Pankreas kanseriyle mücadele eden ve sağlık durumunun kritik olduğu belirtilen sanatçı Soner Olgun’un eski eşi Özlem Koldaş, sosyal medya üzerinden sarsıcı açıklamalarda bulundu. Koldaş, ünlü sanatçının hastalık sürecinde tıbbi bir ihmal yaşanıp yaşanmadığını sorgularken, süreci yöneten doktora yönelik çok sert ifadeler kullandı. Sanatçının yaklaşık bir buçuk yıl önce aniden ortaya çıkan ağır diyabet tablosunun, pankreas hastalığı yönünden neden derinlemesine araştırılmadığı konusu tartışmaların merkezine oturdu.
Aniden Yükselen Kan Şekeri ve Belirtiler
Özlem Koldaş’ın paylaştığı bilgilere göre, Soner Olgun’da bir buçuk yıl önce aşırı halsizlik, ağız kuruluğu, yoğun susuzluk hissi ve sık sık idrara çıkma gibi şikâyetler baş gösterdi. Yapılan kontrollerde açlık kan şekerinin 580, HbA1c seviyesinin ise 16,1 gibi çok yüksek değerlerde olduğu görüldü. Koldaş, bu tablo üzerine Olgun’a insülin tedavisi başlandığını ve yaklaşık bir buçuk yıl boyunca sadece diyabet hastası olduklarını düşünerek yaşadıklarını dile getirdi.
Sürecin başlangıcını anlatan Koldaş şu ifadeleri kullandı: ”Soner’i çok sevdiğim dahiliyeci arkadaşım Betül’e götürdüm. Kan tahlilleri yapıldı. O günkü sonuçlarında dikkat çekici bir sorun yoktu. Aradan yalnızca üç ay geçti. Soner’de yoğun bir ağız kuruluğu ve susuzluk başladı. Sık sık idrara çıkıyordu, halsizdi. Ankara’ya konsere giderken yol boyunca üç-dört kez arabayı durdurup tuvalete girmişti. Bir şeylerin normal olmadığını hissediyordum. Beyin MR’ı ve damar görüntülemeleri yapıldı. Çok şükür önemli bir bulgu çıkmadı. Soner bana dönüp: ‘Gördün mü, bir şeyim yok. İlla benden bir hastalık çıkaracaksın.’ dedi. Ben de: ‘Hayır Sonerciğim. Şimdi endokrinolojiye gidiyoruz. Çünkü sende bir şey var ve ben bunu hissediyorum’dedim. Ve benim için hikâyenin en acı yerlerinden biri tam burada başlıyor. Soner o dönemde Prof. Dr. S.Ç. tarafından değerlendirildi. Açlık kan şekeri 580, HbA1c ise 16,1 çıktı. Üstelik elimizde yalnızca üç ay önce yapılmış ve bu tabloyu göstermeyen kan tahlilleri vardı. Ailede diyabet olup olmadığı soruldu. Vardı. Soner’e insülin başlandığı ve biz diyabet tanısıyla hayatımıza devam ettik.”
“Neden Araştırılmadığını Sorguluyorum”
Koldaş, yalnızca üç ay önce temiz çıkan tahlillerin ardından bu denli ağır bir diyabetin gelişmesinin pankreas kanseriyle ilişkili olup olmadığının o dönemde neden kontrol edilmediğini sorguladı. Uzman görüşüne ihtiyaç duyduğunu belirten Koldaş, ”Yaklaşık bir buçuk yıl boyunca Soner’in diyabet hastası olduğunu düşündük. Bugün dönüp baktığımda beni kahreden soru tam olarak burada başlıyor. Üç ay gibi kısa bir sürede ortaya çıkan bu kadar ağır bir diyabet tablosunun altında başka bir neden olup olmadığı o dönemde araştırılmış mıydı? Pankreasın değerlendirilmesi gerekli miydi? Bu soruların tıbbi açıdan uzmanlar tarafından incelenmesini istiyorum. Google’a kısa cevabı ani diyabet direkt pankreas kanseri belirtisi yazıyor o diplomasını bir tarafına sokmak istediğim prof bunu bilemedi mi?” dedi.
Tıbbi konularda uzman olmadığını ancak yeni öğrenmeye başladığı bilgilerin kendisini şüpheye düşürdüğünü ifade eden Koldaş, sözlerini şöyle sürdürdü: ”Bugün geriye dönüp baktığımda, ani başlayan ve ağır seyreden diyabetin pankreas hastalıklarıyla ilişkili olup olamayacağının neden araştırılmadığını sorguluyorum. CA 19-9 gibi testlerin ve gerekli görülebilecek diğer değerlendirmelerin yapılıp yapılmaması gerektiği konusunda uzman görüşü alınmasını istiyorum. Ben hekim değilim. Bugün öğrendiklerimi o gün bilmiyordum. Ancak bugün, yeni başlayan veya hızla kötüleşen diyabetin bazı durumlarda pankreas hastalıkları açısından da değerlendirme gerektirebileceğini öğrenmiş bulunuyorum. Bunun Soner’in özel durumunda geçerli olup olmadığını elbette uzmanların değerlendirmesi gerekir.”
Hastalığın Yayılımı ve Geç Teşhis İddiası
Özlem Koldaş, bu olaydan yaklaşık bir buçuk yıl sonra Soner Olgun’un fiziksel durumunun kötüleştiğini, cildinde ve gözlerinde sararma meydana geldiğini belirtti. Yapılan yeni kontrollerde ise acı gerçekle karşılaştıklarını şu sözlerle aktardı: ”Keşke o gün birileri bize, “Bunu da araştıralım” deseydi. Keşke… Çünkü yaklaşık bir buçuk yıl sonra Soner’in yüzü ve gözleri sararmaya başladı. Halsizleşti, iştahı kesildi, mide bulantıları başladı. Yine doktora gitmek istemedi. ‘Bir mide bulantısı ilacı alırım, geçer’ dedi. Birkaç gün sonra yine elinden tutup götürdüm.’ Bu kez safra yollarında bir tıkanıklık olduğunu öğrendik. Taş olmasını diledik. Ama yapılan değerlendirmelerde bunun taş olmayabileceği, pankreasta bir kitle bulunduğu söylendi. Hastalığın pankreasla sınırlı olmadığı ve uzak yayılım bulunduğu da bize aktarıldı. O gün dünyamız değişti. Benim bugün hâlâ cevabını aradığım soru şu: Bir buçuk yıl önceki o ani ve çok ağır diyabet tablosu daha ayrıntılı araştırılsaydı, Soner’in hastalığı daha erken yakalanabilir miydi?”
“Sürecin Üstünün Örtülmesini İstemiyorum”
Koldaş, amacının sadece gerçekleri öğrenmek olduğunu ve konunun peşini bırakmayacağını vurguladı: ”Bunun cevabını tıbbi belgelerimizle, raporlarımızla ve gerektiğinde bağımsız uzman görüşleriyle arayacağız. Kimseyi sosyal medyada mahkûm etmek istemiyorum. Ancak yaşadığımız sürecin üzerinin örtülmesini de istemiyorum. Amacım herhangi bir kişi veya kurum hakkında kesin bir hüküm vermek değil; yaşadıklarımızın tıbbi açıdan incelenmesi.”
Doktora Yönelik Çok Sert Suçlamalar
Açıklamasının sonunda, isminin baş harflerini verdiği Prof. Dr. S.Ç.’ye yönelik öfkesini gizlemeyen Koldaş, ağır ifadeler içeren bir mesaj paylaştı: ”Ve sen; Prof Dr S.Ç. Sen insanı öldürüyorsun, bu işi bırak o diplomanı bir tarafına s..! Evet son dönemde herkese parasıyla diploma veriyorlar bence sen de satın almış bile olabilirsin! Ahi diyabetin pankreas kanseri belirtisi olduğunu bilmeyecek bir insan ancak diplomayı satın almış olabilir! İçimde de kalmasın. Hukuken bir cezası olmadığını öğrendiğim bu cümleyi senin için etmek istiyorum Prof Dr S.Ç Allah belanı versin!”




