Yeryüzünün derin katmanlarında, güneşin hiç ulaşmadığı noktalarda emek veren maden işçileri, insanlık tarihinin en çarpıcı sembollerinden biriyle anılır. BirGün’ün güncel haberlerini ve önemli gelişmelerini kaçırmak istemeyenler, platformun WhatsApp kanalını takip ederek bilgilere ulaşabilirler. Madencilik ve yeraltı kaynakları üzerine yapılan en derinlikli yorumlardan biri Mircea Eliade’ye aittir. Yazar, bu kadim mesleği şu sözlerle tanımlar:
“Maden cevherleri Toprak Ana’nın kutsallığını paylaşıyordu. Madenlerin tıpkı embriyonlar gibi yerin rahminde ‘büyüdükleri’ fikrine çok erken çağlarda rastlıyoruz. Bu yüzden metalurjinin doğumla ilgisi vardır. Madenci ile metal işçisi yeraltındaki embriyon konusuyla ilgilidir: Maden filizlerinin büyüme ritimlerini hızlandırır, doğanın işleyişine destek olur ve onun ‘daha hızlı doğurmasını’ sağlarlar. Kısaca insanoğlu uyguladığı çeşitli tekniklerle yavaş yavaş zamanın yerine geçer; yaptığı iş zamanın işinin yerini alır.” (Mircea Eliade, Demirciler ve Simyacılar, Çev: Mehmet Emin Özcan, Kabalcı Yay., 2003, s.8)
Madencilik Tarihsel Olarak Nasıl Bir Anlam Taşıyor?
Eliade, bu özlü tanımı yaparken demir çağı madenciliğini temel alıyordu; fakat günümüzde altın, gümüş ve kömür gibi tüm cevherleri Toprak Ana’nın rahmindeki embriyolar, işçileri ise bu sürecin ebeleri olarak görmek mümkündür. Ancak toplumsal yapıda “ebe” kavramı devreye girdiğinde mesele karmaşık bir hal almaktadır. Tarih boyunca şifa veren ve yaşamın devamlılığına katkı sağlayan ebe ve otacı kadınlar, eril şiddetin ve ataerkil inançların hedefi haline gelmişlerdir. Doğadan kopuşun bir simgesi olan bu süreçte, eskiden doğumu kolaylaştıran “öreke” gibi nesneler bile hakaret unsuru haline getirilmiştir.
Kapitalizm ve Hak Gaspları Nerede Karşımıza Çıkıyor?
Doğal olanın dışlandığı bu erkek egemen süreç, kapitalizmin günümüzdeki evresinde doruğa ulaşmıştır. Son 25 yılın AKP kapitalizmini inceleyen herhangi bir çalışma, iş insanı Mehmet Cengiz’in hafızalara kazınan “Milletin a..na koyacağız!” ifadesine değinmeden eksik kalacaktır. Benzer bir durum maden işçilerinin hak mücadelelerinde de görülmektedir. Yıldızlar SSS Holding/Doruk Madencilik bünyesinde haklarını arayan işçilerin direnişi karşısında, sermaye sahiplerinin takınabileceği kaba tavırlar, madenciliği yücelten tarihsel tanımların çok uzağındadır.
Maden Ocaklarının Karanlık Doğası ve Ritüelleri Nelerdir?
Madencilerin hayatına dair anlatıların neredeyse tamamı karanlık ve zordur. Ekmek parası uğruna yerin yüzlerce metre altına inmek, oksijensiz ve tehlikeli bir ortamda çalışmak büyük bir bedel gerektirir. Eliade, bir başka eserinde bu mistik ve korkutucu atmosferi şöyle aktarır:
“Maden ocaklarının koruyucu cinleri kendilerine emanet edilmiş hazineyi sadakatle korurlar. Bu nedenle Batı Afrika ve diğer yerlerde bir maden yatağını bulan kişinin çok geçmeden öleceğine inanılır. …Melanezyalılar çok sayıda ritüel ve tören yapmadan asla bir madeni işletmeye açmazlar. Ortaçağ sonuna kadar Avrupa’da da durum aynıydı; her maden ocağını görevli din adamları açardı. Çünkü maden, ileride ele alacağız, canlı bir dölyatağı olarak görülürdü; maden filizleri burada sanki ana karnındaymış gibi döllenip büyümeye bırakılmıştı. Madencilerin inancına göre her tür yeraltı cinini barındırıyordu.” (Babil Simyası ve Kozmolojisi, Çev. Mehmet Emin Özcan, Kabalcı Yay., 2002, s. 54)
Edebiyat ve Gerçeklikte İşçi Direnişi Kimleri Karşı Karşıya Getiriyor?
Ancak doğanın gizemlerinden daha korkutucu olan, insanın insana uyguladığı zulümdür. Emile Zola’nın ünlü eseri Germinal’de, Montsou’daki madencilerin askerler tarafından kuşatıldığı sahneler bu gerçeği çarpıcı bir biçimde sergiler. Romandaki Etienne karakteri, askerlerin bir gün işçilerin yanında yer alacağına dair şu hayalleri kurar:
“Halkın içinden alınıp halka karşı silahlandırılan bu askerleri düşünerek yürüyordu. Eğer ordu birdenbire devrim tarafını tutuverse, bu ne kolay bir başarı olurdu! …Böylelikle genç adam, bir başka umuda kapılarak, erleri ocaklarda nöbet bekleyen alayın grevcilere katıldığını, işletmeyi toptan kurşuna dizdiğini ve madeni, sonunda madencilere verdiğini düşlüyordu.” (Çev: Hamdi Varoğlu, Yordam, 2014, s.373-4)
Güç odaklarından bu yönde bir beklenti içine girmek gerçeklikten uzak olsa da, baskılara karşı boyun eğmeyen bir bilinç her zaman var olmuştur. Nitekim madenci Kamil Kartal, 12 Ekim 2020 tarihinde gözaltına alınırken bu kararlılığı şu sözlerle haykırmıştır:
“Bir tane kıçı kırık patrondan hesap sormayı beceremeyen devlet gücünü bizde sınayacak, öyle mi alay komutanı? Buradayız biz. Şimdi bize güç göstereceksiniz ha! Ve biz bu güçten korkacağız öyle mi? Vallahi de korkmuyoruz, billahi de korkmuyoruz sizden!”




