23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutladığımız bu anlamlı günde, zihnimizde Barış Manço’nun o sevgi dolu “Bugün bayram erken kalkın çocuklar” dizeleri yankılanıyor. Ancak o huzurlu ve mutlu sabahlar sanki biraz geride kaldı. Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk çocuklarına armağan ettiği ve tüm dünyada kutlanan bu eşsiz bayram, artık ne yazık ki daha çok “hoş bir sada” olarak anılmaya başlandı.
23 Nisan Etkinlikleri Neden Eski Etkisini Kaybetti?
Geçmişte Türkçe Olimpiyatları’nın bilinçli bir tercihle çocuk şenliğine dönüştürülmesi ve Hz. Muhammed’in doğumunu anmak gayesiyle düzenlenen “Kutlu Doğum Haftası” etkinliklerinin “Ulusal Egemenlik Haftası” ile aynı döneme denk getirilmesi, bu özel günün etkisini zayıflattı. Dikkat çekici bir nokta ise 2017 yılından bu yana “Kutlu Doğum Haftası”nın kutlanmıyor olmasıdır. Peygamberimizin doğduğu bu önemli haftanın neden artık gündemden çıkarıldığını gerçekten merak ediyorum. Diyanet İşleri Başkanlığı bu kararı hangi gerekçeyle aldı? Bir vatandaş olarak bu sorunun açıklanmasını bekliyorum.
Eğitimde Fırsat Eşitliği Nasıl Sağlanacak?
Ülkemizde bir evlat yetiştirmek ve onun geleceğini hazırlamak, ekonomik zorluklar ve hayat şartları nedeniyle ebeveynler için hiç de kolay değil. Bu zorluğun temelinde veliler arasındaki gelir adaletsizliği ve toplumda adeta görünmez hale gelen bir kast sistemi yatıyor. Parası olanlar çocuklarını özel okullara gönderirken, imkânı olmayanlar devlet okullarına yöneliyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın devlet okullarındaki eğitimi zenginleştirmek ve öğretmenlerin maddi şartlarını iyileştirmek yerine, müfredatı daha muhafazakâr ve çağın gerisinde bırakacak bir yapıya uydurmaya çalışması endişe verici. “Dindar nesil” hedefiyle çıkılan yolun çocuklarımızı getirdiği nokta ortada. Toplumsal davranışların sadece dini çerçevede değerlendirilmesi ve inancın kişisel yorumlara hapsedilmesi, günah kavramının kutsal kitaptaki özünden uzaklaşarak bireysel bir cezalandırma biçimine dönüşmesine neden oldu.
Medya Denetimi ve RTÜK Kararları Ne Kadar Tutarlı?
RTÜK’ün bir dizideki kadeh görüntüsünü mozaiklerken onlarca ağır makineli silahı görmezden gelmesi, masum bir öpücüğü sansürleyip kadın programlarındaki ahlak dışı olaylara ve ensest iddialarına sessiz kalması toplumsal algıyı zedeliyor. Bu programları izleyen bireyler, sosyal bir ortamda içilen bir kadeh şaraba tepki gösterirken dizilerdeki vahşeti hiç yadırgamıyor. Bu süreçten en büyük zararı yine çocuklar görüyor. Hatırlatmak gerekir ki, her birey 18 yaşına gelene kadar çocuk kabul edilir. Ailelerin 13-14 yaşındaki evlatlarına karşı kurduğu “Koca adam oldun hâlâ top peşinde koşuyorsun” veya “Koca kız oldun bir sofrayı toplamıyorsun” şeklindeki cümleler bu gerçeği değiştirmez. Çocukları birer şiddet makinesi haline getiren bizler ve bu sistemiz. Haberlerdeki cinayetler, sosyal medyadaki kavgalar, dizilerdeki mafya savaşları ve okullardaki akran zorbalığı bu tablonun bir parçasıdır.
Sosyal Medya ve Toplumsal Yozlaşma Nereye Evriliyor?
Medeni bir şekilde tartışmayı, hatta normal konuşmayı bile neredeyse unuttuk. Bilgi kaynağımız, iletişim aracımız ve alışveriş kanalımız tamamen akıllı telefonlara hapsolmuş durumda. Toplum içinde adeta kafasını kuma gömmüş birer devekuşu gibi sadece telefonlarımıza bakarak dolaşıyoruz. Gençler sosyal medya platformlarında ilgi çekmek ve takipçi edinmek adına bedenlerini sergileyip tüketimi körüklerken, birçok evli çift de özel hayatını kamuoyuna sunmakta sakınca görmüyor. Bu kültürel çöküşten en çok etkilenen çocuklarımıza gelecekte ne olmak istediklerini sorduğumuzda; doktor veya mimar yerine “İnfluencer” yanıtını alıyorsak, bunda hepimizin sorumluluğu var.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen, ülkemin güzel çocuklarının “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı”nı en içten dileklerimle kutluyorum. Hepinizi sevgiyle gözlerinizden öpüyorum. Sağlıcakla kalın…




