Asghar Farhadi’nin Paralel Hayatlar filmi, gözetleme ve mahremiyet ihlalini sanat ile erkek tahakkümü arasındaki ilişkiden hareketle tartışıyor. Ancak bu farklı gözetleme biçimlerinin sonuçları, yaşamı ve iradesi yok sayılan Nita’nın omuzlarında ağırlaşıyor.
İranlı yönetmenin son filmi Paralel Hayatlar (Parallel Tales), Türkiye prömiyerini 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde yaptı. Gösterim öncesi seyircilerle buluşan Farhadi, filmin sabırla izlenmesini istedi.
Paris’te geçen 139 dakikalık yapımda Isabelle Huppert, yeni romanı için komşularını gizlice izleyen yazar Sylvie’yi; Virginie Efira, gözetlenen Nita’yı; Adam Bessa ise Sylvie’nin yanında çalışmaya başlayan genç Adam’ı canlandırıyor. Kadroda Vincent Cassel ve Pierre Niney de bulunuyor. Farhadi, gözetlemeyi hem edebî üretimin hem de erkek tahakkümünün aracı olarak kullanırken mahremiyetin sınırlarını sorguluyor.
Mahremiyet ihlalinde erkek bakışı
Adam’ın Nita’yı izlediği sahnelerde kamera kullanımı, filmin erkek bakışını nasıl kurduğunu gösteriyor. Farhadi bazı anlarda Adam’ı dikizlerken dışarıdan görüntülüyor; ancak Nita’nın özel hayatını çoğunlukla onun bakış açısından takip ediyoruz. Seyirci böylece yalnızca bir mahremiyet ihlaline tanık olmuyor, öznel kamera aracılığıyla gözetleyen erkeğin bakışına da ortak ediliyor.
Bu tercih, yönetmenin dikizciliği onayladığı anlamına gelmese de Adam’ın geçmişinin nasıl anlatıldığı belirleyici oluyor. Ailesizliği, evsizliği, sevgisizliği ve toplumsal dışlanmışlığı, seyircinin karakterle özdeşleşmesini kolaylaştırıyor. Adam’ın kırılganlığı görünür hâle gelirken Nita’nın maruz kaldığı ihlaller geri plana itiliyor.
Karakterin çelişkisi, Sylvie’nin evindeki fare sahnesinde açığa çıkıyor. Anne fare öldürüldükten sonra yavruları bulan Adam, suçluluk duyup onlarla gizlice ilgilenmeye başlıyor. Bu davranış onun vicdanlı ve şefkatli tarafını öne çıkarıyor. Buna karşın aynı Adam, Nita’yı daha sık dikizliyor, günlüğünü çalıyor ve sevgilisinin arabasına tehditkâr mesajlar bırakıyor. Genç kadınla karşılaşmak için gittiği kafedeki buluşmayı da tesadüf gibi sunuyor.
Adam, Nita’nın bilgisi ve rızası dışında onun hayatına dâhil olmaya çalışıyor. Yavru farelere gösterdiği duyarlılığı, kendi iradesi ve sınırları bulunan bir kadından esirgemesi, şefkat ile tahakküm arasındaki çelişkiyi belirginleştiriyor.
Sylvie ve Adam’ın farklı gözetleme biçimleri
Gözetleme, Sylvie ile Adam’ın elinde farklı anlamlar kazanıyor. Fransız yazar Sylvie, Nita’nın özel yaşamını gizlice izliyor ve gözlemlerini yeni romanının olay örgüsüyle karakterlerine dönüştürüyor. Adam’ın devreye girmesiyle bu eylemin edebiyatla bağı kopuyor; yerini giderek büyüyen bir manipülasyon ve tehdit döngüsü alıyor.
Film, Sylvie’nin gözetlemesini sanatsal üretimle ilişkilendirirken Adam’ın davranışlarını açık bir tehdide dönüştürüyor. Böylece mesele, mahremiyet ihlalinin kendisinden çok gözetleyenin kimliği ve eylemlerinin sonuçları üzerinden kuruluyor. Oysa Sylvie’nin yazarlığı, Nita’nın özel hayatına rızası dışında müdahale etmesini haklı çıkarmıyor. Adam’ın eylemlerinin daha görünür bir şiddete dönüşmesi de bu durumu değiştirmiyor.

