Sürekli krizlerin ve sınırların tartışıldığı, hassasiyetlerin yeniden üretildiği bir dönemde, beden hala kelimelerin ötesine geçebilir mi? Jasmin Vardimon, 1998 senesinde kurduğu Jasmin Vardimon Company bünyesinde, çağdaş dans ile tiyatroyu harmanlayan özgün diliyle dünya çapında tanınan bir isim. Sanatçının 25 senelik birikiminden süzülerek oluşturulan “NOW”, geçmiş ve gelecek arasında mekik dokuyan bir zaman kurgusuyla, toplumsal gerginlikleri bedensel bir dille görünür kılıyor. Odak noktasına bedeni alan bu çalışma, sanatseverleri yalnızca estetik bir seyire değil, aynı zamanda derin bir yüzleşmeye çağırıyor.
“NOW” Performansı Ne Zaman ve Nerede Sahnelenecek?
İngiltere merkezli topluluğun bu dikkat çekici yapımı, Tatlı Ekşi ve Pyramidion ortaklığıyla İstanbul’da izleyici karşısına çıkacak. Gösterimler, 27 ve 28 Mart tarihlerinde Lütfi Kırdar Kongre Merkezi Anadolu Oditoryumu’nda gerçekleştirilecek. Siyasi çekişmelerden dijital dünyanın getirdiği yeni görme biçimlerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan eser, sahneyi sadece görsel bir platform olarak değil, bir çatışma ve hesaplaşma alanı olarak kurguluyor. Ünlü koreograf Vardimon ile “NOW” aracılığıyla günümüzü, sanatın sınırlarını ve giderek daralan sahne alanlarını ele aldık.
Eser günümüz dünyasını nasıl yansıtıyor?
Vardimon, eserin toplumsal yansımalarını şu sözlerle açıklıyor: “NOW, geçmiş ile gelecek arasında köprü kuran, şimdiki zamanda var olan zaman kavramını araştırıyor. Bu çerçevede, derin toplumsal kırılmalar, politik huzursuzluklar ve sınır gerilimleri (hem kişisel hem küresel) gibi güncel temalara değiniyor. Aynı zamanda, uzlaşma ve şefkate duyulan sürekli bir arzuyu da gündeme getiriyor; bu da izleyiciyi umut duygusuyla baş başa bırakmayı amaçlıyor.”
Sahnede bedenin ifadesi ve kriz hali nasıl işleniyor?
Çalışmalarında bedeni çoğu zaman sözcüklerin önüne koyan sanatçı, “Bedeni bir ifade aracı olarak kullanıyorum. Beden, farklı gerilimler ve arzular barındıran görsel hikâyeler taşır. Küresel hikâyeleri, kişisel bir varoluş hali üzerinden ifade eder” diyerek yaklaşımını özetliyor. Mevcut belirsizlik ve kırılganlık durumunun sahneye taşınması konusunda ise şu yorumu yapıyor: “Bu belirsizlik ve kriz temalarına şiirsel bir biçimde dokunuyor. Bunu kelimelerle anlatmak, sahnede tanıklık etme deneyimini azaltır. Kırılganlık, dansçının bedeninde, nefesinde ve canlı performansın aktarımında taşınır.”
Teknoloji ve dijitalleşme sanatın neresinde duruyor?
Dijital dönüşümün insan ilişkilerini nasıl etkilediği ve bunun sahnede bir kontrol mü yoksa özgürleşme mi yarattığı sorusuna Vardimon, “Benim dünyamda bu, hayal gücünü besleyen bir yakıt olarak kullanılıyor ve gerçekliğe alternatif bir bakış sunuyor. Bakış açısı, dönüşen perspektifimizin anahtarıdır; bu yüzden işlerimde her zaman şu soruyum sorarım: Gördüğümüz şey mi bakış açımızı belirler, yoksa bakış açımız mı gördüğümüzü?” yanıtını veriyor. Ayrıca dijital çağın bakış açımızı şekillendirdiğini belirterek, “NOW’da sahnenin farklı noktalarına yerleştirilen kameralar alternatif bakış açıları sunarken, sahnede canlı olarak görülenlere ek bilgiler de katıyor” şeklinde ekliyor.
Sanatsal üretimdeki zorluklar ve politik duruş hakkında neler söylenebilir?
Ekonomik kısıtlamaların estetik tercihlere etkisini kabul eden koreograf, “Maddi ve çevresel zorluklar, NOW’u daha küçük bir dekorla üretmeme yol açtı. Önceki işlerimde büyük sahne tasarımları yer alırken, NOW daha küçük bir dekorla kurgulandı; bu da bir anlamda görsel çözümler bulmak için hayal gücümü daha fazla kullanmaya zorladı” diyor. Sanatın politikayla ilişkisi konusunda ise şu görüşlerini paylaşıyor: “Benim işlerim her zaman çağdaş yaşamlarımızı gözlemlemek ve tarihimizle, kültürlerimizle yüzleşmek üzerine kurulu; bu nedenle politik temalara da temas eder. Ancak sabit bir politik pozisyon almaktan ziyade, sorular sormayı ve farkındalık yaratmayı amaçlar.”
Son olarak İstanbul’da seyirciyle buluşacağı için büyük bir heyecan duyduğunu belirten Jasmin Vardimon, Türkiye’deki sanatseverlerin “NOW”a nasıl tepki vereceklerini merak ettiğini ifade ediyor. Vardimon’un aktardığı gibi eser; “uzlaşma ve şefkate duyulan arzuyu gündeme getiriyor; bu da izleyiciyi umut duygusuyla baş başa bırakmayı amaçlıyor.”




