Christopher Nolan’ın Odyssey projesi üzerine sohbet ederken, Homeros’un destanlarıyla olan köklü bağımı paylaştığım oğlum bana şu can alıcı soruyu yöneltti: “Madem hikayenin her detayını biliyorsun, neden izlemek istiyorsun?” Bu soru, çocukluğumdan bu yana Ulysses’in Truva’dan dönüş yolculuğunun kaç farklı yorumuna tanıklık ettiğimi düşündürdü. BirGün’ün güncel gelişmelerini ve özel haberlerini kaçırmamak adına WhatsApp kanalını takip edebileceğiniz bu süreçte, destanların nasıl evrildiğini görmek büyüleyici bir deneyim sunuyor.
Nolan’ın Odyssey’i Klasik Anlatılardan Nasıl Ayrılıyor?
Okuma ve izleme serüvenim, Varlık Yayınları’ndan çıkan Azra Erhat-A. Kadir çevirisiyle başladı; ardından Kirk Douglas’ın başrolünde olduğu 1954 yapımı Ulysses/Kral Ülis’in Maceraları, Andrei Konchalovsky’nin 1997 tarihli televizyon uyarlaması ve sayısız çizgi roman ile devam etti. Her versiyonun kendine has farklılıkları vardı. Özellikle Ulysses ve adamlarının Tepegöz’ün mağarasındaki sahneleri favorimdi. 1954 yapımı filmde şarap yapıp eğlendikleri sahneler akıllardayken, Nolan versiyonunda ne şarap ne de eğlence mevcut. Nolan, savaşı “maceraperest erkeklerin keyifli serüveni” olarak değil, dökülen kana bir ağıt olarak ele alıyor. Filmin ruhu, İthaca Kralı Ulysses’in “Keşke bu macera hiç yaşanmasaydı…” şeklindeki hüzünlü ve kaygılı yaklaşımıyla özetlenebilir.
Kral Agamemnon Karakteri Neden Bu Kadar Karanlık?
Korku filmlerinde yüzü gizlenen katil genellikle tanıdık biridir; Nolan’ın Odyssey’inde ise bu figür Kral Agamemnon’dur. Yunan ordularını bir araya getiren ve gemileri yürütmek için öz kızını kurban edecek kadar hırslı olan Miken Kralı Agamemnon, filmde adeta bir Darth Vader gibi tasvir ediliyor. Miğferiyle yüzünü gizleyen kralın simasını hiç görmüyoruz. Ulysses, Agamemnon’a makamından dolayı itaat etse de ondan nefret ediyor. İthaca ordusunun savaşa katılması bile Agamemnon’un Ulysses’i oğlu Telemachus’u elinden almakla tehdit etmesine dayanıyor.
Homeros’un Orijinal Destanıyla Aradaki Farklar Nelerdir?
Nolan’ın yorumu, Homeros’un Odysseia’sındaki anlatıdan ciddi biçimde sapıyor. Orijinal destanda Agamemnon kötü bir karakter değildir; aksine yiğit bir kraldır ve Truva dönüşü karısının komplosuyla can verir. Nolan ise bu ataerkil yapıyı tersyüz ederek Agamemnon’u karanlık bir psikopata, Ulysses’i ise savaş karşıtı birine dönüştürüyor. Ayrıca filmde Kirke karakteri üzerinden güçlü bir feminist damar işleniyor. Helios ve Perseis’in kızı olan tanrıça Kirke, orijinal destanda sadece hakimiyet kurmayı severken, Nolan’ın filminde erkekleri domuza dönüştürmesinin ardında kadın cinayetleri ve tecavüzlere karşı duyduğu öfke yatıyor.
Eleştiriler Hangi Noktalarda Yoğunlaşıyor?
Film henüz vizyona girmeden “sjw ve Woke düşmanı” çevrelerin hedefi oldu. Helen karakterinin siyahi bir oyuncu tarafından canlandırılması ve trans oyuncuların varlığı üzerine “Helen’i siyahi yapamazsın” gibi ırkçı ve cinsiyetçi tepkiler yükseldi. Bazı eleştirmenler ise “Benim de siyahi (ya da trans) arkadaşlarım var. Ama Homeros’un destanına bunu yapamazsın arkadaş!” diyerek anlatıya sadakat argümanını kullandı. Nolan’ın Helen’i, 2004 yapımı Troy filmindeki Diane Kruger’ın yarısı kadar bile geleneksel anlamda güzel değil. Ancak bu tercih, seyirciye “Uğruna onca kan dökülen güzel Helen bu mu yani?!” dedirterek savaş karşıtı mesajı pekiştirmeyi hedefliyor olabilir.
Bu Değişimler Toplumsal Olarak Ne İfade Ediyor?
Oğluma verdiğim cevapta da belirttiğim gibi: “Hikaye aynı gibi görünür, ama her anlatılışında mutlaka bir şeyler değişir; bu sosyolojik bir olgu…” 1954 yılında Odyssey kahramanca bir erkeklik hikayesiyken, bugün savaşın acılarını anlatan bir trajediye dönüşüyor. Eskinin yüce kralı Agamemnon, günümüz dünyasının güç peşindeki liderlerini andıran bir profil çiziyor. Nolan’ın filmindeki Agamemnon imgesini günümüz iktidarlarıyla kıyasladığınızda, değişimin ne kadar anlamlı olduğu ortaya çıkıyor.




