Dünya edebiyatının dev isimlerinden biri kabul edilen Nâzım Hikmet Ran, 3 Haziran 1963 tarihinde Moskova’da hayata gözlerini yumdu. Bugün, usta şairin yaşamına veda edişinin 63. yıl dönümü kaydedilirken, geride bıraktığı ölümsüz eserler ve mücadele dolu hayatı hala hafızalardaki yerini koruyor. Yaşamının büyük bir bölümünü mahpusluk ve sürgünlerde geçiren Nâzım Hikmet, Türk edebiyatını dünyaya tanıtan en önemli figürler arasında yer alıyor.
Usta şair kendi yaşam öyküsünü şu sözlerle dile getirmişti: “Ben 1902 yılında, 20 Ocak’ta Selanik’te doğdum. Dedem valiydi, şiirle ilgilenirdi. Annem ressamdı, birkaç yabancı dil bilirdi. Babam önce elçilik, daha sonra üst düzey memurluk yaptı. İlk şiirimi 13 yaşındayken yazdım. Bir yangını anlatıyordu. Ailem benim harika bir çocuk olduğuma karar vermiş ve şiir yazmamı telkin etmeye başlamıştı. 15 yaşında bahriye okuluna verdiler. Deniz subayı yapmak istiyorlardı beni. Okuduğum sınıf ikiye ayrılmıştı. Bir kısmı sporla, diğeri şiirle uğraşıyordu. Ben şairler tarafına düştüm. Okulda bize tarih ve edebiyat derslerini ünlü Türk şairi Yahya Kemal veriyordu. Kedimi anlatan bir şiir yazmıştım. Yahya Kemal, şiirimi okuduktan sonra kedimi getirmemi söyledi. Tüyleri dökülmüş, çelimsiz bir kediydi. Yahya Kemal o zaman bana ‘Bu kadar allayıp pullayabildiğine göre, senden kesin şair olur.’ demişti. 16 yaşındayken Yeni Mecmua’da ‘Servilikler’ adlı şiirim yayınlandı. Bu şiir herkes tarafından beğenilmişti. 17 yaşında artık yazdıklarım ciddi ciddi basılıyordu.”
Nâzım Hikmet Ran Kimdir ve Nerede Doğdu?
Ressam Ayşe Celile Hanım ile Hikmet Bey‘in evladı olan Nâzım Hikmet, bazı belgelere göre Ocak 1902‘de, bazılarına göre ise Kasım 1901‘de Selanik‘te dünyaya geldi. Eğitim hayatına Göztepe Taş Mektep‘te başlayan şair, daha sonra Mekteb-i Sultani‘nin hazırlık sınıfına devam etti. Ancak ailesinin yaşadığı maddi imkansızlıklar sebebiyle buradan ayrılarak Nişantaşı Sultanisi‘ne geçiş yaptı. Henüz 11 yaşındayken kaleme aldığı “Feryad-ı Vatan”, onun bilinen ilk şiiri oldu.
Eğitim ve Askerlik Hayatı Nasıl Şekillendi?
Denizcilere hitaben yazdığı “Bir Bahriyelinin Ağzından” başlıklı şiiriyle Bahriye Nazırı Cemal Paşa‘nın takdirini kazanan Ran, 1917 yılında Heybeliada Bahriye Mektebi‘ne kabul edildi. 1919‘da mezuniyetinin ardından Hamidiye kruvazöründe stajyer güverte subayı olarak görev aldı. Ancak 1920‘de yakalandığı bir rahatsızlık nedeniyle 1921 yılında sağlık kurulu raporuyla ordudan terhis edildi. Bu dönemde edebiyatla bağını koparmayan şair, yazdıklarını Yahya Kemal‘e sunarak usta ismin eleştirilerinden faydalandı.
Milli Mücadele Döneminde Neler Yaptı?
1921 yılında Anadolu’daki direnişe omuz vermek amacıyla Faruk Nafiz, Yusuf Ziya ve Vala Nurettin ile birlikte gizlice Sirkeci‘den kalkan Yeni Dünya vapuruna binip İnebolu‘ya ulaştı. Bolu‘da bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra Batum üzerinden Moskova‘ya geçerek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde (KUTV) eğitim gördü. Batum’dayken dinlediği fakat dilini bilmediği bir Rusça şiirin tınısından etkilenerek serbest nazıma yöneldi. Moskova yolunda yazmaya başladığı “Açların Gözbebekleri” şiiriyle serbest ölçüyü ilk kez denedi.
Hapis ve Sürgün Yılları Neden Başladı?
1924‘te vatanına dönen Nâzım Hikmet, Aydınlık dergisindeki yazıları nedeniyle 15 yıl hapis cezası istemiyle yargılanınca tekrar Moskova’ya gitti. İlk şiir kitabı “Güneşi İçenlerin Türküsü”, 1927‘de Bakü‘de basıldı. 1928‘de Cumhuriyet’in ilanıyla çıkan aftan yararlanmak için Türkiye’ye girerken tutuklandı ve bir süre cezaevinde kaldı. “Resimli Ay” dergisinde çalışırken geleneksel edebiyat değerlerini sertçe eleştirdi ve “Sanat, sanat için değildir” diyerek toplumcu bir yaklaşımı savundu.
1929‘da yayımlanan “835 Satır” büyük ses getirdi. Ancak 1933 yılından itibaren “gizli örgüt kurmak” ve “orduyu isyana teşvik” gibi suçlamalarla defalarca hakim karşısına çıktı. Toplamda 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. 1939‘da hapishanedeyken 17 bin mısralık başyapıtı “Memleketimden İnsan Manzaraları”nı yazmaya koyuldu.
Dünya Çapındaki Başarıları ve Vatandaşlık Süreci Nedir?
1950‘de genel afla özgürlüğüne kavuşan Ran, aynı yıl Dünya Barış Konseyi tarafından Picasso, Paui Rubeson, Wanda Jakubuurska ve Pablo Neruda ile birlikte “Uluslararası Barış Ödülü”ne layık görüldü. Pablo Neruda onun hakkında, “Nazım’a sahip çıkın. Biz onun yanında şair bile sayılmayız” ifadelerini kullanmıştı. Serbest kaldıktan sonra yeniden askere alınacağını öğrenince can güvenliği endişesiyle Sovyetler Birliği‘ne sığındı. 25 Temmuz 1951‘de Türk vatandaşlığından çıkarıldı.
Yaşamının son yıllarını uluslararası barış kongrelerine katılarak ve şiirlerini dünyayla paylaşarak geçiren usta sanatçı, 3 Haziran 1963‘te kalp yetmezliği sebebiyle Moskova’da yaşama veda etti. Cenazesi Novodeviçi Mezarlığı‘na defnedilen şair, vefatından yıllar sonra 5 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla yeniden Türk vatandaşlığına kabul edildi.
Edebiyatımızdaki Yeri ve Mirası
Usta yazar Yaşar Kemal, “En Büyük Şairimiz” başlıklı yazısında onun için şu değerlendirmeyi yapmıştı: “büyük halk ozanlarının son büyük halkası… Türk dili var oldukça Nâzım Hikmet de var olacaktır. Eğer Nâzım Hikmet gibi büyük yol gösterici gelmeseydi, edebiyatımız bu seviyeye çıkamazdı.”
Eserleri 50’den fazla dile çevrilen Nâzım Hikmet, yasaklı olduğu dönemlerde İbrahim Sabri, Mazhar Lütfi ve Orhan Selim gibi takma isimler kullandı. 1949‘da Ahmet Oğuz Saruhan adıyla “La Fontaine’den Masallar” kitabını çıkardı. “Kafatası” ve “Ferhat İle Şirin” gibi 22 tiyatro eseri birçok ülkede sahnelendi. Şiirleri ise Ahmet Kaya‘dan Zülfü Livaneli‘ye, Cem Karaca‘dan Manos Loizos‘a kadar pek çok sanatçı tarafından bestelendi.
1921’DE MİLLİ MÜCADELE’YE KATILDI
İLK ŞİİR KİTABI 1927’DE YAYINLANDI
28 YIL HAPSE MAHKÛM EDİLDİ
“EN BÜYÜK ŞAİRİMİZ”
ŞİİRLERİ 50’DEN FAZLA DİLE ÇEVRİLDİ




