kabul edilen Cuma Camii’ni görmek amacıyla yıllar önce gerçekleştirdiğim Kırım ziyareti, Karadeniz’in karşı kıyısındaki siyasal ve kültürel süreklilikleri keşfetmemi sağlayan önemli bir duraktı. O...

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Mimar Sinan’ın en kuzeydeki eserlerinden biri kabul edilen Cuma Camii’ni görmek amacıyla yıllar önce gerçekleştirdiğim Kırım ziyareti, Karadeniz’in karşı kıyısındaki siyasal ve kültürel süreklilikleri keşfetmemi sağlayan önemli bir duraktı. O dönemde bu cami, Osmanlı mimarisinin kuzey sınırlarını simgelerken; Kırım, bu bölgenin tarihinin tek bir imparatorlukla açıklanamayacağını gösteriyordu. Tatar, Osmanlı, Rus, Sovyet ve Ukrayna tarihleri bu topraklarda sadece birbirini takip etmekle kalmıyor, pek çok noktada iç içe geçiyordu.

Ukrayna ile olan bağım bu geziyle sınırlı kalmadı; Kırım Tatar edebiyatının değerli kalemlerinden Seyran Süleyman, o yıllarda Kanat İzleri adlı eserimi Ukraynacaya kazandırmıştı. Bu vesileyle katıldığım Kyiv Kitap Fuarı, bir metnin başka bir dile geçerek nasıl yeni anlamlar kazandığını görmemi sağladı. Kitabımdaki “uçmayı öğretemediğim kanatlarım var” şeklindeki son dizeler, Kyiv Bienali’nin A Bird That Cannot Land (Konamayan Kuş) başlığıyla bugün çarpıcı bir yakınlık sergiliyor.

Konamayan Kuşun Metaforik Anlamı

Elbette benim dizelerim ile bienalin başlığı farklı gerçekliklere işaret ediyor. Birincisinde henüz uçuşun gerçekleştirilememesi söz konusuyken, ikincisinde uçuşun sürmesine rağmen güvenli bir iniş zemininin yokluğu anlatılıyor. Aradaki temel fark, öznenin eksikliği ile dünyanın emniyetsizliği arasındadır. Kyiv Bienali’nin odağında, belki de kanatların temas edebileceği huzurlu bir toprağın kalmaması yatıyor. Aykan Safoğlu’nun 1991 tarihli çalışması bu arayışı görselleştiren örnekler arasında bulunuyor.

Sanat tarihinde genellikle özgürlük, ruh ve yükselişle özdeşleşen kuş metaforu, modern savaşın yıkıcılığıyla bu anlamlarını kaybetti. Gökyüzü artık sadece özgürleşmenin değil; kaçışın, sürgünün, gözetlenmenin ve hedef olma riskinin mekânı haline geldi. Kanat artık özgürce süzülmenin değil, durmaksızın hareket etmeye mahkûm bırakılmanın bir organına dönüştü. Kuş yere inemiyor çünkü üzerinde süzüldüğü zemin artık güvenli değil.

Savaşın Gölgesinde Gökyüzü ve Toprak

Ukrayna’daki savaş gerçekliği bu imgeyi daha da somutlaştırıyor. Bombalanan şehirler, mayınlı tarlalar ve sürekli değişen sınırlar nedeniyle toprak artık aidiyet hissinin kesin bir dayanağı olmaktan çıktı. İnsanlar evlerini ancak uydu fotoğraflarındaki kalıntılardan teşhis edebiliyor. Gökyüzü ise füzeler, dronlar, keşif uçakları ve hava savunma sistemleriyle dolu bir tehdit alanı. Geçmişte özgürlük simgesi olan yükseklik, bugün sadece gözetim ve ölüm sahası anlamına geliyor.

Antik mitolojide İkarus güneşe çok yaklaştığı için hayatını kaybetmişti; bugünün kuşları ise yere fazla yaklaştıkları an vurulma riski taşıyor. Gulnur Mukazhanova’nın 2026 tarihli Material As Memory çalışması bu bellek ve mekan ilişkisini irdeliyor.

Şehirsiz Bir Bienal ve Sürgün Kurumlar

Kyiv Bienali’nin kendi şehrinden çıkarak Varşova, Anvers, Linz, Dnipro, Kyiv ve Berlin gibi Avrupa kentlerine yayılması, organizasyonun başlığını bir yapıya dönüştürdü. Savaşın yarattığı bu mekânsal dağılma, serginin temel düşünsel biçimi oldu. Kyiv artık fiziksel bir merkez olmaktan ziyade, farklı coğrafyalarda dolaşan bir hafıza simgesi niteliği taşıyor.

Sürgündeki kurumların varlığı, modern Avrupa’nın son yüz yıllık tarihinde derin izler bıraktı. 1930’lu yıllarda Nazi Almanyası’ndan ayrılmak zorunda kalan akademisyenler, düşünürler ve sanatçılar farklı şehirlerde geçici merkezler oluşturdu. Frankfurt Okulu New York’a geçerken, Bauhaus sanatçıları Chicago, Tel Aviv, Londra ve Moskova’ya dağıldı. Walter Benjamin Paris’teki kütüphanelerde çalışırken sınırda hayatına son verdi; Bertolt Brecht ise Danimarka, İsveç, Finlandiya ve Amerika arasında sürgün hayatı yaşadı. Kurumları binalar değil, insanlar var eder; bir bienalin adı sürgünde yaşamaya devam etse de o isimle kaybedilen yer arasındaki boşluk hep baki kalır.

Berlin’in Göç ve Sürgün Hafızası

Berlin, bu tür geçici yuvaların tarihinde özel bir yere sahip. 19. yüzyıldan itibaren Rus devrimcileri, Polonyalı göçmenleri ve Doğu Avrupa Yahudilerini ağırlayan şehir, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Nabokov, Pasternak, Bely ve Gorki gibi isimlerin oluşturduğu Charlottenburg çevresindeki “Rus Berlin’ine” ev sahipliği yaptı. 1960’lardan sonra Türkiye’den gelen işçiler Kreuzberg, Wedding ve Neukölln’de bambaşka bir Berlin inşa etti. İran Devrimi, Lübnan İç Savaşı, Yugoslavya’nın parçalanması, Suriye savaşı ve şimdi de Ukrayna’nın işgaliyle beraber şehir yeni göç dalgalarıyla şekillenmeye devam ediyor. Tolia Astakhishvili’nin 2024 tarihli Morning Rituals çalışması bu dönüşen atmosferin bir parçası olarak karşımıza çıkıyor.

KONAMAYAN KUŞ: 6. KYIV BIENALI’NIN SÜRGÜN VE HAFIZA YOLCULUĞU
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak MaxiMag Bültenine Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Maxi Magazin ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir