Sanki bir Hollywood yapımından fırlamış gibi duran okul saldırısı sahneleri, önce inancımızı sarsarken ardından hepimizi derin bir endişeye sürükledi. Bugüne dek yalnızca sinema ekranlarında rastladığımız ‘silahlı okul baskını’ kabusunun nasıl gerçeğe dönüştüğünü ve neden üst üste yaşandığını sorgularken, Ankara’nın Sincan ilçesindeki bir okulda 5’inci sınıf öğrencisinin yanında silah getirmesi korkuları iyice tetikledi. Tüm ebeveynlerin bir numaralı gündem maddesi artık okullardaki güvenlik seviyesi oldu. Hürriyet Cumartesi bünyesindeki Çocukla Hayat köşesinde bu durumu çocuklarımıza nasıl izah ettiğimizi ve uzman değerlendirmelerini paylaşmıştık. Bu kapsamda görüş bildiren yedi farklı uzman, meseleyi çeşitli boyutlarıyla ele aldı.
Yeni Bir Meslek Grubu: Çocuk Güvenliği Uzmanlığı
Çocuk İstismarı ve İhmali ile Mücadele Derneği çatısı altında, çocukların bulunduğu her ortamda bedensel, ruhsal ve yasal emniyeti tesis etmek adına ‘Çocuk Güvenliği Uzmanlığı’ eğitimini başlattıklarını duyuran Volkan Çolakoğlu, sürece dair şunları söyledi: “19 Nisan’da yapılan çalıştayda bir araya geldik ve müfredat belirleme çalışmamız aktif olarak başladı. Çalıştay çıktıları tamamlandıktan sonra finalize edilecek olan bu öncü eğitim programı bir üniversitenin Sürekli Eğitim Merkezi (SEM) bünyesine dahil edilecek. Programı başarıyla tamamlayan katılımcılar, çocuk güvenliği uzmanı olacaklar. Çocukların güvenli geleceği için akademik birikimi resmi yetkinlikle birleştiren bu tarihi adımın detayları ve eğitim takvimi çok yakında paylaşılacak.”
Güvenlik mi Yoksa Güven Eksikliği mi?
Kahramanmaraş’ta yaşananların ardından ailelerin zihninde oluşan “Okullar gerçekten güvenli mi?” sorusuna çözüm olarak kapılarda üst araması veya silahlı koruma bulundurmak öneriliyor. Bazı okullarda şeffaf çanta zorunluluğu veya dedektör araması uygulanmaya başlandı. Bu durumun çocukla iletişim kurularak aşılması gerektiğini savunan Gizem Alav Şapçı, “Onun güvenlik ihtiyacına yönelmek için, alınan önlemleri ve güvenliğe katkı sunan kişileri görünür kılmak, gün içinde kendi güvenliğini desteklemek için neler yapabileceği üzerine sohbet etmek yardımcı olacaktır” ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Burak Doğangün ise meselenin fiziksel önlemlerden ziyade temel duygularla ilgili olduğunu belirterek, “Tüm öğrencilerin, öğretmenlerin ve ailelerin güvenlik ihtiyacı var ama en temel mesele güvenlik değil, güven eksikliği. Bebeklikten başlayarak ebeveynlerle çocuklar arasında sağlam bir bağın, ilişkinin kurulmuş olması esansiyel” açıklamasında bulundu.
Okullarda Sosyal Hizmet Modelinin Önemi
Prof. Dr. Yasemin Özkan, şiddetin bir sonuç olduğunu ve çözümün yalnızca kapıda güvenlik önlemi almakla sınırlı kalmaması gerektiğini şu sözlerle ifade etti: “15 Nisan 2026’da Kahramanmaraş’ta yaşanan olay bize çok net bir gerçeği göstermektedir: Okul şiddeti sadece bir güvenlik meselesi değildir. Bu, aynı zamanda bir ruh sağlığı, bir sosyal adalet ve bir önleme meselesidir. Şiddet bir anda ortaya çıkmaz. Arkasında travmalar, ihmal, yalnızlık ve görülmeyen, duyulmayan çocuklar vardır. İşte bu noktada güçlü bir çağrı yapmak zorundayız: Okullarda sosyal hizmet şarttır.”
Önleyici faaliyetlerin hayat kurtarıcı olduğunu vurgulayan Özkan, “Sosyal hizmet uzmanları; riskleri erken fark eder, öğrencilerin ihtiyaçlarını bütüncül değerlendirir, ruh sağlığını destekler ve şiddeti ortaya çıkmadan önlemeye çalışır. Eğer bizler yalnızca cezalandırmaya odaklanırsak, geç kalırız. Ama önlemeye odaklanırsak hayat kurtarız. Bugün sorulması gereken soru şudur: Bir sonraki olayı bekleyecek miyiz, yoksa bugünden harekete mi geçeceğiz? Çünkü her çocuk görülmeyi hak eder. Her okul güvenli olmayı hak eder. Ve unutmayalım; önleme, müdahaleden daha güçlüdür” dedi.
Dünya Örnekleri ve Erken Risk Tespiti
ABD’de okul sosyal hizmetleri üzerine akademik çalışmalar yürüten Prof. Özkan, Kahramanmaraş’taki olayda bir uzman olsaydı sonucun değişebileceğini belirtti: “Okul saldırıları ülkemizde nadir görülse de tamamen yabancı ya da imkânsız değildir; bu nedenle meseleyi tekil bir olay üzerinden değil, önleyici bir bakış açısıyla değerlendirmek gerekir. Varsayımsal olarak bir okulda aktif biçimde çalışan bir okul sosyal hizmet uzmanı olsaydı, en önemli farkı ‘erken risk tespiti’ aşamasında yaratabilirdi. Sosyal hizmet uzmanı öğrencilerin yalnızca akademik durumuna değil, aynı zamanda sosyal ilişkilerine, aile ortamına, ruh sağlığına ve olası travmatik yaşantılarına bütüncül bir çerçevede bakar; böylece sosyal izolasyon, duygusal sorunlar ya da davranışsal değişimler gibi risk sinyallerini erken fark edebilir. Bu tür ağır şiddet davranışlarının çoğu zaman ani değil, bir süreç içinde geliştiği düşünüldüğünde, erken farkındalık kritik bir rol oynar.”
Özkan ayrıca dünyadan şu verileri paylaştı: 1906’da New York’un Rochester kasabasında ‘Visiting Teacher’ adıyla başlayan bu sistem, şu an Çin dahil en az 43 ülkede uygulanıyor. Türkiye’de ise yetişmiş uzman olmasına rağmen okullarda istihdamın yetersizliğine dikkat çeken Özkan, sosyal hizmet uzmanlarının rehber öğretmenlerden farkının, adalet sistemini yönlendirebilme yetkileri olduğunu hatırlattı.
Psikolojik Arka Plan: Şiddet Oyunları ve Silaha Erişim
Klinik psikolog İpek Erol, dijital dünyadaki şiddetin tek suçlu ilan edilmesine karşı çıkarak, “Eldeki kanıtlar, şiddet içerikli oyunların bazı gençlerde saldırgan duygu ve tepkileri artırabileceğini, duyarsızlaşmaya katkısı olabileceğini söylüyor; fakat bu bulgular, tek başına oyun oynamanın böyle ağır ve hedefli saldırıları açıkladığını göstermiyor” dedi.
Silaha ulaşmanın kolaylaşmasının altını çizen Prof. Dr. Burak Doğangün ise “İnsanların silaha erişimi kolaylaştı. Eskiden okullarda saldırı olaylarını Amerika’da görürdük, Türkiye’de yaşanmazdı. Artık yaşanıyor olmasının sebeplerinden biri silaha kolay erişilebilmesi” tespitinde bulundu. Dr. Berna Aygün de bu yıkıcılığın sosyal bir ürün olduğunu belirterek, “Hiçbir çocuk bu ölçekte bir yıkıcılığı tek başına üretmez. Bir çocuğun bu denli yıkıcı davranışlar sergilemesi, yalnızca ne yaptığıyla değil, neyi taşıyamadığıyla ilgilidir. Çocuk ifade edemediği, anlamlandıramadığı ve düzenleyemediği yoğun duyguları davranış yoluyla dışavurur. Bu tür şiddet davranışları; öfkenin yanı sıra utanç, değersizlik ve görünmezlik duygularının da bir yansımasıdır” dedi.
Uzmanların görüş bildirdiği isimler ise şunlar:
- Uzm. Dr. Berna Aygün – Memorial Şişli Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Bölümü
- Prof. Dr. Burak Doğangün – Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatristi
- Gizem Alav Şapçı – Uluslararası Şiddetsiz İletişim Merkezi Eğitmeni
- Klinik Psikolog İpek Erol – NPİSTANBUL Hastanesi
- Klinik Psikolog Mader Bengisu Bilgen – Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi
- Prof. Dr. Yasemin Özkan – Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölüm Başkanı
- Volkan Çolakoğlu – Çocuk Bilimleri Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı
Uzmanlar, ergenlerin “görülme” arzusuna dikkat çekerken, günümüzün “çocukerkil” toplum yapısını da tartışmaya açıyor.




