İtalya’nın Parma bölgesindeki Mamiano di Traversetolo’da yer alan Magnani Rocca Vakfı, 22-23 Mart gecesi gerçekleştirilen ve sanat dünyasını sarsan büyük bir hırsızlığın hedefi olmuştu. Paul Cézanne, Pierre-Auguste Renoir ve Henri Matisse gibi ustaların imzasını taşıyan ve toplam piyasa değeri 9 milyon euroyu aşan üç kıymetli tablo, aylar süren titiz bir takibin ardından nihayet ele geçirildi. Yürütülen soruşturma kapsamında beş Moldovalı şüpheli gözaltına alınırken, olayla bağlantılı olduğu düşünülen toplam dokuz kişi hakkında yasal süreç devam ediyor.
Soygunun Perde Arkası: Güvenlik Kameraları Devrede
Hırsızlık anına dair ulaşılan görüntüler, suçun işleniş biçimini tüm detaylarıyla ortaya koydu. Kayıtlarda, kapüşon kullanarak yüzlerini gizleyen iki kişinin gece vakti bir pencere aracılığıyla vakfın “Sala dei Francesi” salonuna sızdığı görülüyor. Duvardaki üç değerli eseri süratle indiren zanlılar, tabloları bina dışında kendilerini bekleyen bir suç ortağına ulaştırarak izlerini kaybettirdi. Olay yerinde inceleme yapan ekipler, hırsızların geride bıraktığı bir yangın söndürücü ve kırılmış bir kazma sapını soruşturmanın en önemli delilleri olarak kayıt altına aldı.
Televizyon Kutusuna Gizlenen Milyonluk Hazineler
Yaklaşık beş ay boyunca nerede oldukları tespit edilemeyen eserler, Parma’da bir eve düzenlenen operasyonla bulundu. Paha biçilemez tabloların, bir televizyon kutusunun içine gizlenmiş olması dikkat çekti. Ele geçirilen eserler arasında Cézanne’ın Tasse et plat de cerises isimli suluboyası, Renoir’ın Les Poissons eseri ve Matisse’in Odalisque sur la Terrasse adlı tablosu yer alıyor. Renoir’a ait bir diğer çalışma olan Paysage de Cagnes ise hırsızlar tarafından kaçış esnasında olay yerinde terk edilmişti.
Tanınırlık Engel Oldu: Neden Satılamadılar?
İtalyan emniyet güçlerine göre, çalınan bu eserlerin dünya genelinde geniş bir medya ilgisiyle karşılanması, hırsızların işini imkansız hale getirdi. Bu denli şöhretli tabloların sanat piyasasında yeniden dolaşıma sokulması son derece zor olduğu için, 9 milyon euro değerindeki bu varlıklar nakde çevrilebilir bir meta olma özelliğini yitirdi. Eserlerin kayıtlı geçmişi ve tanınırlığı, onları gizli tutmaktan başka bir seçenek bırakmadı.
Benzer Bir Vaka: Lilli Petroli Soygunu
Parma’daki olay, Oricola şehrinde Lilli Petroli şirketinin merkezinde yaşanan bir başka büyük hırsızlığı da akıllara getirdi. Koleksiyoner ve iş insanı Mauro Lilli’ye ait olan; içinde Pablo Picasso ve 20. yüzyıl İtalyan heykelinin öncülerinden Giacomo Manzù’nun da eserlerinin bulunduğu seçki çalınmıştı. 4 ila 5 milyon euro değer biçilen bu koleksiyonun akıbeti hala gizemini koruyor. Picasso gibi isimlerin eserlerinin meşru bir pazarda ortaya çıkma ihtimalinin düşüklüğü, bu tür hırsızlıklardaki en büyük engellerden biri olarak görülüyor.
Sanat Hırsızlığındaki Büyük Çelişki
İtalyan Carabinieri ve Kültürel Mirası Koruma Birimi tarafından yürütülen başarılı operasyon, sanat suçlarında sadece fiziksel güvenliğin değil, eserlerin kimlik ve geçmiş kayıtlarının (provenans) ne kadar hayati olduğunu bir kez daha kanıtladı. Uzmanlar, Cézanne veya Picasso gibi dünya çapında tescilli sanatçıların eserlerini çalmanın onları kolayca paraya çevirmek anlamına gelmediğini vurguluyor. Bir sanat eserini mekanından koparmak mümkün olsa da, onu sahip olduğu tarihi bağlamdan ve sanat dünyasındaki tanınırlığından ayırmak imkansız görünüyor.




