fbpx
featured
  1. Haberler
  2. Kültür & Sanat
  3. Modern Sinemada Odysseia: Nolan ve Homeros Arasındaki Mesafe

Modern Sinemada Odysseia: Nolan ve Homeros Arasındaki Mesafe

Tuğçe Madayanti Şen, Christopher Nolan’ın Odysseia filmindeki teknik görkemin Homeros’un derinliğini gölgeleyerek anlamı daralttığını vurguladı.

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilir, özel haberleri ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmadan izleyebilirsiniz.

İnsanoğlunun yaşamı boyunca en çok arzuladığı şeyler, genellikle bir zamanlar elinde bulundurduğu ancak sonradan yitirdiği değerlerdir. Homeros’un ölümsüz eseri Odysseia, tam olarak bu kaybın izini sürer: Geri bırakılan bir yuva, yitip giden zaman ve savaşın içinden çıkıp gelen bir adamın öyküsü. Bu, aslında bir nostos (νόστος, eve dönüş) mücadelesidir.

Nolan ve Homeros: Modern Sinema Antik Destanı Nasıl Ele Alıyor?

Günümüzde anlatı geleneğinin ulaştığı en teknolojik nokta IMAX olarak kabul ediliyor; bu teknik imkânı sınırlarına kadar zorlayan isim ise şüphesiz Christopher Nolan. Yönetmenin Odysseia uyarlaması, Homeros’un dünyasını beyaz perdeye yansıtmaktan çok daha öte bir potansiyel taşıyordu. Nolan, modern sinemanın gücüyle çağımızın Homeros’u mertebesine erişebilir miydi? Fakat Nolan’ın Odysseia’yı gereğinden fazla devasa bir boyuta taşıması, tam da bu imkânı zedeliyor. Yönetmen iddiasını büyüttüğü ölçüde anlamın daralmasına yol açıyor. Görsel şölen ile derin mana birbirini beslemek yerine adeta tüketiyor. Oysa Odysseia’nın merkezindeki temel mesele zamandır. Zaman, katedilmesi gereken en uzun mesafedir ve Odysseus’un seyahatinin anlamını inşa eden yegâne şeydir. Filmde ise bu mesafe büyük oranda ortadan kalkıyor. On yıllık o uzun süre, görkemli sahnelerin arasına sıkışmış bir zaman dilimine indirgeniyor. Bu durum filmin en büyük kayıplarından biri olarak öne çıkıyor. Belki de dönemimizin Homeros’u olabilmek adına Nolan’ın daha büyük değil, daha mütevazı bir film çekmesi gerekiyordu. Odysseus’u evine dönmekten mahrum bırakan o meşhur kibir, bu kez onu anlatmaya çalışan yönetmenin karşısına bir engel olarak çıkıyor.

Emily Wilson ve Eleştirel Bakış: Homeros’u Bugün Anlatmak Ne Demektir?

Homeros’u günümüzde yeniden yorumlamak, elbette onu sadece taklit etmek anlamına gelmiyor. Bunu son dönemde en başarılı şekilde sergileyenlerden biri Emily Wilson oldu. Odysseia’nın İngilizce çevirisini gerçekleştiren ilk kadın olan Wilson, metni çağdaş bir dile kavuştururken ona dışarıdan yapay bir ahlak giydirmek yerine, asırlar boyu erkek egemen klasik filolojinin ve çevirilerin üzerini örttüğü güç ilişkilerini yeniden belirgin kıldı. Köleleri ve hizmetçileri ait oldukları sınıfsal konuma geri yerleştirdi; Odysseus’un kahramanlığının gölgesindeki şiddeti, sınıf farkını ve erkek hegemonyasını dilin merkezine koydu. Aynı Wilson, London Review of Books’ta kaleme aldığı ve geniş yankı uyandıran “An Uncomplicated Man” başlıklı yazısında Nolan’ın yapıtına da sert eleştiriler yöneltti. Wilson’a göre film, 250 milyon dolarlık bir aksiyon projesi; sıcak havalardan kaçıp sığınılacak, ailece izlenebilecek eğlenceli bir görsel şölen niteliğinde. Bu tespit, filmin temel gerilimini de gözler önüne seriyor: Teknik görkem ile Homeros’un hala sızlatan insani hakikati arasındaki o derin mesafe. Bu sebeple filmden beklentim bir sadakat değil, aksine Homeros’un karşısına çağın tüm teknolojik donanımıyla çıkmasıydı.

Truva Atı ve Zekânın Felaketi: Film Hikâyeyi Nasıl Dönüştürüyor?

Film aslında bu hesaplaşmayı zaman zaman gerçekleştiriyor. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Truva Atı sahnesi. Antik Yunan anlatısında bu at, sonradan yüklenen anlamdaki gibi “iğrenç bir hile” olarak görülmez. Tam tersine, Odysseus’un en karakteristik özelliği olan mētis’in, yani stratejik ve kurnaz zekânın en büyük zaferidir. Odysseus’un kahramanlığı sadece kaba kuvvetten değil, rakibini aklıyla devirebilmesinden kaynaklanır. Ancak Nolan burada antik kaynaktan ayrılıyor. Onun sinemasında Truva Atı sadece savaşı kazandıran bir taktik değil, ahlaki bir eşik ve ikonografik bir günahtır. Bir kez yapıldıktan sonra eski dünyaya dönüşü imkânsız kılan bir ihlaldir. Kutsal bir adak görüntüsü altına asker gizlemek, yalnızca Troialıları aldatmak değil; kutsallığa ve düşmanın sözüne duyulan güveni savaşın bir aparatına dönüştürmektir. Hilenin asıl yıkıcılığı buradadır. Atın karnından çıkan askerler sadece bir şehri değil, insanların birbirine inanmasını sağlayan o görünmez sözleşmeyi de yok eder. Savaşı sonlandıran bu zekâ, savaş sonrası kurulacak dünyanın ahlaki yapısını da zehirler.

Oppenheimer’dan Odysseia’ya: İnsan Zekâsı Bir Lanet mi?

Burada Nolan’ın Oppenheimer filminden bu yana sorguladığı o soru tekrar gün yüzüne çıkıyor: İnsanlık, bir şeyi yapabilecek zekâya sahip olduğu için onu mutlaka yapmalı mıdır? Truva Atı, bu bağlamda Odysseus’un zekâsının hem zirvesi hem de felaketinin başlangıç noktasıdır. Savaşı bitiren o akıl, aynı zamanda eve dönüş yolunu imkânsız hale getiren unsurdur. Çünkü nostos sadece bir koordinata ulaşmak değildir. İthaka yolu uzadıkça, asıl mesafenin coğrafi değil, savaştan önceki ve sonraki Odysseus arasında olduğunu kavrarız. Nolan’ın filmi en başarılı sahnelerinde bu derinliği hissettirebiliyor. Fakat yapıtın bütünü bu seviyeyi koruyamadığında, karşımızda yeni çağın Homeros’u değil, sadece Homeros’u bugünün sinemasının en görkemli ölçeğinde sunan büyük bir yönetmen kalıyor. Bu iki durum arasındaki fark azımsanmayacak kadar büyüktür. İlerleyen bölümlerde görsel ihtişam, anlamın üzerine gölge düşürüyor. Örneğin Polyphemus sekansında, devin devasa ekrandaki gürültüsü ve dehşeti o kadar baskındır ki, hikâyenin özü bu ihtişam içinde kaybolur. Nolan’ın sahip olduğu teknolojik güçle neyi başarabildiği sorusu burada kritik bir hal alıyor.

Arkeolojik Perspektif ve Ton Tutarsızlığı

Bir klasik arkeolog olarak belirtmek isterim ki; Homeros’un dünyasında tanrılar sadece soyut kavramlar veya iç sesler değildir; onlar da insanlar gibi taraflı, kaprisli ve son derece somut varlıklardır. İnsan hayatına doğrudan müdahale ederler. Nolan’ın onları halüsinatif ve psikolojik bir boyuta taşıması bir tercih olabilir. Ancak bazı noktalarda tarihsel sadakati koruyup bazı yerlerde bu denli modern hamleler yapmak, filmde bir ton tutarsızlığına yol açıyor. Nolan bir yanda arkaik dünyayı kurmaya çalışırken, diğer yanda onu günümüz psikolojisine tercüme ediyor. Benzer bir durum dilde de karşımıza çıkıyor: Telemakhos’un babasına “dad” diye hitap etmesi buna bir örnektir. Tek başına bu kelimeye itirazım yok ancak film genelinde kültürel mesafeyi korurken bir anda bu mesafenin silinmesi tuhaf bir etki yaratıyor. Film o antik dünyayı ne tam yabancı bırakıyor ne de tamamen bugüne taşıyor; ikisi arasında kararsız kalıyor. Sorun Homeros’tan uzaklaşmak değil, uzaklaşılan noktada kendi özgün Homeros dünyasını inşa edememektir.

Çağımızın Homeros’u olabilmek için Nolan’ın daha büyük bir film değil, daha küçük bir film çekmesi gerekiyordu. Odysseus’u eve dönmekten alıkoyan kibir, bu kez onu anlatmaya soyunan yönetmenin önüne çıkıyor.

“AN UNCOMPLICATED MAN”

NOLAN’IN TRUVA ATI

ZEKÂNIN FELAKET GETİRMESİ

KİMİN HOMEROS’U?

Tuğçe Madayanti Şen

Modern Sinemada Odysseia: Nolan ve Homeros Arasındaki Mesafe
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak MaxiMag Bültenine Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Maxi Magazin ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir