L’Officiel dergisinin yeni sayısına konuk olan başarılı oyuncu Melis Sezen, hem profesyonel yaşamına hem de iç dünyasına dair dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Son dönemde sanat camiasında sıkça gündeme gelen “rolden çıkamama” tartışmalarına dahil olan Sezen, canlandırdığı karakterlerle kurduğu derin bağın kendisini nasıl etkilediğini paylaştı.
Rolden Çıkma Süreci ve Duygusal Dönüşüm
Karakterlerin içinde yaşarken o durumdan bir anda sıyrılamamanın kendisindeki yansımalarını anlatan ünlü oyuncu, bu sürecin oldukça yoğun geçtiğini ifade etti. Sezen, “Bende yoğun oluyor açıkçası. Bir karakterin doğum aşaması en sancılı dönem oluyor. Karakterle iyice bir keşif yolculuğuna çıkınca ve onunla her günü geçirmeye başlayınca, onun duygularıyla kendi duygularım birbirini etkileyebiliyor; mesela aşırı duygusal bir karakter oynuyorsam daha duygusal yanım baskın gelmeye başlıyor ve Melis’in de daha duygusal kanalı açılıyor. Biraz dönüşüyorum, o beni bir yolculuğa çıkarıyor. Ama önemli bir nokta var ki; aynı zamanda ayrımı iyi yapabilmek, duyguları kendi hayatınıza taşımamak gerek. Ben bu doğru bir şey diye anlatmıyorum, kendi yaşadığımı anlatıyorum ama bazen de öyle ısınıyorum ki beden dillerimiz karışabiliyor. Özellikle seneler geçirdiğim karakterse, birbirine karışabiliyor. Özgürleşelim. Ama bir karakterin doğuşu, vedası için mutlaka sıfırlanma istiyorum.” dedi.
Gerçek Gücün Kaynağı: Kendin Olmak
Kamera önünde sergilenen güçlü duruş ile gerçek hayattaki güç arasındaki fark üzerine de konuşan Melis Sezen, gücün tamamen özgünlükle ilgili olduğunu savundu. Oyuncu, “İnsan kendi olduğu sürece güçlüdür. Kendinin dışına çıktıkça zayıflar. O yüzden öyle bir ayrımım hiç olmadı. Güç görünmez, hissedilir zaten.” ifadelerini kullanarak gücün hissedilen bir olgu olduğunu vurguladı.
Sihirli Bir Çocukluktan Bugüne
Çocukluk yıllarına dair samimi anılarını paylaşan Sezen, kendisini o dönemlerde en iyi tanımlayan duyguların “sahne ve sihir” olduğunu belirtti. Bu iki tutkunun her zaman iç içe olduğunu dile getiren oyuncu, “Ben sihri çok seviyorum; sürekli periler çizer, onlara tasarım elbiseler yaratırdım. Hepsine başka özel güçler ve elementler verirdim. Sihirli bir alfabem vardı. Kendimi bildim bileli dans eder, resim yapar ve her şeyi de sihirle yaparım. Hâlâ öyle. Hiçbir şey değişmedi.” şeklinde konuştu.
Kendi Özel Kokusunu Tasarladı
Koku dünyasına olan ilgisini profesyonel bir tasarımla taçlandıran Melis Sezen, bu özel deneyimini şu sözlerle aktardı: “MAD Parfumeur ve Givaudan ile kendime ait bir koku tasarladım. İki hafta boyunca Givaudan’dan Türkiye Ülke Direktörü Çise Osmanoğlu’ndan aldığım ham maddeleri evde çalışarak kokladım. Master Parfümör Valerie ile Paris’te Givaudan’ın merkezinde buluştuk. 13 koku üzerinde çalıştık, aynı zamanda ertesi gün dünyadaki tek parfümör okulu olan Givaudan Perfumery School’da ders aldık. Sonrasında kendi leylak kokumu tasarladım. Küçük bir şişede, yatak başucumda şimdi.”
Karakterlerin duygusal yükünü uzun süre taşıdığını yineleyen Sezen, özellikle uzun soluklu projelerde bu durumun daha belirginleştiğini belirterek, “Bazen öyle ısınıyorum ki beden dillerimiz karışabiliyor. Bir karakterin doğuşu, vedası için mutlaka sıfırlanma istiyorum.” diyerek profesyonel yaklaşımını özetledi.




