Mesai arasında nefes aldığımız bir dinlenme odamız var. İşi olmayan oraya geçer, demlenir, iki çift laf ederiz. Geçtiğimiz günlerde içeri girdiğimde, sıcağın etkisiyle herkesin üzerine bir ağırlık çökmüştü. Klimayı çalıştırıp yerime geçtim. Serinlik güzel olsa da o bitmek bilmeyen cihaz sesi, benim gibi dünyayı sadece kulaklarıyla anlamlandıranlar için bir süre sonra yorucu bir hal alabiliyor. Görme engelliler genelde bu tür sürekli gürültü çıkaran aletlerden pek haz etmezler; konforu için bir süre katlanırız ama o ses zihnimizi meşgul eder.
Sessizliği bozmak için “Ne yapıyorsunuz?” diye seslendim. Arkadaşlarım, “Hiç yaaa, kaydırıp duruyoruz ekranları” diyerek sosyal medyada vakit geçirdiklerini söylediler. Ben de “İyi madem, ben de bir köşeye oturayım, neler olup bitiyor bir bakayım” diyerek telefonumu elime aldım. Son dakika haberlerine bir göz attım ama gördüklerim içimi karartmaya yetti. Yolsuzluk haberlerinden cinayetlere, arsızlıktan istismar vakalarına kadar her şey oradaydı. Henüz başlıklara bakarken, “Hiç bu modda değilim, sabah sabah kendimi germeye lüzum yok” deyip uygulamayı kapattım.
Bir Annenin Haklı Tepkisi
Tam o esnada bir arkadaşım, “Şuna baksana ya” diyerek bir videodan bahsetti. Merak edip, “Gönder, bakayım” dedim. Videodaki ses, engelli bir evladı olan bir anneye aitti. Aslında hepimizin annesi gibi, samimi ve içten biri… Hikayesi ise şöyle başlıyor: Oğlu, bir arkadaşında engelli ulaşım kartı görünce heveslenmiş ve kendisi için de çıkarılmasını istemiş. Anne de oğlunu kırmayıp müracaatını yapmış; hem çocuğu için kart almış hem de refakatçi olduğu için kendisine bir kart çıkarttırmış. Ancak kartı eline aldığında büyük bir şaşkınlık ve üzüntü yaşamış. Kartın üzerinde kocaman harflerle ‘engelli refakatçi kartı’ yazıyormuş.
Bizler ayrımcılığın her türlüsüyle mücadele etmeye çalışırken, yeni bir ayrımcılık türüyle karşılaşmak gerçekten üzücü. Aslında ‘şunlar, bunlar’ diye sınıflara ayrılmaya hiç gerek yok. Sokağa çıktığımızda, bir topluma karıştığımızda durumumuzun ne olduğu zaten dışarıdan fark ediliyor. Bilinmeyen kısımlar ise tamamen kişinin kendi iradesine bağlı kalmalı. İsteyen durumundan bahseder, isteyen bahsetmez; gerekirse bir açıklama yapar. Ancak bunu bir kart vasıtasıyla tüm dünyaya ilan etmenin kime ne faydası var? “Sözü düzeltelim derken yazı bozuluyor, ona başlıyoruz; bu defa görüntü bozuluyor. Nereden başlasak bıraktığımız yer bozuluyor. Şaşırdık artık.”
Belediyeden Gelen Hızlı Çözüm
Videoyu paylaşan anne, Instagram üzerinden yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmış: “Ben kesinlikle böyle bir ifşaya konu olamam. Zaten paramı veriyordum ve seyahat ediyordum. Sadece oğlumu kıramadığım için bu kartları aldım ama kocaman yazıyla kartın üstüne ‘engelli refakatçi kartı’ diye yazmışlar. Bunu ben kesinlikle kullanamam. Zaten paramı veriyorum ve gerekli yerlere ulaşıyorum.” Bu tepki sosyal medyada yankı buldu.
Meselenin sevindirici tarafı ise ilgili belediyenin duruma kayıtsız kalmaması oldu. Yetkililer hemen müdahale ederek kartların üzerindeki o ibareyi kaldırdı ve tüm ulaşım kartlarını standart, tek tip bir görünüme kavuşturdu. Aslında talep edilen şey bu kadar basit. Sık sık dile getirdiğim gibi; bizim hayatımız sizinkinden farklı değil. Sadece bazıları farklı olduğunu sanıyor ve hiçbir uzmana danışmadan, görüş almadan uygulamalar yaparak tepki topluyor. Oysa kartın içindeki çip teknolojisi, ne yapması gerektiğini her türlü yazıdan daha iyi biliyor. Eğer sisteme o kartı ‘ücretsiz’ olarak tanımlarsanız, cihaz bunu zaten algılar. Bunu kartın üzerine yazarak kimseye ilan etmenize gerek yok. Bu bilgi sadece kullanıcı ve kurum arasında kalmalı.
İyilik Gizli Yapıldığında Değerlidir
Hassasiyet gösteren anne, ertesi gün belediyeye teşekkürlerini sunduğu bir reels daha paylaştı. Ben de bu anneyi daha fazla gündemle meşgul etmemek adına isim ve kurum vermeden konuyu sizlere aktarmayı tercih ettim. Sadece biraz empati kurarak ve düşünerek bizlere destek olunabileceğini görmek umut verici. Ücretsiz ulaşım hakkı, belediye ile vatandaş arasındaki bir konudur. Bunu büyük harflerle karta yazıp kişiyi ifşa etmek, yapılan hizmetin değerini artırmaz; aksine hem kullanıcı hem de kurum için durumu olumsuz bir noktaya taşır. Bir haktan yararlanırken o hakkı verenin reklamını yapmak durumunda kalmak incitici bir yaklaşımdır. Eskilerin dediği gibi, “İbadet de muhabbet de gizli yapılır.” Popülist yaklaşımlarla iyilik yapmaktansa, sadece ihtiyacı olanın gönlünü incitmeden yanında olmak çok daha kıymetlidir.
Kartı kullanan kişinin o anki hislerini bir düşünün. O kartı okuturken çevresindekilerin bakışları altında neler hissediyor olabilir? O kartları temin etmek zaten meşakkatli bir süreçken, bir de toplumun bakışlarına maruz kalmak işi daha da zorlaştırıyor. Sorun yine dönüp dolaşıp engellilik alanında doğru danışmanlık almamaya dayanıyor. Hepimiz aynı hayatın içindeyiz; fiziksel formlarımız veya duyularımız farklılık gösterse de ihtiyaçlarımız tamamen aynı. Elimizdekilerin değerini bilerek, ayrıştırmadan bir arada yaşamaya devam etmeliyiz. Bu hafta size, oğlu için ulaşım kartı çıkaran bir annenin yaşadığı bu süreci aktarmak istedim. İyi pazarlar her sese.




