Sanatçı Ekrem Yalçındağ’ın üretimlerinde renkler, klasik bir resim ögesi olmaktan sıyrılıp geçmişin ve hatıraların taşıyıcısı konumuna yükseliyor. Sanatçının son dönemdeki çalışmalarını şekillendiren Light Yellow, Rosa, Grey serisi, ilhamını sanat tarihinden ziyade sinema dünyasının unutulmaz karelerinden birinden alıyor. Jean-Luc Godard imzalı 1963 yapımı Le Mépris filminde Brigitte Bardot’nun üzerinde gördüğümüz kıyafetin uçuk sarı, gül kurusu ve gri tonları, sanatçının odağını görüntünün kendisinden ziyade o anı zihinde tutan renk kombinasyonlarına yöneltiyor.
Sinematografik Hafızanın Tuvaldeki İzi
Zihnimizde bir görüntüyü canlandırdığımızda, bazen o karenin tamamı değil, geriye sadece birkaç temel renk kalır. Bardot’nun figürü, filmin geçtiği mekanlar ve sahnenin genel atmosferi zamanla silikleşirken, sinematografik bütünlük üç ana renkte kristalleşiyor. Ekrem için bu üç ton artık bir kostümün parçası olmaktan çıkıp, resimsel bir olasılığa evriliyor. Sinemanın o akışkan görüntüsü, resmin zamana meydan okuyan durağan yüzeyinde yeniden hayat buluyor.
Bu sanatsal dönüşüm, Yalçındağ’ın kariyeri boyunca sürdürdüğü estetik araştırmaların yeni bir evresini temsil ediyor. Goethe’nin renk kuramlarından Matisse’in yalın siluetlerine, Delaunay’ın optik titreşimlerinden sanatçının kendi monokrom çalışmalarına uzanan bu süreçte renk, hiçbir zaman sadece dekoratif bir unsur olmadı. Her aşamada biçimi inşa eden, mekanı dönüştüren ve izleyicinin bakışını yönlendiren bir düşünce aracına dönüştü. Light Yellow, Rosa, Grey serisiyle birlikte bu entelektüel arayışın kaynağına sinemanın görsel gücü de eklenmiş oluyor.
Görüntünün Altındaki Sistemi Keşfetmek
Burada sanatçı, Godard’ın sahnelerini birebir kopyalamıyor; aksine o sahnenin hafızadaki renk izdüşümünü eserinin merkezine yerleştiriyor. Ekrem, sinemanın betimlediği dünyayı değil, o dünyanın görsel bellekte bıraktığı tortuyu işliyor. Seçilen üç renk, orijinal sahnelerinden koparak kendi aralarında yeni bir diyalog kuruyor. Böylece izleyiciye sadece Bardot’yu veya Le Mépris’i hatırlatmakla kalmıyor, rengin kendine has hafıza alanını inşa ediyor.
Ekrem’in sanatındaki en belirgin özelliklerden biri burada tekrar karşımıza çıkıyor: Hazır bir görüntüyü olduğu gibi aktarmak yerine, o görüntüyü var eden sistemi çözmek. Sanatçı, doğa temalı serilerinde olduğu gibi gerçekliği doğrudan taklit etmekten kaçınıyor. Doğanın özündeki ritim ve motifleri nasıl ayıklıyorsa, bu kez de sinema karesini unutulmaz kılan renkleri süzüyor. Gerçeklik, sanatçının yaratım sürecine dahil olduğu anda bambaşka bir boyuta taşınıyor.
Dilin Çeşitliliği ya da Evinde Hissetmek
Ekrem Yalçındağ’ın kapsamlı çalışmaları, 19 Eylül ile 1 Kasım tarihleri arasında CerModern çatısı altında düzenlenen Dilin Çeşitliliği ya da Evinde Hissetmek başlıklı sergide sanatseverlerle buluşuyor. Bir tablonun içinde renk, desen, motif, boya, yüzey, ritim ve el işçiliği gibi pek çok farklı unsur aynı anda nasıl var olabilir? Yalçındağ’ın eserlerinde bu bileşenler sadece birer imge oluşturmakla kalmaz, zamanla ortak bir lisan geliştirirler. Yılların birikimiyle oluşan bu üslup, biçimlerin kendisinden ziyade aralarındaki bağlarda gizlidir. Bildiğimiz bir motif farklı bir tonda, alıştığımız bir düzen yeni bir ritimle karşımıza çıkarak görsel hafızamızı tazeler.
Serginin ismindeki “ya da” bağlacı, bu noktada büyük bir anlam taşıyor. Dilin Çeşitliliği ya da Evinde Hissetmek başlığındaki iki kavram birbirine alternatif değil, birbirini tamamlayan unsurlardır. Çeşitliliğin yarattığı dil zamanla bir “ev” güvenliği sunarken; ev hissi de farklılıkların uyum içinde yaşamasından kaynaklanır. Yalçındağ’ın dünyasında renk sese, desen ritme, motif ise zamana dönüşerek sanatçının içinde özgürce dolaşabildiği o resimsel “evi” inşa eder.
Light Yellow, Rosa, Grey çalışması, resim ile farklı görsel rejimler arasındaki bağı kuvvetlendiren bir alan açıyor. Sinema burada sadece bir imge deposu değil; rengin ve temsilin dönüşümünü inceleyen bir düşünce platformu görevi görüyor. Bir filmden arta kalan üç renk, sanatçının elinde çoğalarak sınırsız bir görsel dile dönüşüyor. Ekrem Yalçındağ için renk, artık sadece gördüğümüzü değil, zihnimizde kalanları da şekillendiren temel güç haline geliyor.




