Havanın sıcaklığıyla birlikte insanların üzerindeki telaşlı ama bir o kadar da sessiz ruh hali dikkat çekiyor. Tahammül sınırlarının iyice zorlandığı bu günlerde, iskele kenarındaki bir kafede otururken hem kendimi hem de yazacağım gazete yazısını düşüncelere dalmış bir halde tartıyorum. Tam o esnada iskelenin kedilerinden Hüsnü yanıma yanaşıyor. Bu kediye neden Hüsnü isminin verildiği hakkında bir fikrim yok ancak kendisi oldukça sosyal; sürekli bir şeyler mırıldanıyor. Bu kavurucu sıcakta konuşacak enerjiyi nasıl bulduğuna şaşırıyorum. Kafenin önünde vedalaşan iki arkadaştan vapur binmek üzere olanın kurduğu şu cümle dikkatimi çekiyor: “Bağlantıda kalalım.”
Son dönemlerde bu ifade adeta herkesin diline pelesenk olmuş durumda. Hüsnü’ye bakıyorum, sanki aklımdan geçenleri okumuş gibi gözlerimin içine bakıyor. Ona içimden şunları söylüyorum: “Ne demek bağlantıda kalmak? Demek ki bağlı değiller; bağlı olsalar bunu temenni etmeye gerek duymazlardı.” Bu söz aslında şu anlama gelmiyor mu: “Arada sırada, önemli bir şey olursa haberleşelim.” Bağ kurmak bir sorumluluk getirirken, bağlantıda kalmak ise bu mesuliyeti üstlenmek yerine rafa kaldırıyor. İhtiyaç anında hatırlanmak, ihtiyaç duyulmadığında ise unutulmak üzere kurgulanmış bir düzen bu. Hüsnü, bu düşüncelerime yine mırıldanarak karşılık veriyor.
Neden Dijital Destek Gerçek Bağların Yerini Tutmuyor?
Komedyen Deniz Göktaş’ın gösterisi nedeniyle tutuklandığı video milyonlarca kez tıklandı. Ben de o izleyenlerden biriydim ve videonun altına pek çok kişi gibi “yalnız değilsin” notunu düştüm. Ancak bu eylemin ardından hepimiz hızlıca kendi rutinlerimize geri döndük. Hüsnü ile bu sessiz diyaloğum sürerken yanımıza bir kadın yaklaşıyor ve gülümseyerek, “Hüsnü herkesin yanına gitmez,” diyor. Hüsnü, sanki bu övgüyü bekliyormuş gibi hemen yanımdan kalkıp kadının bacaklarına sürünmeye başlıyor.
Kim Bu İskele Kedisi Hüsnü’nün İsim Babası?
Kadın iskelenin gediklilerinden; her gün oradaki hayvanları beslemeyi görev edinmiş. Çantasından mamaları çıkarırken merakıma yenik düşüp soruyorum: “Adı neden Hüsnü, biliyor musunuz?” Aldığım yanıt bir geçmişin izlerini taşıyor: “Hüsnü’yü tanımıyor musunuz? Bu iskelede kitap tezgâhı vardı. Şiir yazardı.” O an hafızamda canlanıyor; uzun saçlı, sakallı, birkaç kez sohbet ettiğim o kitapçıyı hatırlıyorum. Kadın devam ediyor: “Onun kedisiydi. O ölünce onun adıyla seslenir oldu herkes.” Kedinin başını şefkatle okşayan kadın, kitapçı Hüsnü’nün sokaktaki herkesle bir bağ kurduğunu hatırlatıyor. Ardından diğer kedilerin de etraflarında toplanmasıyla birlikte Hüsnü ve kadın yanımızdan uzaklaşıyor.
Nasıl Oldu da Bağlanmak Bir Borçlanma Haline Geldi?
Kitapçı Hüsnü’yü düşünürken üniversite yıllarımda bir sahil kasabasında kitap sattığım günlere gidiyorum. O dönemlerde fonda hep “Hayallerim, Aşkım ve Sen” filminin tınıları olurdu. Sürekli bir şeylere muhalif olduğum, karşı durduğum zamanlardı. Bir şeye karşı çıkmak bir iddia barındırır; reddettiğiniz şeyin yerine başka bir ihtimalin varlığını savunmayı gerektirir. Savunduğunuz o şeye bağlanırsınız ve eğer yanılgıya düşerseniz bunun bedelini ödersiniz. Günümüzde ise bu iddiaların yerini her yere sirayet eden bir kuşkuculuk almış durumda. Kuşkucu olan kişi hiçbir iddia ileri sürmez, hiçbir şeye sıkı sıkıya bağlanmaz ve böylece kimseye borçlanmadan yaşar.
Bağlanma kavramının gözden düşme sebebi tam olarak bu: bir tür borçlanma hali. Bağ kurduğunuzda kendinizden bir parçayı karşı tarafa teslim edersiniz ve o parça artık sizin kontrolünüzden çıkar. İhmal edilebilir, unutulabilir ya da en muhtaç olduğunuz anda karşılıksız kalabilir. Oysa sadece “bağlantıda kalan” kişi kendinden hiçbir parça vermez. Herkesi ekranın ardındaki o mesafede tutar. Bu mesafe, yalnız hissetmeyecek kadar yakın, ancak kimsenin kendisinden bir talepte bulunamayacağı kadar uzaktır. Böylece her ilişki gerçekleşmemiş birer potansiyel olarak kalır. Lacan’ın öznesini yaşamı boyunca takip eden “benden ne istiyorsun?” sorusu, bu sayede hiç sorulamaz. Ötekinin talebi, ancak kişinin izin verdiği o dar aralıktan, yani cevapsız kalan mesajlar ya da sorulmayan sorular arasından sızabilir.
Ne Zaman Gerçek Bir İlişkiden Söz Edilebilir?
Gerçek ilişkilerin dinamiği bundan çok farklıdır. Bir insanın bizim için “gerçek” olması, bir sınavdan geçmesine bağlıdır. Öfkemize, ihtiyaçlarımıza veya en yersiz taleplerimize rağmen karşımızda durmaya devam ediyorsa, o kişi artık bizim zihnimizdeki bir kurgu olmaktan çıkar. Kendi kontrolümüzdeki bir hayal bizi asla doyuramaz; sahici bir ilişki ancak ötekinin bizden bağımsız bir varlık olduğunu kabul ettiğimizde başlar.
İçimde yeniden “Hayallerim, Aşkım ve Sen” melodisi yankılanıyor. Hava hâlâ sıcak. Önümden geçen insanlar, birbirine değmemeye çalışırcasına telaşlı ve sessizce akıp gidiyor. Bu sırada karnını doyurmuş olan Hüsnü, koşturarak tekrar bana doğru geliyor. Özel haberleri ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.




