fbpx
featured
  1. Haberler
  2. Kültür & Sanat
  3. Felaketlerin Gölgesinde Kurulan Bağlar: Acı Çekenler Topluluğu

Felaketlerin Gölgesinde Kurulan Bağlar: Acı Çekenler Topluluğu

İstanbul Beşiktaş’ta aniden bastıran şiddetli yağış, bir kafeye sığınan yabancılar arasında ekonomik kaygı odaklı geçici bir dayanışma başlattı.

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Güncel gelişmeleri ve özel dosyaları anında takip etmek isterseniz, BirGün’ün WhatsApp kanalına buraya tıklayarak abone olabilirsiniz. İstanbul’u etkisi altına alan çok şiddetli bir yağışın ortasında, Beşiktaş’ta bir dostumla bir araya gelmiştik. Henüz siparişlerimizi bile verememişken hava aniden karardı ve dakikalar içinde yollar suyla kaplandı. Dışarıdaki herkes sığınacak bir yer arayışıyla dükkan girişlerine, pasajlara ve bizim bulunduğumuz kafeye akın etti. Sırılsıklam olmuş yabancılar, masaların arasındaki boşluklarda kendilerine yer bularak ayakta beklemeye başladılar. Yaşlı bir beyefendi camdan dışarıyı işaret edip yerel yönetime tepki gösterirken, yanındaki hanımefendi gülümseyerek ona hak verdi. Elinde market poşetleriyle bekleyen bir anne, kimse sormadığı halde kızının üniversite mezuniyetinden sonra yaşadığı işsizlik sürecini anlatma gereği duydu. Bir başkası fahiş kira artışlarından dert yanınca, onu dinleyenler kendi ödedikleri rakamlarla sohbete katıldı. Mevzu kısa sürede kayyumlardan ekonomik zorluklara ve çocukların geleceğine dair endişelere evrildi. Kısa bir süre öncesine kadar birbirine temas etmemek için çaba sarf eden yabancılar, sanki ortak bir kaderin parçasıymışçasına derin bir sohbete daldılar.

Neler Yaşandı?

Kafedeki bu sıra dışı atmosferi gözlemleyen arkadaşım, Rebecca Solnit’in ‘Cehennemdeki Cennet’ isimli eserinden bahsetti. Solnit, büyük depremlerden kitlesel elektrik kesintilerine kadar beş farklı felaketi mercek altına almış ve her birinde benzer bir sonuca ulaşmıştı: Büyük yıkımların yaşandığı anlarda alışılmış toplumsal hiyerarşi ve düzen askıya alınıyor, yerini dayanışma odaklı, kendiliğinden gelişen bir topluluğa bırakıyordu. Kitapta ismi geçen felaket araştırmacısı Charles Fritz, bu durumu henüz 1961 yılında “acı çekenler topluluğu” olarak isimlendirmişti. Fritz’e göre afetler, herkesi aynı gerçekliğin içine hapsederek günlük yaşamın en büyük yükü olan belirsiz tehdit algısını geçici olarak ortadan kaldırıyordu. İnsanlar, felaketin tam kalbinde şaşırtıcı bir rahatlama hissedebiliyordu; zira onları asıl hırpalayan felaketin kendisinden ziyade, kötü haberin ne zaman ve kime ulaşacağının bilinmezliğiydi. O gün kafede beklenen o tehdit nihayet gelmiş ve camın ardına serilmişti; artık planlanacak veya hesaplanacak bir durum kalmamıştı.

Toplumsal Bağlar Nasıl Şekilleniyor?

Bir noktadan sonra çevremi ağır çekim bir film karesi gibi izlemeye başladım; suyun bir dereye dönüştürdüğü sokağı ve insanların içindeki o telaşı gözlemledim. Freud’un geçici kitleler üzerine yaptığı analizler zihnimde canlandı: Ortak bir tehlikenin yabancılar arasında dokuduğu bu bağ, tehlike sona erdiğinde onunla birlikte yok oluyordu. Felaketlerin yarattığı bu kısa süreli birliktelik ile kalıcı güvenin oluşturduğu beraberlik birbirinden farklıydı. İlki potansiyelimizi gösterirken, ikincisi bu potansiyeli günlük yaşama entegre edecek bir zemine ihtiyaç duyuyordu. Yağmur dindiğinde, kafedeki o insanlar sanki o derin mevzuları hiç konuşmamış gibi bireysel hayatlarına geri döneceklerdi; ta ki yeni bir felakete kadar. Bu “zemin” kavramı aslında kurumları ve öngörülebilir bir geleceği temsil ediyordu. Sosyal güven temalı araştırmalarda Türkiye’de “çoğu insana güvenilebilir” diyenlerin payı yüzde on dört seviyelerine gerilerken, Danimarka’da bu oranın yüzde yetmişlerin üzerine çıktığı görülüyordu. Bu devasa fark karakterden değil, zeminin sağlamlığından ileri geliyordu. İnsanların asıl ihtiyacı olan şey müjdeli haberler değil, ne olacağını bildikleri bir yarındı.

Güven Ortamı Neden Önemli?

Yağmuru seyrederken çoğu zaman çocukluk hislerime geri dönerim; aklıma Gene Kelly’nin ‘Singin’ in the Rain’ filmindeki dans adımları gelir. Ancak o gün camın önünde otururken, aynı doğa olayının neden bir çocuğu büyülerken bir yetişkini korkuttuğunu düşündüm. Çocuklar yağmurun tadını çıkarabilirler çünkü zeminlerini onlar adına başkaları tutar; çatının sağlamlığını, kirayı ya da yarını düşünen biri mutlaka vardır. Winnicott’un “tutan çevre” olarak tanımladığı bu kavram, vatandaşlar için kurumlar tarafından sağlanır. Bu koruma kalkanı ortadan kalktığında yetişkin birey, çatıyı kendi elleriyle tutmaya çalışan birine dönüşür. Kelly’nin sokaklarda ıslanarak dans edebilmesinin altında yatan neden de aslında buydu: Sadece bastığı zeminden emin olan birisi ıslanmayı bir oyuna çevirebilirdi.

Yağmurun şiddeti azalınca kafeden ayrıldık. Sular çekilmeye başladıkça sokak eski rutinine, insanlar ise eski mesafeli hallerine geri döndü. Şurası bir gerçek ki felaketler er ya da geç kapımızı çalmaya devam edecek. Asıl mesele, hem kendimizle hem de çevremizle bizi evimizde hissettirecek o güven ilişkisini yeniden inşa edebilmekte.

Felaketlerin Gölgesinde Kurulan Bağlar: Acı Çekenler Topluluğu
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak MaxiMag Bültenine Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Maxi Magazin ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir