İstanbul’un modernleşme hikayesini binaların sessiz tanıklığından dinlemeye ne dersiniz? Güncel gelişmeleri ve özel haberleri takip etmek isteyenler BirGün’ün WhatsApp kanalına buraya tıklayarak abone olabilirler. Hasan Kuruyazıcı tarafından hazırlanan “Batılılaşan İstanbul’un Mimarları, 1800–1950” adlı eser, kentin 150 yıllık mimari hafızasını mercek altına alarak modernleşme sürecindeki gizli kahramanları gün yüzüne çıkarıyor.
Kenti Kimler İnşa Etti?
İstanbul’un 19. yüzyıldan 20. yüzyılın ortalarına kadar uzanan estetik dönüşümünün arkasındaki aktörleri araştıran çalışma, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü (İAE) tarafından yayımlandı. Yüksek mimar ve akademisyen Hasan Kuruyazıcı’nın kaleme aldığı bu biyografik sözlük, özellikle Pera/Beyoğlu başta olmak üzere şehrin çehresini değiştiren Rum, Ermeni, Levanten ve Avrupalı mimarların rollerini görünür kılıyor. Araştırma, kentin neoklasik, neorönesans ve neobarok yapılarının hangi isimler tarafından tasarlandığı sorusuna yanıt ararken, dönemin çok kültürlü mimarlık atmosferini de yansıtıyor.
Hangi Koşullarda Dönüşüm Yaşandı?
İstanbul’un mimari kimliği, kurumsal bir eğitim boşluğunun yaşandığı kritik bir dönemde şekillendi. Hassa Mimarları Ocağı’nın 1831 yılında kapatılması ile Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi’nin 1882’de kurulması arasında şehirde bağımsız bir mimarlık okulu bulunmuyordu. Bu süreçte kentin yeni yüzünü, Avrupa’daki École des Beaux-Arts ve Accademia di Belle Arti gibi prestijli okullarda eğitim almış olan ve İstanbul’a gelen serbest çalışan mimarlar oluşturdu. Ancak bir meslek örgütünün yokluğu, bu değerli isimlerin büyük bir kısmının zamanla unutulmasına neden oldu.
Bir Cephe İmzasından Yola Çıktı
Bu büyük boşluğu doldurmak için yola çıkan Hasan Kuruyazıcı, araştırmasının fiziksel temellerini bugün Pera Müzesi olarak kullanılan eski Bristol Oteli’nin cephesinde fark ettiği bir imza ile attı. Binanın üzerindeki “A. Manussos-Architecte” (Mimar A. Manussos) yazısı, yedi yıl sürecek titiz bir çalışmanın başlangıcı oldu. Kuruyazıcı, Pera/Beyoğlu’ndan başlayarak Şişli, Galata, Sirkeci ve Balat’a kadar uzanan geniş bir bölgede bina cephelerini inceledi, mimar imzalarını ve baş harflerini fotoğraflayarak yaklaşık 100 mimar ile eserleri arasında bağ kurdu.
850 Mimarın İzi Nasıl Sürüldü?
Araştırmanın en önemli yazılı kaynaklarından birini, 1880–1930 yılları arasında İstanbul’da basılan Fransızca ticaret yıllığı Annuaire Oriental oluşturdu. Farklı ülkelerdeki koleksiyonlara yayılmış olan 33 nüshayı inceleyen Kuruyazıcı, mimarların çalışma adreslerinden mesleki ortaklıklarına kadar pek çok veriyi gün ışığına çıkardı. Bu kapsamlı tarama sonucunda, İstanbul’da faaliyet göstermiş yaklaşık 850 mimarın çalışma yılları tespit edilerek araştırmanın temeli atıldı ve bilgiler çeşitli arşivlerle desteklenerek zenginleştirildi.
Bilinen İsimlerin Ötesinde Neler Var?
Bu çalışma, mimarlık tarihinin Balyan Ailesi, Fossati kardeşler, Alexandre Vallaury ve Raimondo D’Aronco gibi popüler isimlerinin ötesine geçmeyi başarıyor. Kitapta, bugüne dek haklarında çok az şey bilinen onlarca mimarın hayat hikayesi, aile bağları, ofis adresleri, teknik çizimleri ve bina cephelerindeki imzaları yer alıyor. Ayrıca, kayıtlarda mimar olarak geçmesine rağmen henüz bir yapıyla ilişkilendirilememiş isimler de kitabın sonunda özel bir liste olarak sunuluyor. Eser, İstanbul’un modernleşmesini sadece anıtsal yapılar üzerinden değil, bu sürece katkı sunan ancak tarihin dışında kalmış tüm aktörler üzerinden okumaya olanak sağlıyor.




