Vücudun çeşitli noktalarında hissedilen ve bir türlü dindirilemeyen ağrılar, aslında tahmin edilenin aksine farklı sağlık problemlerinden kaynaklanıyor olabilir. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, kas ve fasya dokularında meydana gelen miyofasiyal ağrı sendromu konusunda uyarılarda bulunarak, bu şikayetlerin sıklıkla tenisçi dirseği ya da siyatik gibi problemlerle karıştırılabildiğini ifade etti.
Miyofasiyal Ağrılar Hangi Bölgeleri Etkiler?
Miyofasiyal ağrının vücuttaki neredeyse tüm kas gruplarında gözlemlenebileceğini vurgulayan Prof. Dr. İrfan Koca; boyun, bel ve sırt bölgelerinde bu durumun daha yaygın yaşandığını dile getirdi. Ancak uzman isim; uyluk, omuz, kalça, önkol, kol ve baldır gibi pek çok farklı noktada da bu sorunun baş gösterebileceğini belirtti.
Ağrının yansıma şekillerine değinen Koca, “Örneğin kalçada piriformis kasındaki bir tetik nokta siyatik benzeri ağrıya, baldır kaslarındaki tetik noktalar bacağa yayılan ağrıya neden olabilir. Dirsek çevresindeki kaslarda oluşan miyofasiyal ağrı ise tenisçi dirseği gibi tablolarla karışabilir. Burada önemli olan, yalnızca ağrının bulunduğu bölgeye değil, ağrıyı oluşturan mekanizmaya bakmaktır” açıklamasında bulundu.
MR Sonuçları Her Zaman Gerçeği Yansıtmıyor
Bel veya boyun şikayetiyle başvuran hastaların MR görüntülemelerinde dejeneratif değişimler ya da fıtıklar izlenebildiğini hatırlatan Prof. Dr. İrfan Koca, “MR’da fıtık görülmüş olması, ağrının gerçek nedeninin mutlaka fıtık olduğu anlamına gelmez. Özellikle belirgin sinir basısı ve nörolojik bulgular yoksa miyofasiyal ağrı da mutlaka değerlendirilmelidir. Fıtık ve miyofasiyal ağrı aynı hastada birlikte bulunabilir” şeklinde konuştu.
Koca ayrıca, ağrının esas kökeni net bir şekilde tespit edilmeden cerrahi müdahalelere veya girişimsel işlemlere başvurulmaması gerektiğinin altını çizdi.
Tedavide Bütüncül ve Kişiye Özel Yaklaşım
Miyofasiyal ağrı ile mücadelede tek bir tedavi modeline bağlı kalınmasının yanlış olduğunu ifade eden Prof. Dr. İrfan Koca, çözüm sürecinin kişiselleştirilmesi gerektiğini söyledi. Koca, “Hastanın kas yapısı, postürü, hareket biçimi, eklem fonksiyonları, fasya dokuları ve günlük yaşamındaki yüklenmeler birlikte değerlendirilmelidir. Tedavi de buna göre kişiselleştirilmelidir” dedi.
Tedavi seçeneklerinin zenginliğine işaret eden Koca, uygun görülen vakalarda; proloterapi, kuru iğneleme, nöral terapi, akupunktur, lokal ozon, ESWT, kuru kupa, Graston teknikleri, manuel terapi ve kinesio bantlama gibi yöntemlerin kullanılabileceğini bildirdi. Bu uygulamaların hastanın klinik tablosuna göre seçildiğini aktaran uzman, gevşeme, germe ve uygun egzersiz programlarının da iyileşme sürecinin vazgeçilmez parçaları olduğunu sözlerine ekledi.
Temel amaçlarının sadece geçici bir rahatlama sağlamak değil, ağrıyı tetikleyen ana unsuru bulup ortadan kaldırmak olduğunu belirten Prof. Dr. İrfan Koca, şu ifadeleri kullandı: “Amacımız yalnızca ağrıyı geçici olarak azaltmak değil, ağrıyı sürdüren mekanizmayı ortaya çıkarmak ve mümkün olduğunca ortadan kaldırmaktır. Bu nedenle kası, eklemi, hareket sistemini ve hastanın yaşam şartlarını birlikte değerlendiriyoruz.”
Özellikle kronikleşen ve sık sık tekrarlayan şikayetlerde doğru teşhisin en kritik aşama olduğunu belirten Koca, “Geçmeyen ağrılarda miyofasiyal ağrı sendromu da mutlaka akılda tutulmalı. Ağrının gerçek kaynağı belirlenmeden tedaviye karar verilmemeli” uyarısıyla konuşmasını tamamladı. Kaynak: İHA




