BirGün’ün WhatsApp kanalına buraya tıklayarak abone olabilir, güncel gelişmeleri ve özel haberleri anında takip edebilirsiniz. Küresel salgının ardından gelişen evde film izleme kültürü, sinema sektörünü ciddi bir varoluşsal krizin eşiğine getirdi. Türkiye ise bu süreci, derinleşen ekonomik bunalımın da etkisiyle oldukça ağır bir şekilde tecrübe ediyor. Salonların yalnızca birkaç izleyiciyle dolduğu, ülkenin dört bir yanından sinemaların kapandığı bir dönemden geçiyoruz. Bu zorlu atmosferde festivaller, sinema sanatı için adeta bir hayat öpücüğü görevini üstleniyor. Gerçek sinema tutkunları, beyaz perdede film izleme heyecanını yitirmediklerini bu etkinliklerde açıkça kanıtlıyor.
Sinema Sektörü Neden Bir Varoluş Mücadelesi Veriyor?
Pandemi sonrası değişen alışkanlıklar ve ekonomik şartlar sektörü daraltırken, festivaller bu sanatın sığındığı son kaleler olarak dikkat çekiyor. Adana Altın Koza Film Festivali süresince edindiğim en pozitif tecrübe, izleyicinin sinema salonlarına olan sarsılmaz bağlılığıydı. Hem yerli hem de yabancı yapımlarda salonlar tamamen dolarken, gösterimlerin ardından yapılan söyleşilere katılım oldukça yüksekti. Benzer bir atmosfer şu günlerde İstanbul’da düzenlenen filmekimi kapsamında da hissediliyor. Yakın zamanda Ankaralı sinemaseverler de filmekimi seçkisini izleme şansı bulacak ve eminim ki orada da salonlar dolup taşacaktır. En azından birkaç büyük şehirde sinemaya tutkuyla bağlı bir kitlenin varlığı umut verici. Bu süreçte festivallere omuz veren kurumlar hafızalarda yer edecek; ancak destekten kaçınanların “ihanetinin unutulmayacağı gibi” bu katkılar da hep hatırlanacak.
Festivallere Kimler Destek Sağlıyor?
Karşılaştıkları tüm güçlüklere rağmen festivallerini yaşatan Adana ve Antalya Büyükşehir Belediyeleri, desteklerini esirgemeyen Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü ve Paribu gibi özel sektör temsilcileri takdiri hak ediyor. Yoğun seyirci ilgisi sevindirici olsa da bir festivalin maliyetlerini tek başına karşılamaya yetmiyor. Bu noktada devlete, yerel yönetimlere ve özel sektöre büyük sorumluluk düşüyor. Öte yandan, Anadolu’nun pek çok kentinde, örneğin İzmir’deki mevcut durumu ise uzun uzadıya anlatmaya gerek yok.
Festival Organizasyonları Nasıl Gerçekleştiriliyor?
Altın Koza’da bilet işlemlerinden ulaşım aksaklıklarına kadar yaşanan bazı problemlerin kökeninde, yönetimdeki çok başlılık ve ihale usulü çalışma zorunluluğunun yattığını düşünüyorum. Dünyada festival organizasyonunu ihale yoluyla, dolayısıyla yetersiz yüklenicilerle gerçekleştiren başka bir ülke olduğunu sanmıyorum. Ayrıca, ön seçici kurulların ve jürilerin verdiği kararlar bu denli tartışılıyorsa, bu mekanizmaların yapısı tekrar gözden geçirilmelidir. Bu sene seçkide yer almasına anlam veremediğim bir filme ve oyuncusuna ödül takdim edilmesi gerçekten akıl almazdı.
Hangi Yapımlar Beyaz Perdede Öne Çıkıyor?
Adana’da izlediğimiz kimi filmlerin filmekimi listesinde de bulunması sayesinde, İstanbul’da günde iki seansla tüm kritik yapımları görme imkanım olacak. Altın Koza’nın dünya sineması bölümünde; Jocelyne Saab’ın dört yapımı, Bela Tarr imzalı ‘Karanlık Armoniler’ ve Pontecorvo’nun ‘İsyan’ı gibi klasiklerin yanında, son iki yılda ödül alan önemli işler mevcuttu. filmekimi programında halen bilet bulma ihtimaliniz olan bazı filmlere değinmek gerekirse:
Polonyalı genç yetenek Pawel Pawlikowski’nin ‘Atayurdu / Fatherland’ (Polonya’nın bu yılki Oscar adayı) adlı yapımı, iki yazar baba-oğul arasındaki bağı ve sosyalist-kapitalist çatışmayı zarifçe işliyor. Rodrigo Sorogoyen’in baba-kız ilişkisine odaklanan ‘En Sevdiğim / The Beloved’ı ile Sandra Wollner’in gerçekle anıyı harmanlayan ‘Her Defa / Everytime’ı (Almanya’nın Oscar adayı) yılın en iyileri arasında. Lucrecia Martel’in ‘Bizim Toprağımız’ı toplumsal meselelere parmak basarken, Almodovar’ın ‘Buruk Noel’i ve Radu Jude’un ‘Bir Oda Hizmetçisinin Güncesi’ izlenebilir olsa da yönetmenlerin zirve işleri sayılmaz. Ayrıca Ryusuke Hamaguchi’nin ‘Birdenbire / All of a Sudden’ı, Marie Kreutzer imzalı ‘Nazik Canavar’ ve Annecy’de ödül alan ‘Demir Çocuk’ merakla beklediklerim arasında.
Fiyort ve Bilinmeyen Kadın
filmekimi’nin ilk günlerinde izlediğim iki film beni çok etkiledi. Christian Mungiu, Altın Palmiye kazanan ‘Fjord / Fiyort’ filminde Norveç’e taşınan bir Romen ailenin, basit bir disiplin olayının ardından sistemle çatışmasını duru bir dille anlatıyor. Benzer bir ahlaki çatışmayı Lance Hammer’in ‘Kraliçe Zor Durumda’ filminde de görmüştük. Venedik’te Altın Aslan kazanan ve Danimarka’nın Oscar adayı olan May El-Toukhy imzalı ‘Kvinde ukedt / Woman Unknown / Meçhul Kadın’ ise Nazi işgali sonrası Danimarka’da geçiyor. Film, bir kadının geçmişindeki sırlar üzerinden toplumdaki sınıfsal çelişkileri ve erkek egemen yapının ikiyüzlülüğünü ustalıkla gözler önüne seriyor.
İlerleyen günlerde izleyeceğim ve tavsiye edebileceğim diğer filmler ise şunlar: László Nemes’ten ‘Direniş / Moulin’, Emmanuel Marre’den ‘Devrinin Adamı / Notre Salut’, Lee Chang-dong’dan ‘Olası Aşklar’ ve Martin McDonagh’dan ‘Vahşi At Dokuz’. Keyifli seyirler dilerim.




