Nepal ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki sınır bölgesinde 26 Ağustos tarihinde gerçekleşen sel ve toprak kayması faciası, yüzlerce insanın yaşamını yitirmesine ya da kaybolmasına neden oldu. Bölgedeki köprüler, yollar, konutlar ve iletişim ağları büyük zarar görerek kullanılmaz hale geldi. Yaşanan bu trajedi, pek çok kesim tarafından iklim krizinin ağır sonuçlarının bir habercisi olarak yorumlanıyor. Konuyla ilgili derinlemesine analizler sunan Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nden Prof. M. Levent Kurnaz ile İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay, mevcut tabloyu ve dünyayı bekleyen riskleri değerlendirdi.
Geçmişteki İhmaller ve Artan Riskler
Prof. Dr. Doğanay Tolunay, Nepal ve Tibet’te tanıklık ettiğimiz bu felaketlerin aslında yeni olmadığını, benzer doğa olaylarının geçmişte de yaşandığını hatırlatıyor. Tolunay, durumu şu sözlerle özetliyor: “Oluşum mekanizması aynı olmasa da benzer büyük sel ve taşkınlarla hem ülkemizde hem de diğer ülkelerde geçmişte de karşılaştık. Bu nedenle Nepal ve Tibet’te yaşanan sel gelecekte yaşanacakların bir öngösteriminden ziyade önceki benzeri afetlerden ders çıkarmadığımızın bir kanıtı olarak ele alınmalı. 1800’lerden itibaren Nepal’deki sel oluşuma benzer olaylar kayıtlara girmiştir. Örneğin, ülkemizde 1840’ta Ağrı Dağı’nda buzul kopmasına bağlı sel ve heyelandan kaynaklanan çamur akışı oluştuğu ve 1.300 kişinin öldüğü biliniyor. 20’nci yüzyılda And Dağları’nın Peru ve Arjantin’de kalan kısımlarında dört büyük buzul kopmasına bağlı sel ve moren-çamur akışları oldu. Himalayalar’ın bulunduğu Pakistan, Hindistan ve Nepal’de de 21’inci yüzyılda birkaç çığ kaynaklı sel yaşandı. Buzullarla kaplı yüksek dağlarda buzulların hızla erimesiyle Nepal’deki afetin benzerlerinin gelecekte daha fazla yaşanması olasılığı oldukça yüksektir.”
Prof. M. Levent Kurnaz ise bilimsel temkinliliğin altını çizerek, bu münferit olayı doğrudan iklim değişikliğine bağlamak için henüz erken olduğunu belirtiyor. Kurnaz, “Bu tek olayı doğrudan iklim değişikliğine bağlamak için bilimsel olarak henüz erken. Çünkü benzer buzul-kaya kütlesi çöküşleri geçmişte, hiçbir ısınma olmadan da yaşanmıştı. Ama olayın gerçekleştiği bölgenin uzun vadeli tablosu açık: Yaz sıcaklıkları hızla artıyor, buzullar hızlanan bir tempoda küçülüyor. Olayın kendisi tek başına bir kanıt değil ama zemini hazırlayan koşullar zaten yerinde duruyor ve giderek yaygınlaşıyor” ifadelerini kullanıyor.
Resmi Tahminler Gerçeği Yansıtmıyor mu?
Atmosferdeki ısınmanın yağış rejimini doğrudan etkilediğini vurgulayan Prof. M. Levent Kurnaz, tehlikenin boyutuna dikkat çekiyor: “Her bir derece ısınma atmosferdeki nem miktarını yüzde 7 artırıyor. Bu da yağışların şiddetini büyütüyor. Yüksek dağlık bölgelerde buzul erimesi ve donmuş toprağın çözülmesi de sel ve heyelan riskini ayrıca artırıyor. Şunu da eklemek isterim: Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) yayımladığı resmi öngörüler, buzul çökmeleri gibi bazı dinamikleri tam olarak hesaba katmıyor. Bu yüzden aslında en iyimser senaryoyu temsil ediyorlar. Yani resmi tahminler bile riski hafife almış olabilir.”
Türkiye’deki Kritik Bölgeler
Su döngüsündeki bozulmanın bölgesel etkilerine değinen Prof. Dr. Doğanay Tolunay, Türkiye için de uyarılarda bulunuyor. Sıcaklık artışıyla beraber buharlaşmanın hızlandığını belirten Tolunay, “Sıcaklık artışı su döngüsünü değiştirir. Sıcaklıklar arttıkça daha fazla su buharlaşır. Bitkiler de terlemeyle daha fazla su buharı verir. Bunun sonucunda bazı bölgeler kuraklaşırken bazı bölgelerse daha fazla yağış alır. Yağışların süresi, sıklığı, şiddeti de artar. Kuraklıklardan sonra oluşan sağanak yağışlar çok şiddetli olmasa bile toprağa sızamaz ve yüzeysel akışa geçerek sel ve taşkın olasılığını artırır. Özellikle ülkemizde Karadeniz ve Akdeniz bölgeleri gibi denize paralel uzanan sıradağların bulunduğu yörelerde önümüzdeki yıllarda daha fazla sel yaşanacağı söylenebilir” diyor.
Buzul Erimesi: Felaketler Zinciri
Uzmanlar, buzul erimesinin tek başına bir sorun değil, bir dizi felaketin başlangıcı olduğu konusunda hemfikir. Prof. M. Levent Kurnaz süreci, “Buzul erimesi tek başına bir tehlike değil, zincirin ilk halkası. Eriyen buz yamaç dengesini bozuyor, heyelan riskini artırıyor, heyelan da vadideki nehri tıkayıp doğrudan sel veya çamur akıntısına dönüşebiliyor. Ülkemiz buzul oluşma sıcaklığının üstünde olduğu için bizde daha çok yağıştan kaynaklanan heyelan riski var” şeklinde açıklıyor.
Tolunay ise yüksek dağlardaki kara buzullarına dikkat çekerek şunları ekliyor: “İklim değişikliği denince herkesin aklına kutup buzullarının erimesi gelse de dünyada Himalayalar gibi kara buzullarının bulunduğu yüksek dağlarda da buzullar hızla eriyor. Eriyen buzullar 2022 yılında Pakistan’da olduğu gibi bazen doğrudan nehirlerden akan su miktarını artırarak bazen de Nepal’deki gibi heyelan, çamur akıntısı, buzul göllerinin patlaması gibi zincirleme çoklu afetlere yol açabiliyor.”
Afetleri Durdurmak Mümkün mü?
Felaketin ardından Nepal Başbakanı Balendra Shah, sellerin iklim kriziyle olan bağını vurgulayarak dünya genelinde bir çözüm seferberliği çağrısı yaptı. Uzmanlar da iklim değişikliğinin sadece sel değil; fırtına, orman yangını, hortum ve kuraklık gibi olayların şiddetini artıracağını öngörüyor. Ancak Prof. Dr. Doğanay Tolunay umut verici bir noktaya değinerek, “İklim değişikliği sadece sellerin değil, orman yangınları, sıcak hava dalgaları, kuraklıklar, fırtına ve hortum, dolu gibi aşırı hava olaylarının sıklığını, şiddetini, süresini, etki alanını artırdı ve gelecekte daha fazla da artıracak. Ancak bu aşırı hava olaylarının afete dönüşmesini engellemek elimizde” diyor.




