Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin kıymetli akademisyenlerinden E. Osman Erden tarafından hazırlanan ve yazarın yüksek lisans çalışmasına dayanan kitap, Almanya’nın köklü kültürel mirasının totaliter bir yönetim altında nasıl bir çöküş yaşadığını ve şiddete nasıl alet edildiğini sorgulayan çarpıcı bir soruyla açılıyor: ‘Şairlerin ve düşünürlerin insanları nasıl oldu da yargıçların ve cellatların insanlarına dönüştüler?’ Eser, bu temel soruyu derinleştirerek şu merak uyandırıcı ifadelerle devam ediyor: ‘Beethoven’in, Schiller’in, Goethe’nin çıktığı bir kültürden Hitler, Goebbels, Göring gibi kişilerin çıkması bir çelişki midir? Ya da Weimar Cumhuriyeti gibi olabildiğince demokratik bir rejim altında yaşayan insanlar ne oldu da Üçüncü Reich gibi insanlık tarihinin en barbar rejimlerinden birinde yaşamaya başladılar?’
Nazi Almanyası’nda Kültür ve Sanatın Örgütlenmesi Nasıl Gerçekleşti?
E. Osman Erden’in ‘Nazi Almanyası’nda Kültür ve Sanat’ ismini taşıyan çalışması; Nasyonal Sosyalizmin kültürel yapılanmasını, modern sanat akımlarına karşı takındığı sert tavrı ve o dönemde yaşanan sanatçı göçlerini detaylandırıyor. Kitapta resimden heykele, sinemadan mimarlığa kadar pek çok alandaki uygulamalar irdelenirken, Nazilerin kültür siyasetinde iki önemli ismin öne çıktığı vurgulanıyor: Alfred Rosenberg ve Joseph Goebbels. Rosenberg, Nazilerin muhalefette olduğu dönemde fikirsel önderlik yaparken, Goebbels iktidar süresince belirleyici otorite konumuna gelmiştir. Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı olan Goebbels’in hafızalara kazınan en vahşi icraatlarından biri, 10 Mayıs 1933’te düzenlenen ‘Kitap yakma’ eylemidir. Kafka, Freud, Marx, Einstein, E.M. Remarque, Helen Keller ve Jack London gibi isimlerin eserlerinin ateşe verildiği bu tören, sanat dünyasında büyük bir korku iklimi yaratmıştır. Bu olayın ardından Thomas Mann, Bertolt Brecht, Stefan Zweig ve Anna Seghers gibi pek çok aydın ülkeden ayrılarak Avrupa veya ABD’ye sığınmıştır.
Sanat Üzerindeki Rejim Baskısı Ne Zaman Kurumsallaştı?
Nazi yönetimi, kültür dünyasındaki mutlak hakimiyetini 1933 Eylül ayında faaliyete geçen ‘Reich Kültür Odası’ vasıtasıyla tesis etmiştir. Goebbels, kurumun açılışında sanatın ancak ‘devlet tarafından oluşturulan çerçevenin içinde kalmak kaydıyla’ özgür olabileceğini beyan etmiştir. Bu yapı altında her sanat dalı için ayrı birlikler kurulmuş ve bu birliklere üye olmayanların sanat icra etmesi imkansız hale getirilmiştir. Rejim, Stefan George, Fritz Lang ve Richard Strauss gibi prestijli isimleri bu birliklerin başına getirerek meşruiyet aramıştır. Ülkede kalan sanatçılar için ise sadece iki yol bırakılmıştır: Rejimle iş birliği yapmak ya da tamamen suskunluğa bürünmek. Yahudi sanatçılara ise başlangıçta, Alman ulusal kültürüne karışmamaları şartıyla kendi aralarında etkinlik yapma izni verilmiş; ancak bu durum Yahudi Kültür Birliği üzerinden bir kültürel getto ve manipülasyon mekanizmasına dönüştürülmüştür.
Yoz Sanat Sergisi Hangi Amaçla Düzenlendi?
İktidarı ele geçiren Nazi partisi, modern estetiği savunan akademisyenleri üniversitelerden ve kamu kurumlarından hızla uzaklaştırmıştır. 1936 yılının sonunda hayata geçirilen ‘Yoz Sanata Karşı Eylem’ ile sanat eleştirisi yasaklanmış, müzelerdeki modern eserler toplanarak ’Yoz Sanat Sergisi’nde teşhir edilmiştir. Bu eserleri koleksiyonlarına dahil eden müze müdürleri görevden alınırken, el konulan yapıtlar yurt dışındaki galerilere satılarak rejime mali kaynak sağlanmıştır. Aynı dönemde, rejimin onayladığı ideolojik eserlerin sergilendiği ‘Büyük Alman Sergisi’ açılmıştır. Erden, bu durumu ‘Nasyonal sosyalist ideoloji, sanatın sadece estetik değil, aynı zamanda ideolojik bir araç olduğuna inanıyor’ sözleriyle özetlemektedir. Propaganda amacına hizmet eden sanatçılara geniş imkanlar sunulurken, muhalif olup gitmeyenler ise kendilerini dünyadan izole ederek ‘içsel göç’ kavramını oluşturmuşlardır. Thomas Mann ise sürgündeyken yaptığı bir konuşmada, rejimle açıkça çatışmayan bu entelektüelleri sert bir dille eleştirmiştir. Yazar ayrıca, ‘Nazi sineması totalitarizmin popüler kültürü kullanarak halkı nasıl yönlendirdiğine dair en iyi örneklerden birini teşkil eder’ diyerek sinemanın gücüne dikkat çekmektedir.
Sinema Dünyasında Bu Dönem Hangi Eserlerle Anlatıldı?
Nazi dönemindeki sanatçı ikilemlerini anlamak için Istvan Szabo’nun iki önemli eseri öne çıkmaktadır. Klaus Mann’ın romanından sinemaya uyarlanan ‘Mephisto’, kariyeri için ruhunu rejime satan ve Gustaf Gründgens’in gerçek yaşamından esinlenen bir tiyatrocunun dramını konu alır. Szabo’nun bir diğer filmi olan ‘Taraf Tutmak’ (Taking Sides) ise ünlü orkestra şefi Wilhelm Furtwangler’in hikayesini işler. Furtwangler, ülkede kalarak rejimle mesafeli ancak işlevsel bir bağ kurmuş, bu durum savaş sonrası ‘suç ortaklığı’ tartışmalarını beraberinde getirmiştir. Ancak Yahudi sanatçılara yardımları ve yasaklara karşı duruşu nedeniyle sonrasında aklanmıştır.
Bugün ayrıca Herbert von Karajan ile Leonard Bernstein arasındaki gerilimi konu alan bir tiyatro oyunundan bahsetmek mümkündü ancak yer kısıtlılığı nedeniyle bu konu bir başka yazıya bırakıldı. Nazi Almanyası’ndaki kültür ve sanatın çelişkili yapısı, sanatçıyı her zaman iki uçlu bir seçime zorlamıştır: Teslimiyet ya da direniş.
YOZ SANATA KARŞI PARTİ SANATI
SZABO’DAN İKİ BAŞYAPIT




